Kahraman Tazeoğlu şiirleri

Konusu 'Ünlü Şiirler' forumundadır ve ahra tarafından 2 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. Kahraman Tazeoğlu Araz
    Kahraman Tazeoğlu Git



    Araz
    " Yalnızım çünkü sen varsın"
    geldesen gelirdim
    gittiğin uzakta bendim
    dağ gibi bir ihanetten düştüm
    bu kendime son gelişim

    ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
    kendimi suçüstü yakalıyorum
    ve kentsizliğimin isimsizliğini
    Araz'a uyak düşüyorum
    gözlerime senden düşler sürüyorum
    ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
    bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
    sonra bir durağa yaslanıyorum
    sonra bir kente
    ve sen gidiyorsun
    ben kanıyorum
    diyorlar ki " kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun "
    oysa geldesen gelirdim biliyorsun

    yorgun Haliç'e biraz inat
    biraz ihanet bırakıyorum
    ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
    aklıma düşüyorsun
    düşüyorum
    düşünce
    üşüyorum
    azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
    ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
    yalanlarımla bir hiçlikteyim
    beni içinden kaç!

    bu kentte her yağmur kendini ağlar
    aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
    ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
    nerde, kimi üşüyorsun?
    artık kendini yakan bir ateşim
    kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
    şimdi boş duraklarda yaslanıyorum
    boş kentlere
    oysa " geldesen gelecektim

    gündüşlerime dönüşlerimde
    bakışın içiyor beni gözlerimden
    gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
    uzaklığına uzanıyorum
    sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
    ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
    yıkılıyorum şarkılara
    " kimseler biliyor
    yalnızlık dostumdu
    şimdi korkum oluyor
    oysa " geldesen gelecektim

    artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
    güzartığı saçlarımda oynaşan sensizlik
    gözkarana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
    kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
    göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
    düş satıcısı, ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
    uysal yalnızlıklar satın alıyorum
    gülüşümle ödeyerek
    ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
    yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
    cüzzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
    kirli sözlerimi temize çekme
    oysa " gel" desen gelecektim

    gözlerim ihanete ihbar taşıyor
    kuşkulu bir cinayete fısıldıyor kaşlarına
    sözü namluna sürmelisin şimdi
    en yaralı yanımdan vurmalısın beni
    çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

    avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
    ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
    susuşuna kan döküyor gözlerim
    sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
    oysa bilmelisin Araz'ım
    kimsenin içi görünmez
    ve hiç bulamadıklarını
    asla yitiremezsin
    bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
    söylenecek bütün sözler

    her sabah akşam oluyorsun
    alnından ellerine damlıyorsun
    yüzündeki yağmurla iniyorsun kent'e
    içine dert oluyorsun kentin
    dışına yağmur
    yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
    duvarların kan öksürüyor
    ve sen
    başkalarının gözlerini
    yüzümde aramamayı öğreniyorsun
    beni bir durağa yaslıyorsun
    beni bir kent'e
    gidiyorsun
    oysa " geldesen gelecektim

    susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
    en susmakta neydi öyle
    sen en dinlerken
    biliyorum Araz'ım
    insan kendini bulmamalı, hep aramalı
    gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
    gece cinnetlerimi de alıp yanıma
    denize bakmayı bilmeyenler
    bir gün mutlaka boğulur
    işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

    siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı?

    ben şimdi gurbetim
    içimde taşıyorum
    heba olsa da senlerce yılım
    oysa " geldesen gelecektim

    ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
    ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
    şairler ölüdür derler (inanmıyorum) !
    en karanlık ceketimi giyiyordum
    ışığa kördüm çünkü
    şimdi ise güneşe ilerliyorum
    dirilmek için

    kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
    gecenin kör gözünden utanıyorum
    hadi bana en militan kelimelerle saldır
    batır içime cümlelerini
    beyhude bir dehşet bırak bana
    hakediyorum

    gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
    can kaybından ölüyorum
    cenazemde namaz kılacağım
    zan altındayım
    yalanıma inanıyorum

    yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
    kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
    kinim kendime
    susuşum sana
    küsüşüm tüm dünyaya
    üstü kalsın ihanetimin
    " geldesen gelecektim
    yine bir tren geçiyor içimden
    sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
    saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
    görmüyorum, söylemiyorsun, kırılıyorum
    hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
    sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
    süsle beni ey aşk!
    geçtiğin yerleri öpüyorum

    yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
    dişlerindeki nikotin tadı terkimde
    sirenler ve ateş hatları içip
    sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
    ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
    ve bir asansör kapısı önünde
    aslında yüzüme tükürüyorsun da ihanetimi
    ben habersiz gülümsüyorum
    yasadışıyım
    tutukla beni gözlerimden

    kalemim bitti, yitirdi şiirini şuur
    öldü kanımdaki mürekkep balığı
    solumdaki sis'e intihar etti intiharlar
    bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
    yaşamak için geç bir zaman
    ölmek için ise erken

