İngilizcede En Çok Kullanılan Kelimeler Listesi

Konusu 'Zengin Bilgiler' forumundadır ve Demir tarafından 25 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. İngilizcede En Fazla Kullanılan Kelimeler Listesi

    able: s. yapabilen, muktedir, gücü yeten, yetenekli, beceri gerektiren, ebilen
    about: zf. etrafına, aksi yöne, takriben, yaklaşık, hemen hemen, aşağı yukarı ed. hakkında, etrafında, dair, konusunda, orada burada, üstünde, ilgili
    above: s. yukarıdaki, sözü geçen zf. yukarıda, cennette, daha çok, önce ed. üstünde, üzerinde, üzerine, yüksek, üstün, öte
    according to: göre
    across: zf. karşıdan karşıya, çapraz, karşıya, genişliğinde ed. karşısında, içinden, ortasından, üstünden; öbür tarafında
    after: zf. sonra, daha sonra, ardından, arkasından ed. sonra, arkasından, den sonra, izleyen, ardından, peşinden; göre bğ. dikten sonra
    afternoon: i. öğleden sonra
    afterwards: zf. sonra, ondan sonra, sonradan, daha sonra
    again: zf. tekrar, yine, gene, yeniden, bir daha, ayrıca, üstelik
    against: ed. karşı, aykırı, aleyhinde, dayalı, karşısında zf. ters olarak, aleyhte, karşı
    ago: s. önce, evvel
    ahead: zf. ilerde, önde, önceden s. ilerde, önde, başta, ileri
    all: i. herkes, her şey, hepsi s. bütün, tüm, hep, her, saf, katışıksız, özbeöz zf. alayı, hepsi, tamamen, bütünüyle, hep, büsbütün
    all right: ünl. fena değil, peki, olur, tamam
    almost: zf. yaklaşık olarak, hemen hemen, neredeyse, az kalsın, az daha, adeta
    alone: s. yalnız, tek başına, kimsesiz zf. yalnız başına, yalnız, tek başına, bir başına
    along: zf. boyunca, süresince; yanısıra, beraberine, yanına; ileriye, ileri ed. boyunca
    already: zf. zaten, çoktan; şimdiden, önceden; bile
    also: zf. de, da, dahi, hem, hem de, ayrıca, üstelik, keza
    although: bğ. karşın, ise de, rağmen, olduğu halde, gerçi
    altogether: zf. tamamen, bütün bütün, büsbütün, hepten, baştan sona, genelde
    always: zf. her zaman, daima, hep, defalarca, tekrar tekrar, boyuna
    among: ed. arasına, arasında, içinde
    and: bğ. ve, ile, de
    any: s. hiç, hiçbir; biraz, daha, her, herhangi zf. hiç, daha, biraz zm. her ne, herhangi biri, biri
    anybody: i. kimse, hiç kimse, herhangi biri, kim olsa
    anyone: zm. kimse, hiç kimse, herhangi biri, kim olsa
    anything: i. bir şey, hiçbir şey, herhangi bir şey, ne olsa, her şey
    anyway: zf. her halükârda, nasıl olsa, zaten, neyse
    anywhere: zf. herhangi bir yere, bir yere, hiçbir yerde
    april: [April] i. nisan
    around: zf. etrafına, etrafında, etrafta, çevrede, bu civarda; arada burada, oraya buraya ed. etrafına, çevresine, etrafında, çevresinde, sularında; aşağı yukarı
    as: zf. kadar, olarak, gibi, iken i. gibi bğ. ki; madem; olduğu gibi, diği gibi, iken, irken; karşın, rağmen; mademki
    at: i. asker [brit.], savaşçı [brit.], eyt ed. de, da, ye, ya, e, a
    august: i. Ağustos s. muhterem, aziz, saygıdeğer, muhteşem
    away: i. deplasman maçı zf. uzakta, uzağa, uzak, durmadan, yok, bir yana, devamlı s. deplasmanda, rakip sahada
    bad: i. kötü; zarar, yıkım, perişanlık, şanssızlık s. kötü, fena; kokuşmuş, terbiyesiz, küfürlü; berbat, rahatsız, sahte, sert; bozuk, çürük, kokmuş, kem
    bank: f. parasal işlerini yapmak, para sürmek, para yatırmak, set çekmek; önlemek; uçağı yan yatırarak döndürmek i. banka; tuş arası [müz.]; uçağın bir yana yatması; silindir arası (motor); yokuş, kıyı, banko, sahil, yığın, küme, set
    bar: f. sürgülemek, hapsetmek, parmaklıkla çevirmek, parmaklık takmak; önünü kesmek, engellemek, menetmek, yasaklamak; katmamak, saymamak, hoşlanmamak; çizgi yapmak i. demir çubuk, parmaklık; avukatlar, avukatlık; sürgü, bariyer, engel; kalıp; ışın, bar, meyhane, baro; yargı, levrek, çizgi ed. hariç, den başka, saymazsak
    beautiful: s. güzel, hoş, biçimli, tatlı, harika, nefis
    because: bğ. çünkü, yüzünden, dolayı, diği için
    bed: f. yatırmak, yatacak yer sağlamak, yatak yapmak; yerleşmek, kalmak; dikmek (bitki) i. yatak, yatacak yer, tarh, tabaka, nehir yatağı; mezar, çiçeklik, temel, zemin, katman
    before: zf. önce, karşı, önceki, önde, önden bğ. önce, den önce, mek yerine, mektense, zira ed. önünde, huzurunda, karşısında, önüne, önde, önce, evvel, ilerisinde
    behind: i. popo, kıç (Argo), peş (Argo) zf. arkada, arkadan, geride, arkaya, geriye, geri, geç, gizlenmiş, saklı ed. arkasında, gerisinde, ardındaki, arkasından, ardından, peşinde
    below: zf. aşağı, aşağıda, altta, alt katta, yeryüzünde, düşük rütbede, altında, cehennemde ed. aşağı, altında, altta
    beside: ed. yanına, yanında, dışında, başka, kıyasla, nazaran, nispeten
    besides: zf. ayrıca, bundan başka, üstelik, bir de, hem de, zaten ed. başkaca, dışında
    best: f. yenmek, geçmek, alt etmek s. en iyi, birinci sınıf zf. en iyi şekilde, en çok, en
    better: f. daha iyi yapmak; düzeltmek, iyileştirmek, geliştirmek; geçmek i. daha iyisi, üstün kimse s. daha iyi, daha güzel
