İslamda Selamlaşmanın Önemi Nedir

Konusu 'Dini Bilgiler' forumundadır ve Nehir tarafından 6 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. İslamda Selamlaşmanın Önemi

    İslam dininde adab-ı muaşeret (birlikte hoş geçinme görgüsü) ‘in ilk koşulları arasında: güleç yüzlü, yumuşak huylu olmak, kimseyi incitmek kasdında olmamak, dargın durmamaya çalışmak, ara bulma yolunda çaba harcamak, dostların yokluğunda onları savunmak, insanlarla tatlı tatlı sohbette bulunmak gibi güzel vasıfların geldiği meçhul değildir. Bütün bunlar eskilerin “hayırhah = hayır sever, hayır isteyici” olmak dedikleri güzel ahlak, birlikte iyi geçinme örneklerinden olup bu özelliklerin ilk görünümü islamın daima salık verdiği SELAM ile başlar, onunla oluşur.

    İslamda selam vermek sünnet, almak farzdır. Ayrıca bir tanışıklık, dostluk, ilgi ve güzel ahlak işaretidir. Hz. Peygamber, bir hadislerinde şu anlamda öğüt vermişlerdir: “Sizler, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız (yerine getirdiğiniz) zaman birbirinizi seveceğiniz bir şeye delalet edeyim mi (yol göstereyim mi?) Aranızda selamı yayınız (Selamı yayınız buyurmakla, selamlaşmayı ihmal etmeyiniz tavsiyesinde bulunmuşlardır)”.

    Selam vermenin kendine göre adabı, yöntemi vardır. Bir toplantıya girilirken, bir kişi ile, ya da bir toplulukla karşılaşılırken, konuşmadan önce: “Es-Selamü aleyküm” diyerek selam verilmelidir. Bunun anlamı: Selam üzerinize olsun’dur.

    Selamlaşmada yöntem şöyle tespit edilmiştir: Gençler, kendilerinden daha yaşlı olanları; binek üstünde bulunanlar yayaları; yürümekte olanlar oturanları; arkadan gelenler de önden gidenleri selamlamakla yükümlüdürler. Bir cemaate selam verildiğinde hepsinin birden “Ve aleykümü ‘s-selam (selam sizin de üzerinizde olsun)” diye karşılık vermesi daha iyi olmakla beraber, içlerinden sadece biri aynı karşılığı verse, ötekiler üzerinden bu görev kalkar. Ancak hiç kimse cevap vermeyecek olursa, oradakilerin hepsi günaha girmiş olurlar. Şunu da hatırlatmalıyız: Bir toplantıdan, meclisten ayrılırken de, arkadaşları selamlayarak ayrılmak paha erdemli sayılmaktadır. Selamlaşmada, daha güzel ve tavsiyeye değer görülen karşılık verme şekli olarak şu kelimeler kullanılmaktadır: “Ve aleykümü ‘s-selamü ve rahmetü ‘llahi ve berekatühü”. Bir çok kişinin selamını iletene de: “Aleyke ve aleyhi ‘s-selam” şeklinde (Size ve ona selam olsun) karşılığı verilmesi doğru olur. Selamın alınıp verilmeyeceği yerler de vardır. Buna da dikkat etmek gerekir.

    Camide hutbe okunduğu sırada, yüksek sesle Kur’an-ı Kerim okunduğunda, Ezan ve İkamet sırasında, hadıs-i şerifin rivayeti esnasında, dinle ilgili dersler okutulurken ve yemek yenirken selam verilmemek icab eder. Bu sıralarda selam veren olursa alınmaz … Bir de şu nokta önemlidir: Gerçi selam verip almak müslümanın müslümana karşı vazifesidir, ancak selamı adeta rüküa gider gibi ve -Allah saklasın- kıyamda imiş gibi almak hatadır. Allah’tan başkasının önünde fazla eğilmek ve el pençe divan durmak müslümana yakışmaz. Çünkü insan, insana karşı özgürdür, sadece kendisini yaratan, rızkını veren Allah’ına ibadetle yükümlüdür ve onun kuludur. Buraya ünlü Abdurrahman Cami’nin yakın akrabası olan Ahmed Cami’nin olduğu söylenen ve şöylece çevrilen bir beyti alacağız:

    Ne benden rüku, ne senden kıyam
    Selamün aleyk(üm), aleyküm selam.