    çok davullu bir senfoni sürçüyor
    dikiş tutmaz ayrılığımda
    kirpiğinden yapılma bir darağacına
    geceyi asıyorum
    yoksun
    bu yağmurlar ıslatmıyor beni
    bir durağa yaslanıyorum sensiz
    gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
    " geldesen gelecektim oysa

    kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
    şimdi herkes biraz sen, biraz acı
    göğsümde bir vagon
    gizli sözler batıyor
    fırtınalar çıkıyor üstüme

    şakağımda
    intihar acemisi bir şairin
    delilik provaları
    arkandan uluyan kapılardan
    söküyorum kokunu
    yokluğunu kokluyorum
    yokluğunu yokluyorum

    çöz gözlerimi senden hadi!
    ücranda yak bakışımı
    gözlerine bekçi sevdam
    dünden ve senden kalmayım
    içine her düşen
    kendi keşfi sanıyor seni
    oysa sen
    melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
    ve kendini acıtmak istiyorsun
    ama güller kendine batamaz
    bilmiyor musun?
    'gel' mi diyorsun?

    herkes kendi gördüğüne bakar
    peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz?
    kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
    hadi! en kanadığımız yerden susalım
    'gel' desen gelirdim
    'git' dedin ve gittin

    Aşka...
    Rüzgara...
    Ayrılığa...
    Zamana...




    Git

    şimdi gidiyorsun
    git
    oysa senden tek bir damla istemiştim
    sana kocaman bir deniz sunmak için
    şimdi gidiyorsun
    git

    ne zaman başladı bu hikaye
    anımsamak zor
    gençtim
    hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
    komazdı öyle üç-beş nöbetleri
    geceler içimi acıtmazdı böyle

    bir insan bu kadar eksilebilir mi

    hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adamvardı
    bu şehrin biryerlerinde
    düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
    gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
    o adam bendim unuttun mu
    bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
    seni unutamadı

    işin kolayına kaçmadım
    uğruna ölmedim yani
    uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
    sen bunu da bilmedin
    ben bir bakışına bin anlam yükledim
    sen aşka kestirmeden gittin
    bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
    şimdi gidiyorsun
    git
    bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
    bütün ışıklarımı söndürüyorsun

    bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
    sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
    yazıklar olsun yazıklar olsun
    susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
    hani sen sevdiğini
    yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
    düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin

    uzun lafın kısası yoktur
    anlatacağım çok şey var
    hoyrat bir rüzgar gibi geldin
    aklımı hayatımı dağıttın
    şimdi gidiyorsun
    git

    daha ayrılığa bile çarpmadan
    aşk bize döndü
    bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
    artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
    ama sana dokunmak da yasak bana
    göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
    sen var ya sen
    allah kahretsin

    yani şimdi
    gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
    yani şimdi başkaları mı sevecek seni
    ben saçlarını okşadığım zaman
    ellerin öksüz kalırdı
    şimdi gidiyorsun git...



    Seni içimden terk ediyorum
    binmediğim hiçbir otobüs
    beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde
    gittikçe azalıyor hayat
    neyi erken yaşadıysam
    hep ona geç kalıyorum

    sana göçüyorum her sonbahar
    yolların çıkmıyor aşkıma
    unuttuğun yağmurların adı saklımda
    seni içimden terk ediyorum

    susmaktan yoruldum
    kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
    efkar demliyorum gözlerimde
    yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum
    tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
    alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
    seni içimden terk ediyorum

    ne unutacak kadar nefret ettin
    ne hatırlayacak kadar sevdin
    yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin
    biliyorum
    beni hep bulmamak için aradın
    yanılgımdın
    yandığımdın
    yangındın

    sensizliğe yenilmek
    sana yenilmekten zor olsa da
    ardımda bir sürü belkiler bırakarak
    seni içimden terk ediyorum

    şimdi
    içimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
    iki yarım kaldık
    tamamlayamadık bizi
    elimden tutmadın yalnızlığımın
    saçlarımı da uzaklarına gömdün
    içimin mavisi senin okyanusundandı
    al geri veriyorum
    kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
    devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
    sana bensizliği terk ediyorum

    yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın demiştin
    aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi

    ne tuhaf değil mi
    içimi acıtanda sendin
    acımı dindirecek olanda
    ya öldür beni dedim
    ya da git benden
    içi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim

    aldırmadın aldırmalarıma
    bir gecede yakıp yarini
    şafaklara sattın ihanetini
    külüme basanlar bile utandı yaptığından

    işte soluk bir ömrün
    son nefesi
    benden
    içimden
    terk ediyorum...
     