    between: zf. arada, ortasında, araya, arasına, ortada, ortaya ed. arasında, aralarında
    beyond: i. öbür dünya, ahiret zf. aşırı, ötesinde, öte ed. ötesine, ötesinde, öteye, ötede, den öte, ötesi; ayrıca, haricinde, götürmez
    big: zf. büyük, çok, fazla, övünerek, yüce gönüllükle s. büyük, kocaman, iri kıyım, iri, çok, iri yarı, önemli, yüce, kapı gibi (Argo)
    black: f. siyaha boyamak, siyahlatmak, karartmak i. siyah; zenci; siyah giysi, siyah boya; is s. kara, siyah; zenci; pis; koyu; kötü, uğursuz, kızgın, karalayıcı; morarmış, kasvetli,
    blue: f. mavi yapmak, maviye boyamak; har vurup harman savurmak; çarçur etmek i. mavi; muhafazakâr partili s. mavi; çürümüş, morarmış; hüzünlü, keyifsiz, canı sıkkın, morali bozuk, açık saçık, müstehcen
    body: i. karoser, vücut, gövde, beden, ceset, cisim; hacim; büyük kısım; birlik, grup, kuruluş, kütle
    both: s. ikisi de, her ikisi de
    boy: i. oğlan, erkek (genç), delikanlı, erkek çocuk, oğul, erkek hizmetli
    bread: f. pane etmek i. ekmek, mangır; geçim, para,
    Breakfast: i. kahvaltı
    brother: ünl. vay be, vay canına i. erkek kardeş, kardeş, birader, arkadaş, dost, tarikat üyesi
    bus: f. otobüsle taşımak
    business: i. faaliyet, iş, görev, alım satım, ticaret, ticarethane, firma, işyeri, konu, mesele
    busy: s. meşgul, yoğun, faal, işlek
    but: i. itiraz, karşı çıkma zf. sadece, yalnızca, hiç olmazsa, yani bğ. fakat, ama, ancak, halbuki, oysa, başka, hariç, ki
    by: zf. yakın, geçişli biçimde, geçecek biçimde, bir kenara ed. yanında, kenarında, başında, yakınında, yanından, yakınından, yoluyla, yolundan, tarafından, kadar (süre), vasıtasıyla, ile, göre ök. yan, ikincil, ikinci derecede, tâli, ek, takma
    cab: f. taksi ile gitmek i. taksi, kiralık araba, aracı kullanan kişinin yeri
    call: f. çağırmak, bağırmak, seslenmek, aramak (telefon); telefon etmek, telefonda konuşmak; davet etmek, çağrıda bulunmak; dava açmak; adlandırmak, lakap takmak; demek, söylemek, farzetmek, ziyaret etmek, uyandırmak i. ses, çağırma, seslenme, çağrı, ötüş; ihtiyaç; ziyaret etme, davet, ziyaret, telefonda konuşma
    car: i. araba, otomobil; vagon, kabin, yolcu bölümü (balon veya zeplin)
    card: f. kart koymak, kart açmak; fişlemek; kartlara yapıştırmak; taramak (yün vs.) i. kart, kartpostal; oyun kâğıdı, iskambil kâğıdı; tebrik kartı; kartvizit, program; esprili kimse; belge; tarak (dokuma)
    cheap: s. ucuz, değersiz, bayağı, kalitesiz, aciz, zahmetsiz, uğraşsız zf. ucuza
    child: i. çocuk, küçük, velet, evlat, ürün
    cigarette: i. sigara
    cinema: i. sinema
    city: i. kent, şehir halkı, büyük kasaba, şehir s. kent
    class: f. sınıflandırmak, saymak, kategorize etmek i. class, sınıf, derslik, grup; mevki, zümre, cins, bölüm, tür, çeşit, kalite; dershane, ders, kur, kurs, öğrenciler (aynı yıl mezun olan); mükemmellik, üstünlük, klas olma
    coffee: i. kahve, kahverengi
    cold: i. soğuk, soğukluk; nezle; soğukalgınlığı s. soğuk, üşümüş, donuk; sakin, soğukkanlı; sıkıcı; duygusuz; yapmacık; baygın; kaçınılmaz, kesin olarak
    crazy: s. çıldırmış, çılgın, deli, mecnun; derme çatma; salak, aptalca; karmaşık
    dad: i. baba, babacığım
    dangerous: s. tehlikeli, riskli
    dark: i. karanlık; akşam; koyu renk; belirsizlik, bilgisizlik; gölge s. karanlık, ışıksız; kara, koyu, loş; esrarlı, gizli; kötü; korkutucu; bulanık; üzüntülü, kasvetli, asık suratlı
    date: f. tarih atmak, zamanını belirlemek; çıkmak (Argo), flört etmek, buluşmak; eskiden kalmak, eski bir tarihten geliyor olmak, eskimek; bayatlamak i. tarih, zaman, dönem, vade; randevu, buluşma, flört; hurma
    daughter: i. kız, kız evlât; bağ, ilişki
    day: i. gün, gündüz; dönem, zaman
    december: i. Aralık
    delicious: s. lezzetli, nefis; hoş
    different: s. farklı, başka, değişik; diğer; çeşitli,
    difficult: s. zor, güç, çetin; çatal, belâlı; inatçı; geçimsiz; huysuz, müşkülpesent, titiz; zor beğenen
    dinner: i. akşam yemeği, yemek; ziyafet
    dirty: f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, kirlenmek, pislenmek; bulaştırmak s. pis, kirli; açık saçık, rezil, aşağılık, iğrenç, ahlaksız, edepsiz, terbiyesiz, müstehcen; muzur, bozuk; fırtınalı
    doctor: f. tedavi etmek, hadım etmek, doktorluk yapmak; onarmak; yamamak; sulandırmak; üzerinde oynama yapmak, değiştirmek i. doktor, hekim; ileri gelen; gemi aşçısı; yapay balıkçı sineği
    double: f. iki misli yapmak, iki yle çarpmak, ikiye katlamak, katlamak, dublörlüğünü yapmak; iki rolü birden oynamak; bükmek; iki katına çıkmak; katlanmak; eğilmek; yumruğunu sıkmak; ikili oynamak; iki enstrüman çalmak; koşar adım gitmek; ikinci işte çalışmak i. iki kat; çift, kopya, benzer, duble, ikili bahis, dublör; koşar adım s. çift; iki kat; ikili; çifte, iki kişilik, duble; iki yüzlü; iki anlamlı
