İshak Paşa Sarayı Yapılış Amacı

Konusu 'Zengin Bilgiler' forumundadır ve Zakkum tarafından 28 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. İshak Paşa Sarayı Ne Amaçla Yapılmıştır

    İshak Paşa Sarayı, saraydan öte bir külliyedir. İstanbul Topkapı Sarayı'ndan sonra son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür.

    Saray, Osmanlı İmparatorluğu'nun Lâle Devri'ndeki son büyük anıt yapısıdır. 18. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür. Sarayın harem dairesi Takkapı kitabesine göre yapılış tarihi Hicrî 1199, Miladî 1784'tür.

    Saray binasının bulunduğu zemin vadi yakası olduğundan kayalık ve sert bir yerdir. Eski Beyazıt şehrinin merkezinde olmasına rağmen, bu yapının üç tarafı (kuzey, batı, güney) dik ve meyillidir. Sadece doğu tarafında müsait bir düzlük vardır. Sarayın giriş kapısı buradadır. Aynı zamanda en dar cephesidir.

    Saray, kalelerin özelliğini kaybettiği, ateşli silahların bulunduğu bir çağda yapıldığından, doğu yönündeki tepelere karşı müdafaası zayıftır. Cümle kapısı müdafaa bakımından en zayıf noktasıdır. Cümle kapısı bölümü, İstanbul ve Anadolu'da kurulan saraylarınkinden farksız olup, taş işçiliği ve oymacılığı yönünden muntazamdır.

    Türklere özgü tarihi saray örnekleri bugün ülkemizde pek az sayıda kalmıştır. Bunlardan biri de İshak Paşa Sarayı ve Külliyesi'dir.

    İshak Paşa Sarayı şu mimari bölümlerden meydana gelir:

    Dış cephe,
    Birinci ve ikinci avlu,
    Zindan,
    Selamlık dairesi,
    Cami binası,
    Aşevi (Darüzziyafe),
    Hamam,
    Harem dairesi odaları,
    Fırın,
    Merasim ve eğlence salonu,
    Kalorifer sistemi
    Takkapılar,
    Cephanelik ve erzak odaları,
    Türbe binası,
    İç mimariden bazı bölümler (kapılar, pencereler, dolaplar, şerbetlikler, şömineler vs.)
    Saray Osmanlı, Fars ve Selçuklu uygarlığının mimari üslubunu bünyesinde toplayan bir özellik taşır. Cildıroğullarından II. İshak Paşa ile Çolak Abdi Paşa'ca 1685'te yaptırılan saraya, 1784'te son şekli verilmiştir. Yapı yaklaşık olarak 115×50 metre ölçülerinde bir alana kurulmuştur. Kesme taştan yapılan sarayın doğu cephesindeki portali kabartma ve süslemeleriyle Selçuklu sanatının özelliklerini yansıtır.

    Saray iki avlu ve bu avluda bulunan yapılar topluluğundan meydana gelmiştir. Birinci avludaki yapıların bazıları yıkılmıştır. Dört tarafı yapılarla çevrili ikinci avlu dikdörtgen planlıdır. Girişe göre sağ tarafta selamlık ve onun arkasında haremlik vardır. Bunların sonunda cami ve türbe bulunmaktadır. Türbe Selçuklu kümbet mimarisi üslubunda inşa edilmiştir. Saray bölümü iki kattan oluşmaktadır. 366 oda da bu iki kat içinde yer almaktadır. Her odada taştan yapılmış ocaklar vardır. Taş duvarlardaki boşluklar bütün yapının merkezi bir ısıtma sistemine sahip bulunduğunu göstermektedir. Divan salonu 20x3 metre boyutlarındadır. Duvarları ve tabanı taştandır. Duvarları Türk hat sanatının örnekleriyle, sülüsle yazılmış ayet ve beyitlerle süslüdür. Burada yer alan "İshak meram üzere kerem kıldı cihanı-Binyüzdoksandokuz buna oldu tarih" beytinden sarayın miladî 1784 yılında tamamlandığı anlaşılmaktadır. Sarayın ikinci avlusundaki türbe kesme taştan yapılmıştır. Bu sekizgen türbe, Selçuklu türbe mimarisi geleneğinin tipik örneği olan kümbet şeklindedir ve iki katlıdır. Duvarları geometrik motiflerle süslüdür. Bu türbede Çolak Abdi Paşa, İshak Paşa ve yakınları yatmaktadır.

    Çıldır Beylerbeyi İshak Paşa

    Osmanlı devleti, XVI. asrın ikinci yarısından sonra, hudutlarını genişleterek Hazar Denizi kenarına, yani Derhend ve Şamahı taraflarına kadar Kafkasya'yı işgal ile nüfuzu altına almıştı; fakat XVII. asrın ilk yarısında, İran seferleri dolayısıyla buraların bir kısmını terk ederek yüksek hâkimiyetini tanımakta ve Osmanlı hazinesine de vergi vermekte olan yalnız Batı Kafkasya'da Dadyan da denilen Mingreli, Guriel ve bir de Osmanlı vesikalarında Açıkbaş Hanlığı diye kaydedilen İmiretti isimlerindeki üç prenslik kalmıştı.

