İskitlerin Tarih Serüveni

Konusu 'Tarih konu anlatımı' forumundadır ve Suga tarafından 15 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. Suga

    Suga Süper moderatör Yönetici

    İskitlerin Tarih Serüveni

    İskitler, münasebet içerisine girdikleri pek çok toplumun tarih kayıtlarına geçmişler ve bu toplumların tarihlerinde satırbaşı olmuşlardır. Grekler İskitlere Skytai, İskit hükümdarlarına ise Sokot, Sak ve Saka demişlerdir. Asur kaynaklarında Aşguzai, İşkuza, Asagarta, Sakarta, Zakarti, Zakruti, Zikirtu telafuz edilmişler, Pers kaynaklarında Sakalar olarak geçmişlerdir. Çin hanedanlığının kaynaklarında İskitlerin kurucu sülalesinin isminin Sai, Su ve Se olduğunu belirtir. Hint kaynaklarında Şakya olarak isimlendirilirler. Bu kadim toplum Tevrat da yer bulmuş ve Aşkenaz olarak geçmiştir. Referans alacağımız en yakın kaynak olan Divanı Lugati Türk de ise yine kurucu sülalenin ismi Su/Şu olarak telaffuz edilir.
    Ulaşımın, tabiat şartlarının, salgın hastalıkların ve tabi meşakkatlerin insanlığı tehdit ettiği bir çağda Asya’nın bir ucundan Avrasya Bozkırlarına kadar isimlerini duyuran, münasebet içerisine girdiği tüm toplumların tarihlerine yön veren bu kadim Ön Türk Toplumu tarihe İskitler olarak kaydedilmiştir.

    İskitlerin kökeni, diğer tüm Ön Türklerde olduğu gibi yine Sümer Medeniyetine dayanır. M.ö. 7000’li yıllarda Aral gölünde ortaya çıkan Afanasyevo Kültürüne mensup Brakisefal (Yuvarlak Başlı) toplum M.ö. 5000’li yıllarda bugünkü Türmenistan havzasına ulaşmış, buradan da Orta Doğu bölgesine yerleşerek Sümerler Medeniyetini tarih sahnesine çıkartmışlardı. Bu tarihe kadar ortak kültür ve toplumsal yapıya sahip bu toplum, Sümerler dönemine kadar kendilerine muhtelif isimler vermiş, özerk bir yapıya sahip olsalar da toplumsal ayrışmaların meydana gelmediği bu tarih öncesi devirlerde müstakil bir kültürel doku kazanarak diğer tüm medeniyetlerden ayrılmışlardı. Sümerler dönemi ile Dünyanın ilk medeniyetini inşa eden bu toplum, Sümerlerin yıkılmasından sonra küllerinden kavimler, medeniyetler ve toplumlar çıkartmış, bu toplumlardan biri de Türkler olmuştur.

    Sümerlerin Semitik kavimler tarafından yıkılmasından sonra (M.ö. 2000) Sümer Medeniyetinin mensupları olan toplumlar Sümer bütünlüğünden ayrılarak kendi kimliklerini ve unvanlarını kazandılar. Merkezi koruyucu idarenin ortadan kalkması ile birlikte aynı otoritenin altında birleşemeyen bu toplumlar, hükümdarlarının isimlerini alarak kendi kimliklerini edindiler ve kendi merkeziyetçi yapılarını muhafaza ederek tarih sahnesine müstakil birer toplum olarak çıktılar. Bu toplumlardan Asşur’a bağlı olanlar Asurlular, Arpadşad’a bağlı olanlar Araplar, Aram’a bağlı olanlar Aramiler, Elam’a bağlı olanlar Elamlılar, Türk’e bağlı olanlar Türkiler olarak tanımlandılar.

    Sümer toplumu asli unsur olan Afanasyevo insanları tarafından kurulmuşlardı ancak devletin asli unsurları olan Afanasyevo insanları (Turanid Kavİm), Sümer devleti sonrasında bir kısmı yerleşik kalarak Mezopotamya’nın yerlileri olmuş, bir kısmı ise bu coğrafyadan göç ederek farklı medeniyetleri tarih sahnesine çıkartmıştır. Mezopotamyada kalmayın tercih eden Sümerliler Semitik kavimlerle yakın münasebet içerisine girerek günümüzdeki Ortadoğu kavimlerinin atalarını meydana getirdiler (Asurlar, Urartular, Elamlılar, Aramiler, Museviler, Ortadoğu Arapları, v.b.). Sümer Medeniyetinin yıkılmasından sonra burada kalmayıp göç eden Sümerliler ise sahip oldukları kadim kültürü (Afanasyevo Kültürü) Anadolu, Kafkaslar, İç Asya ve Balkanlara taşıyarak Ön Türk Kültürü olarak tanımladığımız Afanasyevo kültürünü dünya coğrafyasına taşıdılar. Bu sebeptendir ki Ön Türkler olarak adlandırdığımız Afanasyevo kültürünü taşıyan Turanid Kavmin izlerini tarih öncesi devirlerde çok farklı coğrafyalarda görebilmekteyiz.