  2. Cevap: Kahraman Tazeoğlu şiirleri

    Aşkın Yalan Olduğunu Söylemediler Bana

    Aşkın yalan olduğunu söylemediler bana, bu yüzden yara bereyim gönül evimde...
    Kaşlarımdaki öfkeyi susturacak söz bulamıyorum lugatımda!
    Yakışmıyor artık sana susmalar tadını kaçırdın yıllarca. Aramıza boyumuzdan büyük ayrılıklar koydun oldu mu? Bende kalabalığın tenhalaşıyor yavaştan... Meltem esmiyor nicedir, fırtınalar susmadı henüz. Hayat anlamsız geliyor tutunamıyorum canıma...
    Ben hiç mutluluktan delirmedim ama; delirmekten mutluluğu aşkta öğrendim.
    Neden herkes bakışlarını üstüme yapıştırmış bana bakıyor? Biliyorum, çok çirkinim kimin yüreğinin zilini çalsam açılmaz kapılar ardında kalırım kimsesizliğimden... Oysa ben düşlerin pembesini yüreğimin görünmezliğinde saklarım... Temiz hayallerimden kurşun yemek öldürüyor içime sığmayan umutlarımı: Yine de her gece mektuplar yazarım sana hiç okumayacağın.

    Yüzün flulaştı gözümde, aklım yavaş, yavaş seni unutmaya yelteniyor sevgili!
    O duyumsuz bakışlarından aldığım yitik anlamı göğsümde tutuyorum...
    Geç bastırılmış bir yalnızlık ihtilali için MERHABA! bu yüzden zehirli geceler bırakıyorum ve seni onarıyorum kendimi yaralayarak. Yalnızlığımdan bir sen çıkarıyorum sensizlik büyüyor yanımda...
    Mor bir ölüm giyiniyorum sensizliğimin, sessizliğinde... Seni çıkarıyorum hücrelerimin beyinden kan revan her parçan, ben kanıyorum gözlerimden sen düşerken.

    Seni bende devleştirmeseydim bu kadar sen de bilmeyecektin farkının farkındalığını sevgili!...
    Sen de unutamayacaksın yar beni... Her şarkıda biraz beni hatırlayacak sevgimi bırakıyorum yüreğine usulca haykırarak farkında olmasan da.
    Göm şimdi beni aklının dehlizlerine sana da bu yakışır sevgili!
    Beni saçlarının toroslarında uyut, beyaz gelinliği sen giydir başımın mezarına!
    Sonranın azı, mor dağların eteğinde ölüm kusacak aşkın ciğerlerimden... Bu ölüm beni de korkutuyor ama; gelsem yoksun, gelmesen ölüm oluyorum; nedir bu ters denklem anlamıyorum!
    VE BEN SENİ BİLMESENDE, HALA ÇOK SEVİYORUM..............



    Yoksun Ya

    Yoksun ya
    Gençliğimin deli rüzgarları da yok
    Ve yoksul düş baharlarım
    Neler kalmadı ki sende
    Çaresizlik karabasanlarının çıkmazları
    Avuntuzus saplantıların açmazları
    Deli düşler

    Yoksun ya
    Kim anlar şimdi bu yüreği
    Sensizlikte ne yapılır bilmem ki
    Aşkın tepelerinden böyle apansız düşmedim

    Ilık tebesusumler vaktine beş kala solan
    Kahkahalar gibiyim
    Yarısında yutulmuş
    Sevinç çığlıkları dolu boğazım

    Seni özlemeyi bile yakıştıramıyorum kendime

    Yoksun ya
    Buruşturulup atılmış mektuplar gibiyim
    İçimdeki yürek boşluğuna yoldaş
    Gülüşüm bükülü kaldı dudağımda
    Sana sargın kalmak vardı gül yüzlü
    Bu aşkın üstü
    Böyle örtülür müydü...


    Yitirilmiş Ne Varsa

    Çirkin çiçeklerle dolu katil bahçelerinde dolaştım,
    Dalgındım,
    Bıçak sırtı yaşamalarım, penceresizliğim
    Ve öksüz düşlerim vardı ceplerimde,
    Uğultusuzluğumu özlemiştim,
    Hala bir ceylan ağlıyordu içimde,
    hiç yoktan vurulan..