    down: f. devirmek, yere sermek; yenmek; indirmek (uçak); mideye indirmek i. kuştüyü, tüy, ayva tüyü; hav; tepe; kumul; şansın ters dönmesi; bunalım, depresyon; nefret; garez; bağlanma s. aşağıya doğru, düşen; neşesiz, keyifsiz, morali bozuk; şehir merkezine giden; çarşı doğrultusunda olan; londra'ya giden
    each: s. her, her bir zm. her biri, tanesi
    early: s. erken, başlangıç, ilk, eski, çabuk, acele zf. erken, çabuk, erkenden, ilk olarak, evvel, önce, zamanından önce
    easy: s. basit, kolay, zahmetsiz, rahat, dertsiz, huzurlu, zevkli, uysal, serbest, doğal
    else: zf. başka, ayrıca, ilaveten, başka türlü, başka zaman, yoksa, aksi halde
    empty: f. boşaltmak, dökmek, içini çıkarmak, tahliye etmek, boşalmak, içini boşaltmak, dökülmek i. boş kap, boşalma s. boş, yoksun, aç, boşuna, içeriksiz, önemsiz, anlamsız
    enough: s. yeterli, kâfi, yeter zf. yeterince, yeteri kadar ünl. yeter, bıktım
    even: f. düzlemek, düzleştirmek, eşit olarak bölüştürmek, düzleşmek, düz olmak s. düz, çift, eşit, tam, başabaş, fit olmuş, düzenli, dengeli, sakin, çift (sayı) zf. bile, dahi, hatta, üstelik, tam
    evening: i. akşam, suare, son evreler, son bölüm
    ever: zf. her zaman, hep, daima, gitgide, giderek, asla, hiç, olabildiğince
    every: s. her, bütün, her bir, her türlü
    exactly: zf. tamı tamına, aynen, tamamen, tam olarak, kesin olarak, tam, tamam, titizlikle ünl. doğru, kesinlikle, aynen, çok doğru
    except: f. hariç tutmak, dışında tutmak, ayırmak, karşı çıkmak, itiraz etmek ed. haricinde bğ. yoksa, haricinde, olmazsa, başka
    expensive: s. pahalı, masraflı, pahalıya mal olan
    extra: i. ekstra şey, ek, ilave, ek iş, ekstra masraf, ilave (gazete), zam, figüran s. ekstra, ek, fazla, üstün, olağanüstü, ilave edilen, ilave zf. ekstra olarak, ayrıca, ilaveten, fazladan
    family: i. aile, ev halkı, sülale, soy, familya, küme s. aileye ait, aile, ailevi
    far: s. uzak, ırak, öbür, öteki, mesafe katetmiş zf. uzak, uzağa, uzakta
    fast: f. oruç tutmak i. oruç, oruç süresi s. çabuk, hızla, hızlı, rengi atmaz, solmaz, su gibi, süratli, seri, ileri (saat), eli çabuk, tez canlı, uçarı, dayanıklı, sağlam, değişmez, sabit, sıkı, ayrılmaz
    father: f. yapmak (çocuk), yaratmak, icat etmek, babası olmak, üzerine atmak, yüklemek i. allah, tanrı i. baba, papaz, peder, yaratıcı, kurucu, ata
     

  2. february: i. şubat
    few: i. az miktar s. az, kıt, azıcık
    file: f. dosyalamak, kayda geçirmek, sıra ile yürümek, eğelemek, törpülemek, pürüzlerini gidermek i. dosya, klasör, sıra, eğe, törpü
    film: f. filme çekmek, ince bir tabaka ile kaplamak, kaplamak (zar vb.), film çekmek i. ince tabaka, zar, film, lif, ölünün gözündeki donukluk
    final: i. final, final karşılaşması, final sınavı, son baskı (gazete) s. son, en son, sonuncu, final, nihai, kesin, kusursuz
    fine: f. berraklaştırmak, arıtmak, açılmak, berraklaşmak, para cezası vermek i. ceza, para cezası s. güzel, hoş, ince, narin, hassas, nefis, mükemmel, saf, iyi, uygun
    first: i. başlangıç, birincilik, birinci gelen şey s. ilk, birinci, baş, başta gelen, önde gelen zf. ilk olarak, başta, ilkönce, ilk kez, önce, öncelikle
    floor: f. döşemek, yere yıkmak, yenmek, şaşırtmak, afallatmak, tam gaz vermek, köklemek i. zemin, taban, döşeme, pist, düzlük, kat
    food: i. yiyecek, yiyecekler, yemek, gıda, besin, yem
    for: ed. için, göre, amacıyla, doğru, uygun, yönünde, yarayan, karşı, dolayı, sebebiyle bğ. dolayı, nedeniyle, çünkü, zira
    foreign: s. yabancı, dış
    forward: f. sevketmek, göndermek, yollamak, yeni adrese yollamak, ilerletmek i. forvet, ileride yer alan kimse s. ileri, ileriye doğru, ilerideki, ön, öndeki, turfanda, erken gelişmiş, büyümüş de küçülmüş, ilerlemiş, fazla ileriye giden, cüretli, hazır, istekli, vadeli, ileriye yönelik
    friday: i. cuma
    friend: i. arkadaş, dost, tanıdık, ahbap, yardımcı, destek
    full: f. yıkayıp çektirmek, yıkayıp büzmek i. doluluk, dolu şey, son had s. dolu, tam, tok, etine dolgun, balıketi, bol, geniş, meşgul, öz, elinden gelenin en iyisi, son
    fun: i. eğlence, şaka, eğlenme, alay
    funny: s. gülünecek, eğlenceli, zevkli, komik, gülünç, eğlendirici, tuhaf, garip, şüpheli, karanlık, sakat
    game: f. kumar oynamak i. oyun, maç, eğlenme, şaka, dolap, meslek, av hayvanı, av eti s. cesur, yiğit, hevesli, hazır, sakat, topal, aksak
    gas: f. gaz vermek, benzin almak, atıp tutmak, övünmek, saçmalamak i. gaz, havagazı, benzin, grizu, gaz pedalı, boş lâf, övünme, atıp tutma, hava civa, matrak şey, eğlenceli şey
    general: i. general, genel ilkeler, orgeneral, komutan, tarikat lideri s. genel, yaygın, tahmini, baş, umumi, şef
    gentleman: i. centilmen, bey, beyefendi, bay, kibar kimse, soylu erkek, hazır yiyici adam
    girl: i. kız, kız arkadaş, sevgili, hizmetçi kız
    god: [God] i. ilah, put
    good: i. hayır s. iyi, güzel, hayırlı, yararlı, sağlığa yararlı, dolu dolu, çok, uslu, sağlam, emin ünl. peki
    government: i. hükümet, devlet, idare, yönetim, rejim, yönetim biçimi, siyasal bilgiler, siyaset bilimi, yönetme [dilb.]
