İpek yolunun geçtiği ülkelerle ilgili uzun bilgi

Konusu 'Ödevmatik' forumundadır ve Zakkum tarafından 6 Haziran 2014 başlatılmıştır.

  1. ipek yolunun geçtiği ülkeler

    Bozkır Yolu’nun inkişafı Orta Çağ’da meydana geldi. Bununla beraber, arkeolojik bilgiler, bu yolun daha önce, Miladın ilk asırlarında da üstelik sadece dolaylı (kabileden kabileye) münasebetler için değil, aynı zamanda Orta Asya’nın (ve bu yolla galiba Çin’in de) Roma dünyasıyla doğrudan münasebetleri için kullanıldığını söylememize imkân vermektedir.

    Harezm, Baktriya-Toharistan, Soğd’da Roma örneklerini takliden hazırlanmış keramik küp buluntuları sayesinde bu konuda konuşmamız mümkün oluyor; bu tür keramik, Aşağı Don-Boyu ve Batı Kazakistan’ın hayvancı kabilelerinde bulunmuyordu (veya münferit örnekler halindeydi); demek ki bunlar, keramiğin hazırlanma geleneğininin habercileri olamazlardı.

    O devrin Bozkır Yolu boyunca Avrasya’nın muhtelif kısımlarındaki insanlar arasındaki doğrudan münasebetlerin daha ikna edici diğer bir delili, Kırım’da M.S.II-III. yy.lara ait olup, üzerinde rölyef şeklinde atlı tasvirleri bulunan ve, bizim için hiç de daha az ehemmiyetli olmayacak şekilde: tamga’ların ve yine bu türden işaretlerin kazındığı taş bir mezar üstü malzemesidir. Tanınmış Peterburg’lu sinolog L.N. Menşikov’un, ricam üzerine tespit ettiğine göre, bu işaretler arasında, “at üzerinde iki atlı” yazılı Çince bir kitabe de bulunuyor ki bunu Han Sülalesi dönemine ait kabul etmek mümkündür. Bu kitabeyi, eski Çin dilini ve Çin hiyeroglif yazısını bilen ve, öyle anlaşılıyor ki MS. II-III. yy.larda Çin sınırlarından Kuzey Karadeniz kıyılarına kadar Büyük İpek Yolu’nun kuzey (bozkır) güzergâhı boyunca uzun ve tehlikesiz de sayılmayacak bir seyahati gerçekleştiren bir kişi, galip ihtimalle de bir tüccar bırakmıştı.









    İmparator Augustus zamanından itibaren bu gerçekten büyük yol boyunca (ayrıca daha önce de onların muhtelif kolları ile) gerçekleştirilen münasebetler konusunda, Eski ve Orta Çağ yazarlarının malumatı, XIX. ve XX. yy.lardaki birçok eserlerde bize kadar gelmiştir. Rusya’da bu türden temel bir eser olarak mesela, keşiş-sinolog İakinf ’in (N.Ya. Biçurin) ilk baskısı 1850 yılında çıkan “Eski Zamanlarda Orta Asya’da Yaşayan Halklar Hakkındaki Bilgiler Külliyatı”nda eski Çince metinlerin büyük bir titizlikle biraraya getirilmiş ve bunların ustaca yapılmış tercümeleri verilebilir.

    Kazan İmparatorluk Üniversitesi Profesörü M.M. Hvostov’un, 1907 yılnda yayınlanan, ama çoğu yerde büyük ilmî ehemmiyetini bugüne kadar yitirmemiş olan klasik çalışması da yüksek bir ilmî eser olarak temayüz etmiştir. Rusya’da Sovyet dönemi ve bilhassa Sovyet sonrası dönem araştırıcıları; mesela, M. Reinaud, J. Hackin, A. Herrmann, H-J. Klimkeit, H.G. Rawlinson, M.P. Charlesworth, A. Stein, J. Marshall, M. Wheeler, J.M. Rosenfield, A.D.H. Bivar, ve yine, şimdi ölmüş olan Rusya’dan göçmüş muhterem M.I. Rostovtzeff, G. Banerjee, H. Chakraborti, A.K. Narain gibi yabancı (Fransız, Alman, İngiliz dilli) yazarların eserlerini de geniş bir şekilde kulanmışlardır. Ayrıca, R. Hennig’in Rusçaya tercüme edilen eserini; 1974 yılında Roma’daki “Hindistan ve İtalya” Sergisi’nin açılışı için baskıya hazırlanan ve Önsöz ile Redaksiyonunu G. Tucci’nin yaptığı R.M. Cimino ve F. Scialpi’nin kıymetli kataloğunu da bu arada saymak gerekir.

    Rusya’da XX. yy.ın son on yılında Hint Okyanusu ile olan yollar ve münasebetler mes’eleleri çok sayıdaki makale ve broşürleri saymazsak, V.A.Vel’gus (XI. yy. öncesindeki Çin kaynaklarına dayalı olarak), S.Ya. Berzina (Meroé materyallerine göre), T.A. Şerkova’nın (arkeolojik bilgilere göre) kitaplarında gözden geçirilmiştir. Mesela A.F.P. Hulsewé’nin kitabında veya 1960 yılındaki “Kanişka’nın Tarihi” hakkındaki Konferans metinlerinde: L. Petech, E.G. Pulleyblank, E. Zürcher’in makalelerinde kaynakların yeni tercümeleri de kullanılmştır.

    Aşağı yukarı M.S.500 yıllarında meydana getirilen Çin yıllığı “Sung-shu”nun (“Sung Sülalesi’nin Tarihi”) vardığı neticeyi iktibas etmekden kendimi alamıyorum: “Han Sülalesi zamanında Batı’daki elçilik heyetleri, onlarca bin li’lik mesafeyi aşarak, uzak ülkelere kadar gittiler; başdöndürücü zirvelerden geçiyorlar, tehlikeli uçurumları asma köprülerle aşıyorlardı. Canlı olarak, onlar ölüm yollarında adım atıyorlardı, onların vücudu o ülkelere yollanıyor, ama sadece ruhları geri dönüyordu.”