    Senin şehirlerin uyurken,
    Benim gözlerimi bıçakladılar.
    Kör bir balıkçıyım şimdi,
    Denizlere sarılıyorum
    Hiç görmediğim vapurlara el sallıyorum
    Rüyalarım da yaşlanmıyor

    Kaybolan eylül gemilerimi,
    Sonbahar sesiyle çağırsam gelir mi?
    Ah vurulası yüreğim
    Süpüremedin kapından yalnızlığı
    Örselenmiş paslı yüreğim

    Ellerim yumuk orman karanlıkları omuzlarımda
    Ve ardından ağlayan ezgisiz türkülerdi gözlerim
    Senin gözlerinin pusuna saklanıp
    Senden kalan bu yıkıntılar arsında
    Bizi büyüten ellerini aradım,
    Öpülesi ellerini

    Susuşlara prangalı dil
    Kanlı düşler kuyusunda
    Ölüm çığlıkları atabilir

    Gözyaşı göllerinde durulanmalar vaktinden geliyorum
    Sonunu hep unuttuğum
    Dilsiz şarkılarım vardı inleten
    Şimdi o şarkılar beni unuttu

    Yıkık kentler konuşmaz bilirim
    Cam kırıkları ve kırık dallar var
    İncinen yüreğimin yaralarında
    Ve bilir misin?
    Güller hiç uyanmaz bu vadide
    Gözlerin düşer aklıma
    An gelir şavkın vurur yüzüme
    O zaman vakit ölüm olur dudağımda
    Kaçsam yakama yapışır gözlerin

    Yılları ve yolları
    Ödünç aldım
    Yastığımdaki çukura dolan korkulu geceden
    Düş düşkünü çocukluğumu çalmış namlı sevdalılar
    Üstüne üstlük sensizim
    Yani gölgesiz dolaşıyorum
    Artık intiharlarda öldürmez beni
    Yüreğimde konaklayan hüzünler
    Senden gelir

    Al dün gece seninle yoğurdum bu şiiri
    Ekmek buğusu mübarekliğinde
    Sıcacık
    Nasıl olsa sana çıkmayan yol yok
    Kaybolabilirim kuytularda
    Dalıp dalıp giderim başka diyarlara
    Bir gün dönmeyiveririm

    Ama sen
    Yine de biriktir gözyaşlarını
    Belki bir gün
    Tutuşturur seni bensizlik
    Belki bir gün
    Sende beni ağlarsın
    Hoyratım benim

    Şafaklar düşmüş alnına
    Kırlangıçlar uçmuş koynuna
    Bak
    Hala aynı şarkıda irkiliyoruz

    Bu aşkın adresi dursun sende,
    Kelepçeli kuşlar
    Yuva karmadan gözlerimize,
    Belki geri döneriz
    Ve geri veririz birbirimize
    Yitirilmiş ne varsa...



    Seni İntihar Ettim

    deli dolu geçtik ateş hatlarından
    sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde
    sevdikçe korktum
    korktukça daha çok sevdim
    er geç birbirini boğacaktı bu duygular biliyordum
    neden sonra farkına varıyor insan
    ayağına takılan bütün taşları
    yoluna kendi döşediğinin

    senin yarınlara inancın benden yüklüydü
    daha cesaretliydin
    planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar
    er geç açacaktı biliyordun

    deli sevdalı çocuk ruhumun
    nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı
    değersiz değerlere sırt dönmüş güvenli saflığında
    bir sonsuzluk buldun kendine
    ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza
    sonra birden
    yeşil bir kentte
    ılık bir yaz gecesine astın beni

    sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi
    ödedim
    cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü
    son sözün
    ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim
    geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim
    anılar kemirdi yüreğimi
    felç oldu hislerim
    zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden
    tek bir saniye bile süzülmüyordu
    ters çevirmeye cesaretim yoktu
    çünkü yeniden başlayacak bir hayatın
    korkağı olmuştum

    aşkların sonrasında hüzün vardır
    ya sen hüznü boğarsın
    ya da hüzün seni boğar
    ama birisi kanatlarını kırarsa eğer
    yaralı kuş rolüne soyunacağına
    yürümeyi denemelisin
    hayata dönmelisin

    bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü
    ve sonunu infaz ediyordu içimde
    o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer
    ölen ben olurdum
    o gece
    hayatın lekesiz bir anında
    seni intihar ettim
    şimdi katil benim

    artık güncemde bir boşluksun
    yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun
    ve sana ait sandığım her şeyin
    aslında benim olduğunu öğreniyorum
    hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin
    kendimi keşfettikçe
    seni kaybediyorum
    ve ufkuma sensizliği
    korkusuzca geriyorum...