    great: s. büyük, önemli, ulu, muazzam, ünlü, hevesli, iyi, çok iyi, mükemmel ünl. harika ök. büyük
    green: f. yeşillendirmek, yeşile boyamak, yeşermek, yeşile boyanmak i. yeşil, çimenlik, yeşil alan, yeşillik, golf sahası, gençlik, zindelik, para s. yeşil, taze, ham, yeni, genç, toy, acemi, rengi atmış, hasta görünen
    grey: f. kırlaşmak, ağarmak, beyazlamak i. gri, külrengi, kurşuni renk s. gri, külrengi, kırlaşmış, kır, boz, sıkıntılı, kapalı
    half: i. yarım, buçuk, yarı, devre, yarı saha s. yarım, yarı, buçuk zf. yarı, yarı yarıya, hemen hemen, neredeyse
    hand: f. vermek, uzatmak, yardım etmek i. el, parti, yardım, pay, parmak, ustalık, yetenek, usta, kurt, ibre, akrep, yelkovan, taraf, demet, salkım, hevenk, alkış, evlilik sözü s. el
    handbag: i. el çantası, çanta
    happy: s. mutlu, mesut, sevinçli, kutlu, memnun, iyi, sevindirici, çakırkeyif snk. uyuşuk, sersem, delisi, şaşkın, heyecanlı
    hard: s. nasırlı, sert, katı, ağır, çetin, zor, sağlam, dayanıklı, güç, şiddetli, ekşi, ekşimiş, sıkı i. sert penis zf. zorla, sıkı, sert, aşırı, yakın, yanında
    healthy: s. sağlıklı, sağlığa yarar, sağlığa yararlı, kuvvetli, yararlı, sağlam, büyük, önemli, demir gibi
    heart: i. kâlp, yürek, gönül, can, vicdan, cesaret, orta kısım, göbek, kupa
    help: f. yardım etmek, yardımcı olmak, yararı olmak, imdadına yetişmek, kurtarmak, elinde olmak, başa çıkmak i. yardım, çare, çözüm, imdat, yardımcı, hizmetçi, muavin ünl. yardım edin
    here: zf. burada, işte, burda, buraya ünl. işte
    high: i. yüksek yer, yüksek basınçlı bölge, büyük vites, rekor, zirve, uçma, lise s. yüksek, yukarı, uyuşturucu almış, üst, büyük, şiddetli, aşırı, önemli, soylu, yüce, ileri, üstün, neşeli, sarhoş, uçmuş, esrarın etkisinde zf. yüksekte, yükseğe, lüks içinde
    holiday: f. tatile çıkmak, tatil yapmak i. tatil, bayram, izin, yortu, dini bayram s. bayramlık, bayram, tatil
    home: f. yuvasına dönmek, yurda dönmek (kuş), sinyâllere göre yönelmek, hedeflemek i. ev, yuva, aile ocağı, yurt, vatan, bakımevi, kale, hedef (bomba), kendi sahası s. evde yapılan, evdeki, eve ait, vatana ait, hedefe ait, kendi sahasında olan
    hospital: i. hastane, bakımevi, darülaceze, tamirhane
    hot: f. ısıtmak, ısınmak zf. kızgın, öfkeyle, şiddetle, ateşli olarak s. sıcak, acı, acılı, seksi, ateşli, şehvetli, şiddetli, sert, kızgın, heyecanlı, taze, yeni, rahatsız edici, iletken, radyoaktif, çalıntı, baharatlı
    hotel: i. otel
    hour: i. saat, zaman, vakit
    house: f. ev sağlamak, eve yerleştirmek, barındırmak, evde oturmak i. ev, konut, mesken, ev halkı, yurt, sinema salonu, gösteri, meclis, şirket, hane
    how: zf. nasıl, ne durumda, nereden, ne, ne kadar i. yapma yöntemi, yöntem
    however: zf. her nasılsa, her halükârda, nasıl olursa olsun, nasıl oldu da bğ. ama, ancak, halbuki, her ne şekilde, oysa
    hungry: s. aç, acıkmış, karnı aç
    husband: i. koca, eş, idare etmek, idareli kullanmak, efendi
    idea: i. fikir, düşünce, görüş, kanı, amaç, plan, niyet
    if: i. şüphe, belirsizlik, şart bğ. eğer, ise, se, sa, fakat, ama, keşke
    important: s. önemli, mühim, nüfuzlu, okkalı, sözü geçer, saygın, ciddi, kendini beğenmiş, kibirli
    in: s. içeride, moda, evde, yerinde, iç, gelmiş olan, tutulan, iktidarda olan zf. içinde ed. de, da, içinde, içine, halinde, olarak, içeriye, içeri
    incredible: s. inanılmaz, akıl almaz, şaşırtıcı, olağanüstü
    information: i. bilgi, haber, istihbarat, danışma, enformasyon, bilgi edinme, bildirme, iddia, malumat, şikâyet
    inside: i. iç, iç taraf, karın s. iç, içteki, dahili zf. içeride, içeriye
    instead of: yerine
    interesting: s. ilginç, ilgi çekici, enteresan
    international: s. uluslararası, milletlerarası
    into: ed. içine, içeriye, haline, e, ye
    it: zm. şahsiyet, çekicilik, cazibe, ilişki, ebe, önemli kimse, o, onu, ona i. cinsel ilişki
    january: i. ocak
    job: f. iş yapmak, ufak tefek işler yapmak, komişyonculuk yapmak, kiraya vermek, kiralamak, zimmetine geçirmek, görevi kötüye kullanmak, işe yerleştirmek i. Yyüp peygamber, Eyüp peygamber i. tip, meslek, estetik ameliyat, iş, suç, kârlı iş, alet, görev
    joke: f. şaka yapmak, espri yapmak, muziplik yapmak, fıkra anlatmak i. fıkra, şaka, muziplik, komiklik, alay konusu
    july: i. temmuz
    june: i. Haziran
    just: s. adil, haklı, insaflı, yerinde, tam, doğru, dürüst, iyi, makul, mantıklı, net, berrak zf. şimdi, az önce, sade, henüz, tam, az kalsın, kıl payı, yalnızca, yalnız, sadece, yine de, tek kelimeyle, tam anlamıyla
    key: f. kilitlemek, girmek [bilg.], akort etmek, uydurmak i. anahtar, tuş, kilit nokta, perde, çözüm, rumuz, elektrik düğmesi s. kilit, ana
    kind: i. çeşit, tür, cins, nitelik, aynı şekil, aşai rabbani ayinindeki ekmek veya su s. iyi, yardımsever, iyiliksever, müşfik, nazik, iyi kâlpli, hoş, yumuşak başlı
    kitchen: s. mutfak
    lady: i. leydi, hanımefendi, bayan, eş, hanım s. kadın
    large: s. geniş, büyük, iri
    late: s. geç, gecikmiş, geç kalan, son, son zamanlarda olan, geçen, eski, rahmetli
    least: i. en az derece, en az miktar s. en küçük, asgari, en ufak, en az zf. en az derece
    less: bğ. daha az. i. eksik miktar, daha az şey, daha küçük şey s. daha az, daha küçük, içermeyen, eksik
    life: i. hayat, can, yaşam, ömür, canlı, canlılık
    light: f. yakmak, aydınlatmak, ışık saçmak, neşelendirmek, ışık tutmak, yanmak, aydınlanmak, ışımak, inmek, rastlamak, denk gelmek, konmak i. aydınlık, ışık, lâmba, deniz feneri, ışıltı, nur s. açık, hafif, yumuşak, tasasız, umursamaz, fingirdek
    list: f. listeye yazmak, listelemek, kaydetmek, yana yatmak i. liste, kumaş kenarı, geminin yan yatması, cetvel
    little: i. az miktar, ufak şey, az zaman s. küçük, ufak, az, dar görüşlü, bayağı, adi zf. azıcık, hemen hemen hiç
    long: f. arzu etmek, özlemini çekmek, gözlemek, hasret kalmak, hasret olmak, özlemek, susamak, istemek, can atmak i. uzun zaman, uzun süre, uzunluk, uzun ses s. uzun, uzun vadeli, büyük
    lot: f. taksim etmek, bölüştürmek, kura ile paylaştırmak i. kısmet, kader, nasip, arsa, hisse, çok, bir sürü
    luck: i. şans, tâlih, baht
    lunch: f. öğle yemeği yemek i. öğle yemeği
    mail: f. postalamak, postaya vermek i. posta, zırh, örgü zırh
    main: i. ana boru, deniz, okyanus, zor, kuvvet, horoz dövüşü s. ana, asıl, esas, başlıca, belli başlı
    man: f. adam atamak, adam yerleştirmek i. adam, beyaz adam, erkek, insan, uşak, er, işçi, oyun taşı
    manager: i. idareci, müdür, yönetici, işletmeci, menejer, yönetmen
    many: i. birçoğu s. çok, bir hayli, bir yığın zf. çok
    march: f. yürüyüş yaptırmak, uygun adım yürümek i. mart, marş, sınır bölgesi, uygun adımla yürüyüş, sınır, hudut
    market: f. pazarlamak, satmak, alışveriş yapmak i. pazar, çarşı, panayır, piyasa, borsa
    may: f. olası olmak, mümkün olmak, ebilmek, abilmek i. bahar, gençlik, mayıs çiçeği, mayıs, akdiken
    me: zm. bana, beni
    meat: i. et, öz, zevk
    meet: f. görüşme yapmak, karşılaşmak, rastlamak, toplanmak, bulmak, tanışmak, görüşmek, buluşmak, karşılamak, kavuşmak, başına gelmek, uğramak, yerine getirmek i. karşılaşma, yarışma s. uygun, münasip
    meeting: i. karşılama, toplantı, buluşma, miting, görüşme, oturum, karşılaşma, birleşme
    men: [man] i. adam, beyaz adam, erkek, insan, uşak, er, işçi, oyun taşı
    message: i. mesaj, haber
    metre: i. metre, ölçü, vezin
    mine: f. kazmak, kazıp çıkarmak, tünel kazmak, mayın döşemek, sinsice bozmak, maden işletmek i. lağım, maden, maden ocağı, torpil, mayın, memba
    minute: f. tutanak tutmak, zabıt tutmak, saat tutmak i. dakika, an s. ufacık, minik, önemsiz, ayrıntılı, dakik
    mistake: f. yanlış anlamak, başkası sanmak, karıştırmak, yanılmak i. yanlış, hata, yanlışlık, yanılgı
    monday: i. pazartesi
    money: i. mangır, para, nakit, tıkır [arg.]
