İstanbul'un coğrafi özelliklerini anlatan bir şiir

Konusu 'Kıta kıta şiirler' forumundadır ve Nehir tarafından 13 Nisan 2015 başlatılmıştır.

  1. istanbul'un coğrafi özelliklerini anlatan bir şiir

    CANIM İSTANBUL;NECİP FAZIL KISAKÜREK

    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.

    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.

    İstanbul benim canım;
    Vatanım da vatanım...

    İstanbul,
    İstanbul...

    Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

    Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...

    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..

    Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

    O manayı bul da bul!
    İlle Istanbul'da bul!

    İstanbul,
    İstanbul...

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.

    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

    Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...

    Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir "Katibim" i...

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.

    İstanbul,
    İstanbul...

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
    Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

    Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.

    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.

    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

    Gecesi sünbül kokan
    Türkçesi bülbül kokan,

    İstanbul,
    İstanbul...


    Edirnekapı Üstüne Şiir - Turgut Uyar

    İstanbul dediler mi benim aklıma,
    Vaiz sokağı gelir hemen.
    Edirnekapı gelir, evimiz gelir
    Köşebaşında duran bir güzel kız gelir.
    Biletçi zili çeker, tramvay durur
    Bir manav, bir meyhane, iki akasya
    Kumrular geçer kilisenin çan kulesinden
    Beyaz bulutlar geçer...
    Burası Hasan Efendinin kahvesi Edirnekapıda,
    Bu taşçı Kemal, çocukluk arkadaşım.
    Bulutu Haliçten, rüzgarı Boğaz’dan
    Bir baygın gün içindeyiz, yazdan.
    “Dört cıhar, sebayidü, pencüse
    Akşam olur, güneş batar nerdeyse.”
    Pırıl pırıl aşk içinde Mihrimah Sultan Camii
    Eyüpten vapur düdüğü,
    Yenikapıdan tren sesi.
    Kalkarız ağır ağır kahveden
    Ben, Kemal, Kemalin eniştesi...
    Vaiz sokağına gelir eve varırım
    Kapıya iki üç defa vururum
    Karım kapıyı açar, çocuklar koşuşur
    Ekmeğimiz var, yemeğimiz var
    Yemeğe iştahımız var.
    Oturur yemek yeriz cümbür cemaat
    Alnımızın terinden, elimizin emeğinden
    Etrafa yayılınca makarnanın buğusu,
    Bize ne elalemin on türlü yemeğinden...
    Alır karımı gezmeğe götürürüm
    Bir dolmuşa bineriz Edirnekapıdan.
    Sultanahmette atkestanelerinin en güzeli
    Elli kuruş verir, cambaza gireriz.
    İstanbul bizim memleket, yaşımız yirmibeş
    Basmayı da, ipeği de aşkla giyeriz.
    Yenicami önünden güvercinler uçan
    Mavnalar, takalar, koca koca gemiler,
    Köprüden günde kimbilir kaç insan geçer
    Denizde balıklar güzel, havada kuşlar
    Bir gülüşü karımın, sevdamı yeniler.
    Denizlerin kumuyum, balıkların puluyum
    Adım Turgut, kendim İstanbulluyum
    Ben Allahın bir sevdalı kuluyum
    Üsküdara geçerken bir yağmur almadı ama
    Bir güzel yaz günü Kadıköy vapurunda
    Japone kollu bir kız aklımı aldı.
    Bakıştık, gülüştük, hoşlandık
    Derken o yoluna gitti, ben evime...
    Bizim ev iki oda, bir sofa
    Evsahibi ayda yetmiş lira alır.
    Kapıda atnalından, sarmısaktan bir nazarlık
    Önümüzde kaleler, arkası mezarlık.
    Gün olur çoluk çocuğunla bir bakarsınız
    Güzelim vaiz sokağında benim de
    Ferah, aydınlık bir evim olur.
    Bir büyük radyo da alır, yerleşirim
    Geçerim pencereye akşamüstleri.
    Boy boy sardunyalar, fesleğenler,
    Boy boy bulutlar karşımda.
    Saçağımızda bir kırlangıç yuva yapmış.
    Ahmet efendi geçer, selam veririm
    Bakkal İbrahim selam verir, alırım.
    Fesleğenler kokar, sardunyalar kızarır
    İstanbul sereserpe önümde geceye karşı
    Gemilerden, fabrikalardan düdükler
    Şimdi bir tren kalkar Sirkeciden bilirim.
    Alacakaranlıkta kıpır kıpır gölgeler
    Sesler gelir yakın sinema bahçesinden
    Bir hoş olurum.


    İSTABUL'U DİNLİYORUM;ORHAN VELİ KANIK

    İstanbul'u Dinliyorum
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
    İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor derken
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
    Bir kadının suya değiyor ayakları;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı,
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular,
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
    Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
    İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Bir şey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı.
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
    Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
    Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul'u dinliyorum.
     
    Son düzenleme: 9 Nisan 2015