    İskitler de Sümer Medeniyetinin yıkılması sonrasında vücut bulmuş ve tarih sahnesine çıkmışlardır. Sümer Medeniyeti, birliğini kaybettikten sonra Semitik kavimlerin (Akadlar) istilalarına maruz kalınca Mezopotamyayı terk eden Turanid Kavim üç farklı kola ayrılarak bölgeyi terk ettiler. Birinci kol doğu istikametinden İç Asya’ya göç ederek Hing-Nu’ları meydana getirdiler. Diğer bir kol Anadolu’nun içerisine girerek Batı’ya ilerlediler ve Etürks/Truska toplumlarını meydana getirdiler. Diğer bir kol ise Kuzey’e doğru ilerleyerek Kafkaslar ve Kuzey Karadeniz hattına göç edip Kimmerler’i meydana getirmişlerdir.

    İskitler, tıpkı Hing-Nu’lar gibi batıya göç eden kalabalık Ön Türk Toplumları içerisinden filizlenmiş ve aradan geçen 10 asırdan sonra komşuları ve soydaşları olan Hing-Nu’lardan ayrılarak kendi saltanat aileleri etrafında birleşmişlerdir. Çin kaynaklarına göre Su/Se/Sai olarak ifade edilen bu sülale (Aşiret/Beylik) zamanla kendi nüfuzlarını kazanarak müstakil bir güç haline gelmiş ve Hing-Nu’lardan idari olarak ayrılarak kendi kararlarını veren bir toplum haline gelmişlerdi. Binlerce yıllık Türk Coğrafyası olan Tanrı dağları bu tarihlerde yoğun olarak Türk toplumlarına ev sahipliği yapmaktaydılar. Bu dönemde (M.ö. 20-10. Yüzyıl) İç Asya’nın en doğusunda Ön Moğollar, Taklamakan Çölünün Doğusunda Ön Türkler, Ön Türklerin batısında ise Ön Tunguzlar yaşamaktaydılar. Bu üç toplumun güney hattında ise kalabalık Çin toplumu giderek güçleniyor ve bölgedeki nüfuzlarını arttırıyorlardı. M.ö. 10. Yüzyılda güçlü bir hanedanlık etrafında birleşen Çinliler, Hing-Nu’ların üzerinde baskı kurmaya başladılar. Bu baskı neticesinde doğudaki Ön Moğollarında tesiriyle Batıya doğru göç etmek zorunda kalan Hing-Nu’lar, kendileriyle aynı coğrafyayı paylaşan Su hanedanlığın etrafında birleşen İskitleri önlerine katarak batıya doğru sürüklenmeye başladılar.

    M.ö. 9. Yüzyılda İç Asya, Taklamakan Çölünün etrafına yaydığı şiddetli sıcaklar nedeniyle kuraklık dönemine girmişti. Taklamakan çölünün de çölleşmiş arazilerinin genişlediği bu tarih, İç Asya’da bozkır hayatını yaşanmaz hale getirmişti. At ve hayvan yetiştiriciliği ile yaşayan İskit ve Hunlar, daha ılıman iklimlere sahip coğrafyalara ulaşmak için Batı ve Güney istikametlerine doğru göç hareketine giriştiler. Bu göç dalgasının en uç hattında bulunan İskitler, arkalarından gelen Hing-Nu’ların baskısı neticesinde önce Balkaş gölü, ardından Aral gölü hattına, buradan da Massagetilerin baskıları neticesinde Kuzey Hazar bölgesine doğru ilerlediler.