    month: i. ay
    more: i. çok, fazla şey, fazlalık
    morning: i. sabah, başlangıç s. sabah
    most: i. en fazla miktar, en fazlası, çoğu s. en çok, en fazla, pek çok snk. en
    mother: f. annelik etmek, anne gibi bakmak i. anne, ana, valide
    much: i. çok şey, önemli şey s. çok, fazla, hayli zf. çokça, pek, fazlaca, çok, hemen hemen
    music: i. müzik, musiki
    must: f. meli i. malı s. kızmış (fil)
    my: ünl. hayret, vay be zm. benim
    name: f. ad koymak, isim koymak, isim vermek, adını koymak, ismiyle çağırmak, söylemek, tayin etmek i. isim, ad, nam, ün, ünlü kimse
    necessary: i. gereken şey, lazım olan şey s. gerekli, lazım, zorunlu, gereken
    never: zf. asla, hiçbir suretle, hiç, katiyen, hiçbir şekilde, hiçbir zaman, taş çatlasa, balık kavağa çıkınca ünl. asla
    new: s. modern, yeni, keşfedilmemiş, acemi, taze
    news: i. haber, havadis
    newspaper: i. gazete
    next: s. sonraki, ertesi, bir dahaki, bitişik i. sonraki, bir sonraki, bir dahaki zf. daha sonra, bir sonra, ardından
    nice: s. hoş, güzel, sevimli, kibar, ince, hassas, dakik
    night: i. gece, akşam, karanlık, cehalet
    no: i. hayır, ret, aleyhte oy, numara, red s. hiç, hiçbir, artık değil, yasak, gereksiz art. yok, hayır, değil
    nobody: i. bir hiç, önemsiz şahsiyet
    normal: i. normal, standart, dikey doğru s. normal, olağan, tipik, ortalama, dik açılı, dikey
    not: art. değil, yok
    nothing: zf. hiç, asla, katiyen i. hiçbir şey, hiç, sıfır, boş söz ünl. hiç, hiçbir şey, olmaz
    november: i. Kasım
    now: i. şimdi, şu an zf. şimdi, şu anda, halen, acilen, hemen, derhal bğ. mademki, dığından
    nowhere: zf. hiçbir yerde i. hiçbir yer
    number: f. saymak, numaralamak, hesaplamak, katmak, sayı saymak, içermek, katılmak, yaşında olmak i. rakam, sayı, numara, miktar, adet, müzik parçası, tip, hoş şey
    october: i. Ekim
    of: ed. nin, ın, den, li, yüzünden
    off: s. uzak, sapa, ters, öteki, sağdaki, çıkmış, bozuk, devre dışı, kapalı, kötü, yorgun, çıkarılmış, olası zf. uzak, uzağa, uzakta, çıkmış, kopuk, geçersiz, kesik, kapalı, tamamen, izinli ed. den, dan, dışında, haricinde, izinli, olası
    office: i. ofis, büro, devlet dairesi, bakanlık, görev, sorumluluk, ima, kiler, ambar, dini tören, makam s. büro
    often: zf. sıkça, sık sık, çoğu kez
     


  3. on: s. olmakta olan, devam etmekte olan, çalışmakta, yanık, devrede, sahnede, hazır, çakırkeyif zf. durmadan, sürekli olarak, üstünde (giysi), giymiş olarak, beri, bu yana ed. üstünde, üzerinde, de, e doğru, yönünde, ile, civarında, esnasında
    once: zf. bir kere, bir defa, bir zamanlar, eskiden i. bir kere bğ. hemen, olur olmaz, ir mez
    one: i. bir tane, biri, birisi, kimse, tek s. tek, aynı
    only: s. tek, biricik, ancak, ağırbaşlı, başhemşire vakarlı zf. sadece, sade, yalnız, sırf, bir tek, daha bğ. yalnız, ama, fakat
    opposite: s. karşı, karşıt, karşı olan, muhalif, aleyhinde, ters, aksi, zıt, zıt anlamlı zf. karşı yönde, karşı, karşı tarafta, karşı karşıya ed. karşısında, karşıda, karşılıklı, karşısındaki
    other: i. başkası, diğer, öteki s. başka, öbür, öteki, sonraki, geçen zf. başka türlü, başka biçimde, bundan başka
    our: zm. bizim
    out: f. dışarı çıkarmak, çıkarmak, dışarı atmak, kovmak, nakavt etmek i. atlanmış sözcük, aut, çizgi dışı, çözüm, kurtuluş, çıkar yol, çıkış s. dış, dışarıdaki, uzaktaki, modası geçmiş, olanaksız, işe yaramaz, muhalefet
    outside: i. dış, dışarı, en fazla miktar, ileri uç bölgesi (saha) s. dış, dışarıda, harici, dışarıdaki, dış kaynaklı, en çok, maksimum zf. dışarıya, dışarıda, dışında, dıştan, haricen, açık havada
    over: s. bitmiş, sona ermiş zf. fazla, aşırı, çok fazla, gereğinden fazla, aşkın, iyice, adamakıllı, tekrar, daha, yine, öte, öteye, ötede, üstünde, tepesinde, tersine, altını üstüne, üzerine, başkasına, her yerinden, her yerine, kalan, geçkin ed. fazla, çok, aşırı, yüksek, üstün, üstünde, üzerinde, üstüne, üzerinden, aracılığı ile, boyunca, baştan sona, öbür tarafa, karşıya, hakkında
    paper: f. kâğıt kaplamak, duvar kâğıdı kaplamak, örtbas etmek, zımparalamak, bedava bilet dağıtmak i. kâğıt, kâğıt para, evrak, rapor, gazete, bedava giriş bileti s. kâğıt, kâğıt üzerinde kalan, geçersiz, önemsiz
    part: f. ayırmak, tarakla ayırmak, ayrılmak, kopmak, elden çıkarmak i. ayrım, parça, bölüm, semt, taraf, pay, fragman, katkı, kısım, kesim, rol, görev, yedek parça, fasıl ök. yarı, kısmen
    party: i. davet, parti, eğlence, topluluk, grup, ekip, taraf, alem, ortak, hissedar, şahıs
    past: i. geçmiş, geçmiş zaman, mazi s. geçmiş, önceki, eski, geçen zf. geçecek şekilde
    pen: f. kaleme almak, yazmak, kâğıda dökmek, ağıla kapamak, hapsetmek i. kuğu (dişi), kafes, kodes, ağıl, kümes, tükenmez kalem, dolmakalem, hapishane, kalem, mürekkepli kalem, yazı üslubu
    people: f. insan yerleştirmek i. halk, insanlar, eller, ulus, millet, aile fertleri, herkes, elalem
    perfect: f. tamamlamak, kusursuz yapmak, mükemmelleştirmek i. tamamlanmış geçmiş zamanlı fiil s. mükemmel, kusursuz, eksiksiz, tam
    person: i. adam, şahıs, kişi, tip, kimse, zat, birey, beden, vücut, karakter [tiy.]
