Karagöz Hacivat Konuşmaları Komik

Konusu 'Web Cafe' forumundadır ve Lavinia tarafından 10 Şubat 2014 başlatılmıştır.

  1. Komik Karagöz Hacivat Diyalogları

    Komik Karagöz Hacivat konuşmalarından birkaçını konumuzun devamında okuyabilir, siz de beğendiğiniz konuşmaları bizlerle paylaşabilirsiniz.

    HACİVAT -Hoş geldin sevgili Karagöz'üm!

    KARAGÖZ - Hoş bulduk kel kafalı kara üzüm!

    HACİVAT - Nereden gelip, nereye gidiyorsun bakalım?

    KARAGÖZ - Bir yere gittiğim yok da, oğlumla kaç saattir okuma-yazma çalıştık... Biraz gezeyim dedim.

    HACİVAT - Tabii iyi yaptın efendim, kafan balon olmuştur.

    KARAGÖZ -Hay hay, kafam balon oldu da uçmasın diye boynuma yapıştırdım.

    HACİVAT - Hemen yanlış anlama, yani uzun zaman ders çalışmaktan kafan şişmiştir.

    KARAGÖZ - Kafam pişti de soğutmaya çıktım.

    HACİVAT - Allah iyiliğini versin! Neyse, çalışmalar iyi gidiyor mu?

    KARAGÖZ - Hem de nasıl iyi gidiyor bilemezsin Hacı Cavcav! Sen söyle de müdür benim ilkokul diplomamı hazırlasın...

    HACİVAT - Efendim sen hele hepsini iyi öğren de diploma işi kolay...

    KARAGÖZ - Şey, okuma yazma öğrenirsem diploma başka başka ne işime yarayacak?

    HACİVAT - Bak, meselâ artık mühüre lüzum kalmayacak...

    KARAGÖZ - Yerine kimse bakmayacak mı?

    HACİVAT - Kimin yerine Karagöz'üm?...

    KARAGÖZ -"Artık müdüre lüzum kalmayacak..." dedin ya!

    HACİVAT - Efendim müdür değil mühür! Hani imza yerine bastığın damga yok mu?

    KARAGÖZ - Öyle söylesene köftehor!

    HACİVAT - Pekâlâ mektup yazmasını biliyor musun?

    KARAGÖZ - Biliyorum Hacı Cavcav, çok kolay!...

    HACİVAT - Aferin, demek bilgini o kadar ilerlettin? O halde söyle bakalım, mektup nasıl yazılır?

    KARAGÖZ - Oğlum "Hazır Mektuplar" diye bir kitap getirmiş... Onun içinden seçip seçip yazılır.

    HACİVAT - Allah iyiliğini versin" desene oğlun da senin kafada yetişiyor. Hiç kitaptan kopya edilerek mektup yazılır mı?

    KARAGÖZ - Niye yazılmasın? Bir yere yazdım, oldu.

    HACİVAT - Pekâlâ cevap geldi mi?

    KARAGÖZ - Cevap gelmedi, mektubun kendisi geri geldi.

    HACİVAT - Neyse... O zaman seninle biraz mektup üzerine konuşalım. Örnek ister misin?

    KARAGÖZ - Parasız olursa isterim Hacı Cavcav! Pişirip akşama yeriz.

    HACİVAT - Yine ne anladın, mektup pişirilip yenir mi?

    KARAGÖZ - Köftehor, "Ördek ister misin?" dedin ya!...

    HACİVAT - Aklın yine başka yerlere gitti. Sen şimdi beni iyi dinle! Bir defa tarihsiz mektup olmaz.

    KARAGÖZ - Anladım, talihsiz mektup olmaz.

    HACİVAT - Talih değil, tarih!... Yani mektup kâğıdının üst-sağ köşesine o günün tarihi yazılır.

    KARAGÖZ - Hay hay, yazılır!

    HACİVAT - Mektubu kime göndereceksin Karagöz'üm?

    KARAGÖZ - Yabancıya gitmesin, kendime gönderirim. Hem de çabuk gelir.

    HACİVAT - Saçmalama, insan kendine mektup göndermez. Diyelim ki babana yazacaksın!

    KARAGÖZ - Pataklarım ha! Babam mezarda, postacı mektubu ona nasıl verecek?

    HACİVAT - Allah Allah... Pekâlâ, mektubu bana yazıyorsun nasıl başlarsan?

    KARAGÖZ - "Keçi suratlı Hacı Cavcav, çabuk yanıma gel, canım seni pataklamak istiyor!" diye yazarım.