    İskitler’in M.ö. 10. Yüzyılda başlayan göç hareketi bir asır boyunca devam etti. M.ö. 9. Yüzyıla gelindiğinde İskit toplumları Avrasya-Kafkasya bozkırlarını kendilerine yurt edinmişlerdi. Bu tarihlerde Kuzey Karadeniz, Avrasya Bozkırları ve Hazar Denizinin Batısı, başka bir Ön Türk Toplumu olan Kimmerler’e ev sahipliği yapıyordu. Sümer devleti yıkıldığında İskitlerin içerisinde bulunduğu Turanid Kavim doğuya doğru göç hareketine giriştiği dönemde Kimmerler de Kuzey ve Batı hattına yönelerek Kuzey Karadeniz hattına ulaşmıştı. İskitler, soydaşları Kimmerler’in Doğu Avrupa üzerindeki 10 asırlık hakimiyetine son vererek bu bölgeyi kendi yurtları haline getirdiler.

    İskitler’in Batı Hazar’dan Güney hattına doğru ilerlemesi Antik Yunan Tarih kaynaklarında geçmektedir. Antik Yunan Tarihi, Aşağı Don Havzası ve Ön Kafkasya boylarının M.ö. 9. Yüzyılda İskit akınlarına maruz kaldığını, bu bölgede yaşayan Kimmerler’in İskit akınlarına karşı koyamadığı belirtilir. Aslında İskitler gibi kalabalık ve köklü bir kavim olan Kimmerler, İskitler kadar kalabalık ve savaşçı bir kavimdi. Ancak atlı süvarileri ile çok hızlı hareket edebilen İskitler, savaş teknikleri bakımından Kimmerler’e üstün durumdaydılar. Bu teknik üstünlük neticesinde 1000 yıllık Kimmer yurdu olan Kuzey Karadeniz, M.ö. 9. Yüzyıldan itibaren İskit yurdu haline gelmeye başlamıştır.

    İskitlerin Kuzey Karadeniz bozkırlarındaki demografik hareketleri bölgedeki kültürel akımı da önemli ölçüde etkiledi. Zira bu bölge, iki büyük savaşçı ulusun yüzyıllar sürecek mücadelesinin başlangıç noktası olmuştur. Kimmerlerin yüzlerce yıldır yaşadığı karma ekonomik sistem, İskitlerin bu bölgeye yerleşmesi ile giderek Hayvancılığın ön plana çıktığı bir sosyal hayata dönüşmeye başladı. İskit-Kimmer mücadelesi M.ö. 800’lü yıllara kadar bu coğrafyada devam etti. Nihayet Kimmerler İskitlerin baskılarına karşı koyamayarak Karadeniz’in doğusu üzerinden Kafkaslara ve Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldılar. İskitler Kuzey Karadeniz hattında kurdukları hâkimiyet sahalarını Kimmerler’in göç yolları üzerinden devam ettirerek önce Kafkaslar, ardından Doğu-Kuzey Anadolu hattına kadar genişletmeye başladılar. Bu yayılım hareketi planlı ve tek bir koldan gerçekleşmedi. Ünlü yunan tarihçi Heredotos, Kimi İskit kitleleri Hazarın Kuzey’inden ve Doğusundan dolaştıklarını, kimi kitlelerin ise Transkafkasya dağlarından Anadolu hudutlarına ulaştığını belirtir.

    M.ö 9. Yüzyılda başlayan İskit akınları, dağınık ve plansız olarak hareket ettiği tespit edilen İskit kitleleri tarafından M.ö. 8. Yüzyılda Anadolu’nun kuzey hattına ulaştı. İskitlerin Anadolu hudutları içerisinde tespit edilebilen ilk yerleşik yurtları bugünkü Trabzon’un Kilat (Yeşilbük) köyü olmuştur. Bu köy, İskit göçlerinden önce Kimmerler içerisinde yaşayan bazı Turanid Toplumlar ve Yunan kökenli Miletoslular tarafından idare edilmekteydi. İskitlerin bu bölgeye yerleşmeleri ile Miletoslular bölgeden uzaklaşmış, Kilat köyü İskitler’in ilk Anadolu durakları olmuştur.

    İskitlerin Anadolu hattına girmelerinden sonraki göç yolları oldukça geniş ve düzensiz olmuştur. Belli bir yöne kalabalık kitleler halinde değil pek çok yöne kabileler halinde göç ettikleri görülür. Bu dağınık göç hareketleri İskitlerin bir kral ya da tek bir önder etrafında toplanmadıklarına işaret eder. Buna rağmen bölgede yaşayan toplumların içerisine karışmayarak müstakil kültürlerini muhafaza etmişlerdir. Bu durum, İskitlerin, tıpkı Bozkır Kültüründe olduğu gibi Boy-Budun teşkilatlanmasına sahip olduklarını düşündürür. Görünen odur ki; İskitler, birkaç yüz çadırdan oluşan aşiretler halinde küçük parçalara ayrılmış şekilde özerk olarak yönetiliyor, komşu kabile ve aşiretlerle birlikte hareket ediyor ancak topyekûn bir millet halinde göç hareketlerine girişmiyorlardı. İskitler, bu sosyo-politik davranışları hasebiyle Tanrı Dağlarından Tuna Boylarına, Doğu Anadolu’dan Fergana Vadisine geniş bir coğrafyada izlerini bırakmışlar ve çok geniş bir coğrafyada varlıklarını devam ettirmişlerdir.