    phone: f. telefon etmek i. telefon, basit ses, selenli
    picture: f. resmetmek, çizmek, betimlemek, kafasında canlandırmak, yansıtmak i. resim, çizim, tasvir, tablo, görüntü, film s. film
    pink: f. delmek (süngü ile), saplamak, kenarını zikzaklı kesmek, kenarını oyalamak, kliketli çalışmak (araba) i. karanfil, pembe, ılımlı komünist, en güzel dönem, zirve, uzun ve dar latin yelkenli tekne s. pembe, ılımlı komünist, solcu (ılımlı)
    place: f. yerleştirmek, koymak; yerini belirlemek; oturtmak; görevlendirmek; yazdırmak [tel.]; yatırım yapmak; yatırmak (para); vermek (sipariş), ısmarlamak i. yer, mahal, mekân, yerleşim yeri; ev, hane; basamak, sıra; mevki, makam; statü; sorumluluk; iş
    plus: i. artı, fazlalık, pozitif miktar s. artı, fazla, pozitif ed. bir de, ayrıca, daha, ilavesiyle
    police: f. polislerle güvenliği sağlamak, güvenliği sağlamak, yönetmek, kontrol altında tutmak, garnizonu temiz tutmak i. polis, zabıta, inzibat, nöbet, güvenliği sağlama s. polis
    poor: s. zavallı, fakir, düşkün, yoksul, sefil, perişan, verimsiz, çorak, zayıf (az), az, fena, kötü, naçizane i. sefil, garip
    possible: i. rekor [spor.] s. olası, mümkün, olanaklı, akla uygun, makul
    power: f. çalıştırmak, güç sağlamak, elektrik vermek i. güç, kuvvet, enerji, yetenek, iktidar, otorite, üs [mat.], yetki, derman, takât
    problem: i. problem, sorun, mesele, muamma, bilinmez s. problemli, sorunlu, sorun yaratan, problem
    programme: f. programlamak, planlamak [programme (Brit.) ] i. program, yapım, gösteri, plan, yazılım
    quarter: f. dörde bölmek, dört parçaya bölmek, yerleştirmek, geceletmek, konaklatmak, asker yerleştirmek, araziyi köşe bucak aramak (köpek) i. çeyrek, dörtte birlik bölüm, onbeş dakika, yirmibeş sent, köşe, yer, bölge, mahalle, makam, bağışlama, kaynak (haber), canını bağışlama, aman, dördün, yarımay, ağırlık ölçüsü (amer. 11.34 kg), ölçek (2908 hl.)
    quick: i. canlı, tırnak altındaki hassas et, can alıcı nokta, can evi, öz, civa [amer.] s. çabuk, hızla, hızlı, şipşak, seri, tez, atik, hazır, kıvrak, keskin, süratli, hassas, canlı, yaşayan, hayat dolu, alevli (ateş), sıcak (ocak), madenli zf. çabucak, hızla
    ready: zf. hazır, kullanıma hazır, klişeleşmiş, her günkü, gündelik i. hazır para, peşin para, nakit s. hazır, amade, hazırlıklı, istekli, gönüllü, razı, çabuk, hızlı, becerikli, eldeki, kolay, el altındaki
    really: ünl. gerçekten mi, sahi mi, öyle mi zf. gerçekten, sahiden, cidden, aslında, gayet, kesin olarak, mutlâka, kesinlikle
    red: ök. kızarık i. kırmızı, kızıl, kızılderili, borç, borçlu bakiye s. rus, kırmızı, kırmızı (renk), kızarmış, al, kızıl, komünist, solcu, kızgın, kızıl saçlı, kızıl tüylü, kızılderili
    relationship: i. ilişki, ilgi, bağ, akrabalık, alâka, yakınlık
    restaurant: i. restoran, lokanta
    right: i. doğruluk, gerçek, hak, düzen, sağ, sağ taraf
    room: f. oturmak, kalmak i. oda, boş yer, yer, neden
    rude: s. kaba, nezaketsiz, terbiyesiz, saygısız, edepsiz, kaba saba, vahşi (bölge), haşin, cahil, ilkel, gürbüz, sapasağlam, engebeli, tümsekli, hantal, beceriksiz, kabataslak, kabaca yapılmış, kulağı tırmalayan, bet (ses), işlenmemiş, ham
    rule: f. yönetmek, hükmetmek, idare etmek, emretmek, sözü geçmek, saltanat sürmek, hüküm vermek, karara varmak, çizmek, çizgi çekmek, cetvelle çizmek, düzeyinde olmak, geçerli olmak i. kural, talimat, kanun, prensip, hüküm, mahkeme kararı, tüzük, yönetmelik, egemenlik, idare, metre, cetvel, standart, norm, gönye
    sad: s. mahzun, üzgün, hüzünlü, üzüntülü, üzücü, acı, acılı, acıklı, hazin, adam olmaz, iflah olmaz, kasvetli, iç karartıcı, koyu, hamur olmuş
    salt: f. tuzlamak, salamura yapmak, tuzlayarak saklamak, biriktirmek i. tuz, tuzluk, lezzet, tad, nükte, espri s. tuzlu, tuz
    same: s. aynı, farksız, benzer, tıpkı, farketmez
    sandwich: f. arasına sıkıştırmak, sandviç yapmak i. sandviç
    saturday: i. cumartesi
    school: f. okula göndermek, ders vermek, eğitmek, öğretmek, yetiştirmek, terbiye etmek, alıştırmak i. okul, mektep, ekol, tarz, okul çalışanları ve öğrencileri, okul binası, balık sürüsü