    Bu üç prenslikten Dadyan ve Mingereli Prensliği, Karadeniz kenarına yakın ve Abazalarla hemhudut olup, bir tarafı Faş suyu ile tahdit edilmişti. İmiretti Prensliği, Karadeniz sahilinden içeride ve Tiflis tarafına düşen Zegem ile Demirkapı, Dağıstan ve Dadyan mıntakaları arasında bulunuyordu. Bu üç Gürcü prensliği, Çıldır valisi vasıtasıyla her sene Osmanlı devletine muayyen vergilerini vererek içişlerinde müstakil olarak kendilerini idare ediyorlardı. Osmanlılara tâbi olan üç prenslik birbirleriyle çarpışırlar, mağlup olan taraf Osmanlı hükümetine şikâyet ederdi.

    Görü meliki Mamya, İstanbul'a, elçi gönderip ecdadından kalan Citoze ve Mekâze isimlerindeki yerlerini Dadyan prensi Görki'nin işgal etmiş olmasından şikâyet etmesi üzerine, Çıldır valisi İshak Paşa, bu işin halline memur edilmiştir, keza Görü meliki Görki ile Dadyan meliki Becan arasındaki nefret ve mücadele dolayısıyla, vezir Mehmed Paşa'ya 1726 Nisan/Mayıs tarihli hüküm gönderilmiştir.

    Bunların vaziyetlerini tetkik etmek, isyanlarını bastırmak ve haraçlarını alarak devlet hazinesine göndermek, Çıldır Beylerbeyi'ne aitti. Açıkbaş prensi Simon ile Dadyan ve Görü prensliklerine gönderilen hükümden. Açıkbaş prensliğinin senelik vergisi dört bin yüz yetmiş kuruştu. Açıkbaş meliki Aleksandroğlu Görgi ve Görü meliki Mamya oğlu diğer Görgi ve Dadyan beyi Lipar oğlu Kabriel'in cizyelerinin gönderilmesi hakkında Çıldır valisine hüküm verilmişti. Kezâ yine bu hususta yani bu üç prensliğin bakayada kalan vergilerinin gönderilmesi ve rehinlerinin alınması hakkında Çıldır beylerbeyi İshak Paşa'ya hüküm gönderilmişti.

    Çıldır beylerbeyliği ocaklık suretiyle, yani aynı aileye mensup valilerle idare edilen hudut eyâletlerindendi. Çıldır valisi, bu Gürcü prensliklerini murakabe altında bulundurur ve aynı zamanda Kafkas ve İran vaziyetleri hakkında hükümeti haberdar ederdi; bununla beraber, bu denetim ve kontrol görevleri dolayısiyle Çıldır valisinin bunlara karşı herhangi bir haksızlığa, tahakküme ve vazifesini suistimale kalkmaması için de hükümet valiyi nezaret altında bulundururdu. Açıkbaş meliki Görgi, rakipleri tarafından 1719 senesinde katledilmişti. Hükümet Çıldır valisi İshak Paşa'ya Görgi'nin oğullarından iktidara lâyık olan hangisi ise onu inha etmesini emretmiş ve İshak Paşa da Aleksandır adındaki oğlunu yazmış ve hükümet de bunu Açıkbaş prensi tâyin etmiştir. İshak Paşa bu değişiklik esnasında maktul Görgi'ye ait bazı eşyayı onun muhalifleri elinden aldıktan sonra Görgi'nin ailesine teslim etmemiş, bunun üzerini maktul Görgi'nin zevcesi (Göril prensinin kızı idi) vaziyetten bahis ile hükümete şikâyette bulunmuştur. Hükümet bu hususun tahkikini ve İshak Paşa ile prensesin mahkeme edilmelerini Erzurum valisine yazmış ve her ikisi de Erzurum'a gelerek mahkeme olunmuşlar ve bu müddet zarfında İshak Paşa tutuklu kalmıştır. Mahkeme sonucunda İshak Paşa beraat ederek yine Çıldır beylerbeyliği görevine iade edilmiş ve prenses de 1722 Temmuz/Ağustos tarihli fermanla memleketine gönderilmiştir. Fakat İshak Paşa'yı vilâyetinden alarak mahkeme için Erzurum'a götürmeye memur edilen Dayazâde, Çıldır valisinin beraatinin doğru olmadığını bildirmesi üzerine, hakikatin meydana çıkması için hem İshak Paşa'nın hem de prensesin İstanbul'a gönderilmeleri Erzurum valisine yazılmış ve neticede Çıldır valisinin cürmü sabit olduğundan, azlolunarak yerine Trablus Şam valisi Şehsuvarzâde Mehmed Paşa Çıldır valisi olmuştur.