    İskitlerin Fergana ve Aral Gölü boylarındaki varlıklarını yalnızca arkalarında bıraktıkları kurganlardan takip edebilsek de Anadolu’daki serüvenleri hakkında detaylı bilgilere ulaşabiliyoruz. İskitlerin Anadolu’daki varlıklarını yoğun münasebet içerisinde bulundukları Asur kaynaklarında görebiliyoruz. İskit toplumunun Asurlular ile ilk münasebetlerini M.ö. 7. Yüzyılda gerçekleşmiştir. Asur kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre M.ö. 679 yılında, en azından Doğu Anadolu’da yaşayan İskitler bir liderin etrafında birleşmiş durumdaydılar. Asurlular İskit toplumuna İşkigulu, İskit kralına ise İşpakai demişlerdir.

    Doğu Karadeniz hattından güneye doğru ilerleyen İskitler, Urartular ile Asurlular arasında politik bir öneme sahip olan Mannai bölgesini istila hareketlerine girişmişlerdi. Mannai bölgesi Asurlular içinde önem taşıyordu ve buraya hakim olmak isteyen Asurlular Urartular ile mücadele halindeydi. İskit akınlarına maruz kalan Urartu Kralı 2. Rusa, İskit Kralı İşkigulu ile anlaşma yaparak bu bölgede barınmalarına müsaade etmiş, böylelikle hem İskit taarruzlarından kurtulmuş hem de Asurluların Mannai bölgesindeki emellerine karşı İskitleri kalkan olarak kullanmıştır.

    Mannai bölgesine yerleşen İskitler, Asurlulara karşı da istilacı bir tavır izlediler. Asur Kralı Asarhaddon’un hükmettiği Kuzey Batı İran’a girerek taarruzlara giriştiler ve bu taarruzların sonucunda büyük bir savaşa girişerek mağlup oldular. İskit Kralı İşpakai bu savaşta öldü ve yerine oğlu Bartatua geçti (M.ö. 674). Bu savaşa dair izler, yakın zaman önce gerçekleştirilen Arkeolojik çalışmalarla gün yüzüne çıkartılmıştır. Bastam/Rusa, Uru ve Tur adlı yerleşim bölgelerinde Asurluların İskit taarruzlarına karşı inşa ettiği kaleler ve savunma hatları bulunmuştur. Bunun yanında Siyah Kale, Kız Kalesi, Danalu, Kaleoğlu ve Sangar olarak isimlendirilen tarihi eserler de bu dönemden kalma önemli bulgulardır. Ayrıca Urmiya gölünün 50 Km. doğusunda yer alan Ziwiye’de bulunan arkeolojik kalıntılar da İskit kralının bu bölgeyi hükümdarlık makamı olarak kullandığını göstermektedir.

    İskitlerin yenilmeleri üzerine Mannai bölgesi yeniden Asurluların hakimiyeti altına girdi. Bu bölgede yerleşik hale gelen İskitler ise Asurlulara karşı galip gelemeyince iyi ilişkiler içerisine girmek zorunda kaldılar. İskit Kralı Bartatua, Asarhaddon ile yakınlık kurabilmek için kızı Serna ile evlenmek istedi. Asarhaddon önceleri istemese de tanrıları Samas’a fal açtırıp sorarak onayladı. Bu kan bağı ile Asurlular ile İskitler arasında ittifak dönemi başlamış oldu (M.ö. 674).
    Asur Kralı Asarhaddon vefat edince yerine oğlu Asurbanipal geçti. M.ö. 654’de de Bartatua öldü ve yerine oğlu Madyes geçti. İskit-Asur barışı bu döneminde de devam etti. Asurlular, M.ö. 653 de yeni bir tehditle yüz yüze geldiler. Giderek güçlenen ve hâkimiyet alanını genişleten Medler, Asur Krallığını tehdit eder duruma gelmişti. İskitler, Asurluların Medlerle olan mücadelelerine destek verdiler (M.ö. 654-652). İskitlerin Asurlularla geliştirdiği iyi ilişkiler zamanla ittifak halini alınca İskitlerin bölgedeki nüfuzları da artmaya başladı ve zamanla daha da güçlendiler.