    sea: i. deniz, derya, dalga s. denizle ilgili, deniz
    september: i. Eylül
    serious: s. ciddi, önemli, ağır, ağırbaşlı, şakaya gelmeyen
    several: i. birkaç, birkaç kişi s. birkaç, farklı, değişik, birbirinden farklı, bir takım
    shoe: f. ayakkabı giydirmek, nallamak i. ayakkabı, pabuç, nal, balata, fren balatası, dış lâstik, kontak papucu
    short: i. kısa metrajlı film, kısa devre, kontak, kasa açığı, kısa hece, kısa okunuşlu ünlü s. alçak, kısa, kısa kesilmiş, az, bodur, bücür, kısa boylu, özet, yetersiz, eksik, kestirme, kıt, tam olmayan, sert (içki), iyi pişmiş, gevrek, çıtır çıtır, hariç, kısa vadeli, çapaklı [met.] zf. eksik, aniden, birden, haricinde, dışında
    shower: f. yağdırmak, yağmuruna tutmak, dökmek, yağmuruna tutulmak i. duş, sağanak, hafif yağmur, kısa süreli yağmur, hediye yağmuru
    since: zf. beri, o zamandan beri, bu yana ed. den beri, den itibaren, den bu yana bğ. den beri, olalı, edeli, madem, yapalı, mademki, dığı için
    sir: f. sör diye hitap ermek i. beyefendi, bay, sör, efendi, bayım
    sister: i. kardeş, kızkardeş, abla, hemşire, hastabakıcı, rahibe
    slow: f. yavaşlamak, yavaşlatmak s. yavaş, ağır, eli ağır, geri, geri kalmış, geç, geç olan, geç anlayan, uzun süren, kesat, sıkıcı, hızı azaltan
    small: i. arka, dar kısım s. küçük, mini, ufak, minik, az, ufak tefek, küçücük, ufacık, basit, sıradan, önemsiz, fakir, zayıf, hafif, mütevazi
    so: zf. o kadar, pek, öyleki, çok, kadar, böyle, öyle, şöyle, de, da, aynen, böylece, demek, demek ki bğ. için, diye, yani, bu yüzden, ması için ünl. öyle mi
    some: zm. bazı, kimi, bazısı, kimisi, bazıları, herhangi bir s. bir parça, biraz, bazı, kimi, bir takım, bir, çok, epey, yaklaşık, takriben, amma, acayip, ne biçim, süper, çok iyi zf. biraz, aşağı yukarı, civarında, bir dereceye kadar
    somebody: i. önemli kimse, birisi, şahsiyet, biri, bazısı, kimisi, kimse
    someone: zm. şahsiyet, biri, birisi, önemli kimse, kimse
    sometimes: zf. bazen, ara sıra, arada sırada
    somewhere: zf. bir yerde, bir yere, herhangi bir yerde
    son: ünl. evladım, oğlum i. oğlum, oğul, erkek evlât, çocuk ök. oğlu
    sorry: ünl. afedersin, özür dilerim, afedersiniz, maalesef, üzgünüm s. üzgün, üzüntülü, pişman, zavallı, acınacak halde, saçma, sudan
    spoon: f. kaşıkla almak, zoka ile balık avlamak, flört etmek, çıkmak, oynaşmak, zevzeklik etmek i. kaşık, kepçe, zoka, kaşık şeklinde balık yemi, aşık, golf sopası, divane
    street: i. sokak, cadde
    stupid: i. aptal, beyinsiz, kafasız, sersem, salak s. aptal, beyinsiz, kafasız, sersem, salak, saçma, aptalca
    such: zm. bu gibi, o gibi s. öyle, böyle, bu gibi, bu tür, o kadar, çok zf. çok, öylesine, böylesine, oldukça
    sugar: f. şeker katmak, tatlı sözler etmek, kompliman yapmak i. şeker, tatlı söz, kompliman, iltifat, para, şekerim, tatlım
    summer: f. yazı geçirmek, yaz boyunca beslemek (sığır vb.) i. yaz, gençlik çağı, hayatın baharı, refah dönemi, taban kirişi, kapı üstü kirişi, pencere üstü kirişi s. yazla ilgili, yaz
    sun: f. güneşlenmek, güneşlendirmek, güneşte bırakmak, güneşe sermek i. güneş [astr.] i. güneş ışığı, güneş, gün [şiir], yıl [şiir]
    sunday: i. pazar, pazar günü s. pazarları yapılan, zevk için yapılan, pazar
    super: i. birici sınıf mal, kaliteli şey, bina sorumlusu [amer.], kapıcı [amer.], denetmen, gözetmen, kontrolör, polis şefi [amer.], başkomiser [brit.], fazlalık, ihtiyaç fazlası kimse, figüran, sesüstü yinelenimli alıcı s. süper, aşırı, üstün, mükemmel, birinci sınıf ök. ek, fazla, ilâve, üstün, üstünde, üzerinde
    sure: ünl. kesinlikle, tabii s. emin, kesin, şüphesiz, muhakkak, güvenilir, sağlam, sıkı zf. şüphesiz, elbette, mutlâka, kesinlikle
     

  4. surname: f. soyadı vermek, lakap takmak i. soyadı, takma ad, lakap
    sweet: ünl. şekerim, tatlım i. tatlı, şeker, tatlı şey, tatlılık, tat, zevk, güzel koku s. tatlı, şekerli, sevimli, şirin, cici, hoş, güzel, yumuşak başlı, nazik, mis gibi, lezzetli, ahenkli, melodik, verimli, asitsiz (mineral), kükürtsüz (benzin vb.), kolay, rahat
    taxi: f. taksi ile gitmek, yere yakın uçmak i. taksi
    tea: i. çay, esrar [amer.]
