Kendi Gök Kubbemiz Kitap Özeti

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve Nehir tarafından 8 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Kendi Gök Kubbemiz Roman Özeti

    İlk basımı 1961 yılında yapılan kitaptaki 81 şiir, üç bölümde sunuluyor. “Kendi Gök Kubbemiz”, “Yol Düşüncesi” ve “Vuslat”.

    Sermet Sami Uysal, Kendi Gök Kubbemiz’i şöyle tanıtır: “Adım, Şair’in ancak 74 yaşında “tam olarak” bitirebildiği ve kitaba ilk şiir olarak giren “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”nın “Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati” dizesinden alan bu eserde; Yahya Kemal’in sade dille yazmış olduğu ve kendisine büyük ün sağlayan 81 şiiri yer almaktadır.
    Bu şiirler:
    Kendi Gök Kubbemiz;
    Yol düşüncesi;
    Vuslat başlıklı üç bölümde toplanmıştır.

    Kendi Gök Kubbemiz bölümünde: daha çok, Anadolu ve Rumeli topraklarını yurt edinerek İslamlığın da etkisiyle yepyeni bir uygarlık yaratan Türk’ün tarih içindeki yeri, şiir diliyle vurgulanır. Yol Düşüncesi’nde de sonsuzluk, rintlik ve ölümle ilgili duygular, derinliğine dile getirilir. Vuslat’ta ise daha çok aşk ve sevda şiirleri yer almaktadır. Fakat her üç bölümde de, başka bölümlerde sonsuzluğun ağır bastığı Deniz; Antikçağ’a özlemi yansıtan Bergama heykeltraşları; özgürlüğün bedelini dile getiren Altor Şehrinde; gençlik-yıllarındaki Paris’in daha çok kültür hayatın9ı yansıtan Eski Paris ve hemen ondan sonra gelen Büyü Şiir; iyi saatte olsunları anlatan Cinler ve Madrid’de Kahvehane gibi hem bitmemiş izlenimi bırakan hem de konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan şiirler bir aradadır. Üstelik Yahya Kemal’in duru dille yazmış olduğu şiirleri kesin olarak bölümlere de ayıramazlar: Aşkı, sevdayı, sevgiliyi yansıtan şiirlerinde bile aşk-vatan-tarih çoğu zaman içiçe işlendiğinden bir bölümdeki şiirler, rahatlıkla öteki bölüme de girebilirler … Tıpkı “Bir Tepeden”de olduğu gibi! … Ayrıca ‘Fenerbahçe ve Erenköyü’nde Bahar gibi şiirlerindeki aşk ve doğa güzelliği içiçe işlenmiştir … Mihriyar’ da hayran olarak seyrettiğimiz güzel, Türk tarihinin derinliklerinden süzülerek gelir karşımıza:

    Hayran olarak bakarsınız da
    Hülyanızı fetheder bu hali:
    Beş yüz sene sonra karşınızda
    İstanbul fethinin hayali,

    Moda’da Mayıs’ta, doğa güzelliği ile ölümü “şairane” teselliyle münisleştiren duygu yine içiçedir:

    Hayatı rayiha sihriyle sindiren toprak,
    Bugün de semtine baksam, çiçek, çimen, yaprak
    İçinde rahata varmış yatan aziz ölüler
    Demek ki böyle bahar örtüsüyle örtülüler!

    Geçiş’te doğa öğeleriyle ölüm içiçedir:

    Artık güneş görünmez olur, gök bulutludur,
    Rahatça dal, ölüm sonu gelmez bir uykudur.

    Böyle örnekler pek çoktur.
    Edebiyat tarihçileri Mahir Ünlü-Ömer Özcan, 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı adlı kitaplarında Kendi Gök Kubbemiz’i şöyle anlatırlar: “Yahya Kemal Beyatlı’nın bu şiirleri, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın deyişiyle, “hızını geçmiş zaferlerden alan gururu ölüleri ve dirileri beraberce kucaklayan merhamet ve kederi … hep musikinin nizamını benimsemiş bir sanatın” (Varlık, 15 Temmuz 1961) ürünleridir. Açık Deniz, Itri, Akıncı, Mohaç Türküsü, Hayal Şehir, Kar Musikileri, Ok, Yol Düşüncesi, Sessiz Gemi, Rintlerin Ölümü, Mehlika Sultan, Vuslat, Ses, Erenköyü’nde Bahar, Geçmiş Yaz, Nazar, Endülüs’te Raks …

    Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirlerinde, “geçmişe karşı duyulan sevgi ve özlem” (Bir Tepeden … ), “sonsuzluğa ulaşma duygusu” (Açık Deniz … ), “İstanbul’u sevmek” (Bir Başka Tepeden), “ölüm kaygısı”, (Yol Düşüncesi), “aşk ve lirizm”, (Geçen Yaz), “egzotik görünümler ve müzik:” (Kar musikileri … ) başlıca temalar olarak görülür.