Güzel sözler İstanbul'u Konu Alan Şiirler, İstanbul Şiirleri

Konusu 'Ünlü Şiirler' forumundadır ve Deniz tarafından 29 Ocak 2015 başlatılmıştır.

  1. Deniz

    Deniz Moderatör Yönetici

    İstanbul İle İlgili Şiirler

    İstanbul hakkında yazılmış şiirler...


    İSTANBUL IŞIK IŞIK



    İstanbul rüzgar rüzgar sevdiğim

    Kah bir lodos, denizlerden esen

    Ilık mı ılık

    Kah ustura gibi deli bir poyraz

    Bırak saçlarını rüzgarlarına İstanbulun

    Bu şehirde aşksız ve rüzgarsız yaşanmaz



    İstanbul bulut bulut sevdiğim

    Kimi beyaz mı beyaz

    İnce, tül gibi

    Kimi katran misali kara

    Bulutları da insanlarına benzer İstanbulun

    İnanma sevdiğim, inanma bulutlara



    İstanbul yağmur yağmur sevdiğim

    Kah ince ince

    Kah bardaktan boşanırcasına

    Hele bir yağmur yağmaya görsün

    Ölürcesine yaşanır bu şehirde sevdiğim

    Ve yaşanırcasına ölünür



    İstanbul deniz deniz sevdiğim

    Bir çakır mavi

    Bir camgöbeği tuzlu su

    Üstünde irili ufaklı tekneler

    Kayıklar, yelkenliler, mavnalar

    Kalleştir denizleri istanbulun sevdiğm

    İstanbul kadar



    İstanbul kadeh kadeh sevdiğim

    İçtikçe içesi gelir insanın

    Sarhoşluğu tutuşup yanmaya benzer

    Ve bir gölgedir yalnızlık meyhanelerinde

    Seninle dolaşır, seninle gezer



    Ümit Yaşar Oğuzcan


    CANIM İSTANBUL

    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;

    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;

    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.

    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;

    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,

    Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

    İstanbul benim canım;

    Vatanım da vatanım…

    İstanbul,

    İstanbul…

    Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;

    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…

    Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;

    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…

    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;

    Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..

    Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;

    Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…

    O manayı bul da bul!

    İlle İstanbul`da bul!.

    İstanbul,

    İstanbul…

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;

    Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.

    Oynak sular yalının alt katına misafir;

    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

    Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,

    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…

    Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?

    Cumbalı odalarda inletir “Katibim”i…

    Kadını keskin bıçak,

    Taze kan gibi sıcak.

    İstanbul,

    İstanbul…

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!

    Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler….

    Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,

    Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.

    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından

    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.

    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;

    Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

    Gecesi sünbül kokan

    Türkçesi bülbül kokan,

    İstanbul,

    İstanbul…



    Necip Fazıl KISAKÜREK




    İSTANBUL TÜRKÜSÜ

    İstanbul’da, Boğaziçi’nde,

    Bir garip Orhan Veli’yim;

    Veli’nin oğluyum,

    Tarifsiz kederler içinde.

    Urumelihisarı’na oturmuşum,

    Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:



    “İstanbul’un mermer taşları;

    Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;

    Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;

    Edalı’m,

    Senin yüzünden bu halim.”

    “İstanbul’un orta yeri sinema;

    Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;

    El konuşur, sevişirmiş, bana ne?

    Sevdalı’m,

    Boynuna vebalim!”



    İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.

    Bir fakir Orhan Veli;

    Veli’nin oğlu,

    Tarifsiz kederler içindeyim.



    Orhan Veli KANIK