    teacher: i. öğretmen, hoca
    team: f. takım kurmak, takım halinde yapmak, koşmak (arabaya) i. takım, ekip, tim, kuş sürüsü, koşum hayvanları
    telephone: f. telefon etmek, telefonda söylemek i. telefon
    television: i. televizyon
    than: bğ. den, dan, göre
    that: zm. şu, o, ki, diye s. öteki zf. bu kadar, o kadar, böyle
    their: zm. onların
    them: zm. onları, onlara, onlar
    then: s. o zamanki, o zamanlarki zf. o zaman, ondan sonra, o halde, öyleyse, zira, demek
    there: zm. şuradaki zf. şurada, orada, oralarda, oraya, o konuda ünl. gördün mü, işte
    these: zm. bunlar
    they: zm. onlar, insanlar
    thing: i. şey, eşya, konu, yaratık, kimse
    this: zm. bu zf. bu kadar, böyle
    those: zm. onlar, şunlar
    thursday: i. perşembe
    ticket: f. etiketlemek i. bilet, fiş, etiket, trafik cezası, parti programı, parti aday listesi, ehliyet (kaptan)
    time: f. ayarlamak, kurmak, zamanlama yapmak, saat tutmak, süre tutmak, zamanlamak, temposunu belirlemek, tempo tutmak i. zaman, aralık, vakit, çağ, süre, vade, uygun zaman, doğum zamanı, tempo, kere
    to: ed. e, ye, ya, e doğru, göre, karşı
    today: zf. bugün, günümüzde
    together: s. kuyruk (kimse), peşinden ayrılmayan zf. beraber, birlikte, hep birden, hiç durmadan
    tomorrow: zf. yarın
    tonight: zf. bu gece, bu akşam
    too: zf. de, dahi, fazla, çok
    top: f. kapamak, üstünü kapamak, geçmek, aşmak, alt etmek, birinci olmak i. üst, tepe, uç, doruk, tepe nokta, zirve, baş, üst parça, kapak, topaç s. üst, en yüksek, en iyi, tepe
    total: f. toplamak, toplamını bulmak, tutmak (toplam), etmek (toplam), parçalamak (araba) i. toplam, tutar, adet, mevcut, topu, hepsi s. toplam, tüm, bütün, toptan, hepten
    town: i. kent, şehir, ilçe, kasaba, şehir merkezi, şehir halkı s. kent
    traffic: f. değiş tokuş etmek, karanlık işler yapmak, iş yapmak, yolculuk etmek i. trafik, gidiş geliş, alışveriş
    tuesday: i. salı
    twice: zf. iki kere, iki defa
    under: s. alt, az, normalin altında zf. altına, altında, dibe, altta, aşağıda ed. altında, altı, altından, aşağısına, döneminde, emrinde, bağlı, etkisi altında, halinde
    unless: ed. den başka bğ. olmadıkça, olmazsa, mezse
    until: ed. kadar, değin, dek bğ. inceye kadar, kadar
    up: ed. yukarı, yukarıya, tepesinde, içeride (ülke) i. çıkış, artış, uyarıcı, mutluluk veren şey ünl. kalk, yaşasın, yukarı
    upstairs: i. üst kat, üst katlar zf. üst kata, üst katta, yukarıda, kafadan, aklen
    urgent: s. acele, acil, ivedi, önemli, kaçınılmaz, zorunlu, ısrarlı, ısrarcı
    us: [US (United States) ] i. amerika birleşik devletleri, amerika
    useful: s. yararlı, faydalı, kullanışlı, işe yarar
    usual: s. her günkü, olağan, alışılmış, herzamanki, klasik
    very: s. tam, bile, sırf, salt, mutlâk, çok, gerçek, aynı, özel zf. tam, çok, pek, en
    warm: f. ısınmak, ısıtmak, samimileşmek i. ısınma, sıcakça yer s. sıcak, ılık, samimi, canlı, hararetli, heyecanlı, sıcak tutan, sıcacık, taze
    water: f. hârelemek, sulamak, su vermek, ıslatmak, su katmak, sulandırmak, hafifletmek, sulanmak, yaşarmak, su almak, su verilmek i. su, kaplıca suyu, su birikintisi, sular, karasuları, sıvı, kalite, hare s. suluboya, su
    way: i. yol, yön, taraf, gidişat, mesafe, tarz, usul, yöntem, yapılış şekli, gelenek, davranış, davranış tarzı, bakım, durum, iş alanı, civar
    we: zm. biz
    weak: s. kuvvetsiz, zayıf, cansız, cılız, güçsüz, aciz, dayanıksız, halsiz, iradesiz, hafif, silik, sulu
    weather: f. havalandırmak, kurutmak, rengi solmak i. hava, hava durumu
    wednesday: [Wednesday] i. çarşamba
    week: i. hafta
    well: f. fışkırmak, kaynamak i. iyi durum, kuyu, kaynak, çeşme, asansör boşluğu, merdiven boşluğu, sahanlık, bagaj, petrol kuyusu, sondaj kuyusu s. iyi, hoş, güzel, sağlıklı, iyi durumda, uygun, yerinde
    what: i. hangi, ne, neyi, neleri s. hangi, ne ünl. ne, nasıl
    whatever: zm. ne, her ne, herhangi s. hangi, ne, hiç
    when: ünl. ne zaman i. ne zaman, ne zamandan kalma zf. dığı zaman, ne zaman, iken
    whenever: zf. her ne zaman, bir ara bğ. ince, dığında, diğinde
    where: i. yer, nere zf. nerede, nereye, nereden bğ. dığı yere, diği yerde
    while: zf. iken i. zaman, vakit, süre bğ. iken, olduğu halde, irken, sırasında, karşın, rağmen, oysa, halbuki
    white: i. beyaz, ak
    who: ünl. kim i. kim, kimi, ki o, kime
    whoever: zm. her kim, kim olursa
    whole: i. tüm, toplam s. bütün, toplu, tüm, tam, sağlam, sağlıklı, yarasız beresiz, öz
    whose: zm. kimin, ki onun
    why: i. sebep zf. neden, niçin, niye ünl. neden
    wife: i. eş, hanım, karı, zevce
    will: f. dilemek, arzulamak, istemek, amaçlamak, azmetmek, niyet etmek, istekte bulunmak, emretmek, buyurmak, vasiyet etmek i. azim, irade, istek, arzu, dilek, niyet, amaç, vasiyet, vasiyetname
    window: i. pencere, cam, camekân, vitrin, radarı şaşırtmak için uçaktan saçılan mermi
    with: ed. ile, birlikte, beraber, li
    within: i. iç, iç kısım zf. içeri, içinde, içeriye, içeride, içeriden, içinden, için için ed. içinde, zarfında, kapsamında, dahilinde
    without: zf. olmadan, olmaksızın, dışarıda ed. olmadan, siz, sız, meden, dışında bğ. medikçe, meksizin
    woman: s. kadın i. kadın, bayan, karı
    wonderful: ünl. harika s. harika, şahane, şaşılacak, harikulâde
    word: f. söylemek, ifade etmek i. kelime, sözcük, söz, tabir, iki çift lâf, emir, laf, parola, bilgi, haber, lâkırdı, lügat, vâât
    world: s. dünya i. dünya, yeryüzü, alem, diyar
    worse: s. daha kötü, daha fena, beter, kötü i. daha da kötüsü, daha kötüsü, beteri zf. daha kötü, daha berbat
    worst: f. yenmek, alt etmek i. en kötüsü, en kötü durum s. en kötü, en fena
    wrong: f. haksızlık etmek, günahına girmek, eziyet etmek i. haksızlık, hata, suç, yanlış yol s. haksız, yanlış, hatalı, uygunsuz, ters, bozuk
    year: i. sene, yıl, yaş
    yellow: f. sarartmak, sararmak i. sarı, sarılık s. sararmış, sarı, korkak, kıskanç, sansasyon yaratan
    yes: art. evet i. olumlu cevap ünl. evet, olur
    yesterday: zf. dün
    yet: zf. hâlâ, henüz, daha, şimdiye kadar, şimdiye dek, sonunda, hatta, yine de bğ. yine de, ama, ancak, buna rağmen, oysa
    young: i. küçük, yavru s. genç, küçük, acemi, yeni
    your: zm. senin, sizin
    zero: f. sıfırlamak, sıfıra ayarlamak i. sıfır, hiç, sıfır noktası, hiçlik s. sıfır, hiç