    Asurbanipal vefat edince Asurluların büyük hükümdarlığına gölge düştü (M.ö. 627). Giderek güçlenen Medler, Asurbanipal’in ölümü üzerine Asur toprakları üzerinde taarruzlara giriştiler. Asurbanipal’in yerine vekâleten geçen oğlu Asuretil, Medler üzerinde baskı kuramayınca Medler daha da güçlendiler. İskitlerin desteğine rağmen durdurulamayan Med akınları Asur İmparatorluğunun sonunu hazırladı. Medler, önce Babillilerle sonra ise İskitlerle ittifak kurarak Asurlular üzerine büyük bir taarruza giriştiler ve Asur Krallığını yıkarak toprakları üzerinde kendi imparatorluklarını kurdular (M.ö. 612).

    Asurluların yıkılması İskitler için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. İskit Kralı Madyes, müttefiki olduğu Asurlulara desteğini çekerek Medlerle işbirliği yapmıştı. Ancak Asurluların yıkılmasından sonra bu kez Babillilerle işbirliği yaparak Medlere karşı mücadeleye giriştiler. Med Kralı Kyaxares, bu ittifak karşısında kazanamadı. Medleri mağlup eden İskitler, Kuzey İran ve Suriye hattında söz sahibi duruma geldiler. Bölgede değişen politik dengeler Urartuları da etkiledi. İskitler, Asurluların yıkılmasında olduğu kadar Urartuların yıkılmasında da pay sahibi oldular. İskit akınlarıyla zayıflayan Urartular, Med akınlarıyla yıkıldılar. Urartuların yıkılmasıyla bölgedeki siyasi dengeler tamamen değişti. Güney Doğu Anadolu bölgesinde yalnızca İskitler ve İskitlerin Mağlup ettiği Medler söz sahibi duruma gelmişlerdi (M.ö. 610).

    İskitler, Güney Doğu Anadolu’da nüfuzlarını arttırmış ve güçlenmişlerdi. Üstelik Medlere karşı üstünlük sağlanmış ve bölgede başkaca önemli bir düşman da kalmamıştı. Bunun üzerine büyük bir sefere çıkan İskitler, Suriye’den Filistine kadar uzanan Akdeniz sahilleri boyunca yağma ve istila faaliyetlerine giriştiler. Filistin bölgesini hâkimiyeti altına almış olan Mısır Kralı Psemmetikos, İskit tehlikesinin yaklaştığını görerek İskit ordusunu Filistinde karşılayıp iltifatlar ederek hediyeler vermiş, kurulan iyi ilişkiler ile İskitlerin Mısır’a girmesine mani olmuştur. Daha fazla ilerlemeyen İskitler, dönüş yoluna düşerek geldikleri güzergâh boyunca geri döndüler. Med Kralı Kyaxares, İskit tehdidini ortadan kaldırmak için bir suikast planladı. Kyaxares, İskitlerin başarılı seferlerini kutlamak için Kral Madyes onuruna bir ziyafet düzenledi ve İskit Kralını, ordu komutanlarıyla birlikte ziyafete davet etti. Bu davete icabet eden Madyes, ziyafetin ilerleyen saatlerinde sarhoş edilerek öldürüldü. Madyes’in ölümü İskitlerin Anadolu tarihlerinde dönüm noktası oldu. İskitler için ilerleme dönemi sona erdi ve önce gerileme sonra ise yıkılma devirleri vuku buldu.

    İskitler, Kral Madyes’in ölümünden sonra yerine kudretli bir hükümdar tayin edemediler. Medler de bu durumdan istifade ederek İskitler üzerine baskı uygulamaya başlayınca Doğu Anadolu’daki bölgelerini hâkimiyetleri altında tutamayarak Tuna Boylarına göç etmek zorunda kaldılar. Madyes’den sonraki 100 yıl, İskitler için göçler ve politik istikrarsızlıkla geçti. Bu süreçte Tuna Boyları, Diyenper, Kuzey Karadeniz ve Doğu Avrupa Steplerinde yerleşik bir hayat yaşamaya başlayan İskitler, hayvancılıktan karma ekonomiye geçerek tarım ve ticaretle meşgul olmaya başladılar. İskitlerin yeniden tarihi vakalarla anılması M.ö. 512 de mümkün olabilmiştir.