    HACİVAT - Efendim olur mu? "Çok sevgili arkadaşım, Hacivat Çelebi Beyefendi" diye yazılır.

    KARAGÖZ - Ben sana öyle yazamam, çok istiyorsan otur kendin yaz!

    HACİVAT - Pekâlâ, bana yazma! Oğluna yazıyorsun "Çok sevgili oğlum!" diye başlarsın.

    KARAGÖZ - Gerisini biliyorum. Mektup bitince zarfa koyar, üstüne de adres yazarım.

    HACİVAT - Aferin Karagöz'üm, sonra?...

    KARAGÖZ - Sonra da oğluma telefon edip, mektubu okurum.

    HACİVAT - Yine sinirlerim oynamaya başladı.

    karagoz_ve_hacivat_konusmalari.jpg


    BİLMECE

    Hacivat (Gelir.): Karagöz’üm, ben sana bir şey söyleyeceğim.

    Karagöz: Söyle bakalım.

    Hacivat: Bilmece bilir misin?

    Karagöz: Maşallah!

    Hacivat: Efendim?

    Karagöz: Maşallah!

    Hacivat: Demek bilirsin!

    Karagöz: Hem de nasıl…

    Hacivat: Yaa!

    Karagöz: Yaa! Ne sandın? Bilmece demek ben demek, ben demek bilmece demek. Söyle bilmeceni, al cevabını!

    Hacivat: Peki Karagöz’üm, bir tane sorayım.

    Karagöz: Sor bakalım.

    Hacivat: “Sokakta aldım bir tane, evde oldu bin tane.” Nedir bu, bil bakalım?

    Karagöz: Bunu bilmeyecek ne var?

    Hacivat: Ne peki?

    Karagöz: Tahtakurusu.

    Hacivat: Hay körolmayasıca Karagöz’üm.Tahtakurusu olur mu?

    Karagöz: Pekâlâ olur. Sokaktan bir tane kap da evde nasıl çoğalırlar gör.

    Hacivat: Benim söylediğim bilmece nar.

    Karagöz: Haaa, nar. (Güler.) He he heee!

    Hacivat: Bir tane daha sorayım mı?

    Karagöz: Sor bakalım?

    Hacivat: Efendim,”Çınçınlı hamam, kubbesi tamam, bir gelin aldım, babası imam.”

    Karagöz: (Atılır.) Onu bilirim. Hacivat: Kim?

    Karagöz: Bizim mahallenin imamının kızı.

    Hacivat: Değil Karagöz’üm. Bu benim söylediğim başka bir şey. Canlı değil fakat canlı gibi. Efendime söyleyeyim çalışır.

    Karagöz: (Düşünür.) Canlı değil de canlı gibi Canlı gibi, canlı gibi… Bildim Hacivat! Hamam kurnası

    Hacivat: Bilemedin, yahu saat derler buna saat… Hani sen bilmece biliyordun

    Karagöz: Biliyordum ama unutmuşum…

    Hacivat: Bir tane daha sorayım mı?

    Karagöz: Sor bakalım.

    Hacivat:”Yer altında kırmızı minare.”

    Karagöz: Kim bilmez onu yahu?

    Hacivat: Neymiş bakalım?

    Karagöz: Kırmızı minare işte.

    Hacivat: Değil! Bu yenir.

    Karagöz: Yenir mi? (Düşünür.) Bilemedim.

    Hacivat: Efendim, havuç.

    Karagöz: (Hacivat’ı dövmeye başlar.) Sen de tokatları ye avuç avuç!

    Hacivat: Dur Karagöz’üm, bir tane daha soracağım. Bilemezsen karışmam.

    Karagöz: Hadi sor, bakalım.

    Hacivat: “Bir ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk.”

    Karagöz: Turşu fıçısı.

    Hacivat: Değil efendim.

    Karagöz: Fıçı turşusu.

    Hacivat: Değil canım.

    Karagöz: Lahana turşusu.

    Hacivat: Değil gözüm.

    Karagöz: Pırasa turşusu.

    Hacivat: Değil ciğerim.

    Karagöz: Turşuların turşusu.

    Hacivat: Değil Karagöz’üm, değil. “Bir ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk” Karagöz: Adam turşusu.

    Hacivat: Bak Karagöz’üm. Benim sorduğum bilmece hastalara şifa, dertlilere deva…

    Karagöz: Verin şu fakire beş on para sadaka…

    Hacivat: Ne oluyor Karagöz’üm?

    Karagöz: Ne olacak. Dilenci duası yapıyorsun.

    Hacivat: Bir ipucu daha vereyim. Sana sorduğum bilmece sarıca, suluca. Karagöz: Haaa, bildim! Aksaray hamamı.

    Hacivat: Öyle değil efendim… Şimdi Karagöz’üm, seninle burdan kalksak…

    Karagöz: Evet.

    Hacivat: Bir misafirliğe gitsek.

    Karagöz: Gitsek.

    Hacivat: Efendim, kapıyı çalarız.

    Karagöz: Neye çalıyoruz kapıyı?

    Hacivat: Efendim, yani kapıyı açsınlar diye.

    Karagöz: Haa… Ben de kapıyı şöyle gizlice aşıracaksın sandım.

    Hacivat: Efendim, bize kapıyı açarlar mı? Karagöz: Açarlar.

    Hacivat: “Buyurun” derler değil mi? Karagöz: Ya demezlerse?

    Hacivat: Canım, derler. Efendim, gider misafir odasında otururuz. Bize birer kahve, birer de çay getirirler.

    Karagöz: Ya getirmezlerse?

    Hacivat: Canım, getirirler.

    Karagöz: Getirirler, getirirler.

    Hacivat: Efendim, hatta yemek vakti gelince tabi bize bir yemek yedirecekler.

    Karagöz: Kim yedirecek yahu?

    Hacivat: Kim yedirecek, ev sahibi.

    Karagöz: Haa, ev sahibi.

    Hacivat: Efendim, yemek vakti gelip de yemek yedirecekleri zaman, ilkönce yemek odasının ortasına bir şey sererler. Ne sererler Karagöz’üm?

    Karagöz: Yemek odasının ortasına mı? Hacivat: Evet.

    Karagöz: Çamaşır sererler.

    Hacivat: Canım, ne münasebeti var?

    Karagöz: Sokakta yağmur, yağış olur, kurusun diye.

    Hacivat: Hayır efendim, sofra kurarlar.

    Karagöz: Haa, sofra kurarlar.

    Hacivat: Sofranın üstüne dört ayaklı ne korlar?

    Karagöz: Dört ayaklı… (Düşünür.) Kedi korlar.

    Hacivat: Değil Karagöz’üm masayı korlar.

    Karagöz: Peki, canım koysunlar.

    Hacivat: Sonra birer tas çorba getirirler.

    Karagöz: Benimki işkembe olsun!

    Hacivat: Peki, canım! Sonra bu çorbalara bir şey sıkarlar. Nedir bu?

    Karagöz: Sıkarlar, sıkarlar… Kaşık sıkarlar.

    Hacivat: Hayır canım, kaşık dizilir.

    Karagöz: Sıkarlar, sıkarlar… Tuz sıkarlar.

    Hacivat: Birader, tuz ekilir.

    Karagöz: Sıkarlar, sıkarlar… Ekmek sıkarlar.

    Hacivat: Canım, ekmek doğranır.

    Karagöz: Sıkarlar, sıkarlar… Biber sıkarlar.

    Hacivat: Hayır, biber serpilir.

    Karagöz: Sıkarlar, sıkarlar, sıkarlar… Eee, artık misafirler dişlerini sıkarlar.

    Hacivat: Canım, neden?

    Karagöz: Birisi başlasın da sonra biz başlayalım, diyerekten.

    Hacivat: Efendim, değil. Çorbanın içine ne sıkarlar? Onu soruyorum.

    Karagöz: Hoppalaa! Sıkarlar, sıkarlar…

    Hacivat: Ne sıkarlar?

    Karagöz: Tabanca sıkarlar.

    Hacivat: Tabancanın ne işi var?

    Karagöz: Şehriyelerle pirinçler kavga ediyorlarsa ayrılsınlar diye.

    Hacivat: Karagöz’üm, limon sıkarlar. Benim de sana söylemiş olduğum “Bir ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk”, “limon” değil mi?

    Karagöz: Bunu kim bilmez be! Şurada oturan mini mini yavrular bile bilir. Sen şimdi bilmeceyi benden dinle.

    Hacivat: Benim bilmecelere karnım tok.

    Karagöz: Dinle bakalım.

    Hacivat: Söyle Karagöz’üm!

    Karagöz: Çabuk bilme haa!

    Hacivat: Canım, söyle bakalım nedir?

    Karagöz: E üstünde kaydırmaca.”

    Hacivat: Gayet basit: Sabun.

    Karagöz: Peki,”Dil üstünde kaydırmaca.”

    Hacivat: Efendim, dondurma.

    Karagöz: (Hacivat’ı dövmeye başlar.) Ben sana çabuk bilme demedim mi?

    Hacivat: (Gider.)
     

  2. :):););););)