Kıbrıs Adasının Jeopolitik Ve Jeostratejik Önemi

Konusu 'Öğrenci Web' forumundadır ve Zakkum tarafından 27 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. kıbrıs adasının jeopolitik ve jeostratejik önemi hakkında bilgi

    Kıbrıs Adası, tarih boyunca Orta Doğuya açılmak isteyen devletler için, vazgeçilmez stratejik ve ticari bir üs olarak görüldü.

    Adayı elinde bulunduran güç, her zaman, Türkiyeden Mısıra; Lübnandan, İrana kadar olan bölgeyi kontrol etti. Türkiye üzerinden Orta Doğuya açılamayan güçler, Kıbrıs Adasını amaçları için kullanmışlardır.

    Sicilya ve Sardunyadan sonra, Akdenizin üçüncü büyük adası olan Kıbrısın en yakın komşusu Türkiyedir. Kıbrıs, Güney Anadolu sahillerinden 70, Suriyeden 100. Mısırdan 400. Yunanistandan ise 800 kilometre uzaklıktadır.

    Yunanlı Tarihçi Dr. Achille Emiliyanidis; Adada yaşayan insanlar hakkında Kıbrısın ilk halkı kuvvetli bir ihtimalle Anadolu kıyılarından gelip Adaya yerleşmiştir. Bunlar adet ve davranışlarını da beraberlerinde getirmişlerdir diyor. (1)

    Kıbrısın 10 bin yıllık tarihinin 7 bin yılı, tarih öncesi çağlara ait olup Akdeniz kültürüyle yakından ilgilidir. 1930lu yılların başlarında Neolitik çağın keşfi, Kıbrısın ilk çağlardaki tarihinin ortaya çıkarılmasına önemli bir katkı sağladı. Elde edilen bilgiler, Kıbrısı Akdeniz kültür tarihinin ön sıralarına yerleştirdi.

    Kıbrısın Anadoluyla ilişkisi, daha ilk Neolitik devirde başlar. Kıbrısta bulunmayan obsidiyen taşı, Kıbrısa 70 kilometre uzaklıkta olan Anadoluda Toroslarda bulunuyordu. Kıbrıs ahalisinin küçük kayıklarla Anadoluya geçerek Toroslardan obsidiyen taşı aldıklarını, Kıbrısta arkeolojik araştırmalar sonucu ortaya çıkan buluntulardan anlıyoruz.

    Kalkolitik Çağda bakırın keşfi ve Kıbrıstaki bakır madenlerinin işletilmesiyle, Adanın kültürel ve siyasi gelişiminde yeni ufuklar açıldı. Bakır, Kıbrısın dış dünya ile bağlantı kurmasının, Anadolu ve Doğu Akdeniz ülkeleriyle ticari ilişkilere girmesinin yolunu açtı.

    Uzun yıllar boyunca diğer kültürlerden kopuk olan Kıbrıs kültürü, bakır ticareti sayesinde Anadolu, Suriye, Mısır ve Filistinle yakın ilişkiye girdi. Kıbrısın Egedeki şehir devletleri ile ilişkileri ise aralıklarla ve dolaylı olarak gerçekleşti.

    Giritle yapılan temaslar sonucu Adaya Cypro-Minoic yazı sistemi geldi. Yunanlı tarihçiler Yorgos Tenekidis ve Yannos Krannidiyodisin, Kıbrıs Halkının Problemleri ve Mücadeleleri adlı kitabında, bu yazı sisteminin ve dilin, Giritte Yunan dilinin olmadığı ve bilinmediği zamanlarda bile var olduğu ifade edilmektedir.

    Aynı Yunanlı yazarlar, M.Ö. l200-1100 arasındaki göçlerle, deniz kavimleri tarafından kovulan Suriye ve Filistinli sığınmacıların Kıbrısa yerleştiğini yazmaktadırlar. Tenekidis ve Krannidiyotise göre, bu göçler sonucunda Kıbrıs yeniden doğup canlanmış ve yaratıcılık kazanmıştır. Keza, Yunanistanlılara demir kullanma sanatını öğretenlerin de, Kıbrıslılar olduğu belirtilmektedir.

    Yunanlı tarihçilerin de kabul ettikleri gibi Kıbrıs. tarihi boyunca Ortadoğulu kavimlere yakın ilişki içindeydi. Bunların başında da Fenikeliler geliyordu. 9. Yy. Akdenize açılan Fenikelilerin ilk durakları Kıbrıs olmuştur.

    9. yüzyılda Akdenize açılan Fenikelilerin ilk durakları Kıbrıs idi. Yunanlı tarihçi Papariğopulos kıta Yunanlılarının alfabelerini Fenikelilerden aldıklarını ve Yunan sanatındaki doğu motiflerinin de, büyük bir olasılıkla Fenikelilerden geldiğini yazmaktadır. Fenikeliler gibi, eski Yunan şehir devletlerinin bazıları da, Kıbrıs kıyılarında ticaret kolonileri kurdular. Ancak bunlar Kıbrısta birbirlerinden bağımsız olarak geliştiler.

    Hititler, Kral Muvattalli (M.Ö. 1324-1294) döneminde Kıbrıs üzerinde gerçek anlamda egemenlik kuran ilk devlettir. Ancak belgelerden anlaşıldığına göre, çok daha önceleri Kıbrısla ilgilenmeye başlayan Hititler, M.Ö. 1400lerde Adada kısa bir süre için de olsa, hakim güç durumuna geldiler.

    M.Ö. 1320lerden itibaren Kıbrıs, Hitit ekonomisinde önemli bir yer tutmaya başladı. Çünkü Anadolunun bakır eşya gereksinmesinin büyük bir kısmı Kıbrıstan sağlanıyordu.

    Hititlerin M.O.1320den 1200e kadar devam eden egemenlikleri sırasında, Anadoludaki mahkumlar, Kıbrısa sürülmekteydi. Akaların, ticaret kolonileri ile Kıbrısa gelmeleri, Hititlerin Kıbrıstaki egemenliğini tehlikeye düşürdü.

    Hitit Krallığı, Mısır kaynaklarında Deniz Kavimleri olarak adlandırılan kavimlerinin akınları sonucu, M.Ö. 1200de çöktü. Bu Egeli kavimler arasında, Akalar, Likyalılar, Sardunyalılar ve Etrüskler bulunuyordu.

    Asurluların, Anadoluyu ele geçirmelerinden sonra Kral II. Sargon zamanında Kıbrıs, bu kez Asur egemenliği altına girdi (M.Ö. 709). Ada, M.Ö. 548de Mısırlılar tarafından ele geçirildi. Mısır egemenliği, 23 yıl sürdü. Persler, Lidya Kralı Krezüsü yenerek Anadoluyu ele geçirdikten sonra, Mısıra da saldırdılar. Bu saldırı sırasında Kıbrıslılar da Perslerin yanında yer aldı. Pers-Mısır savaşı sonunda Mısırlılar yenilince, Kıbrıs, Perslere bağlandı. (M.Ö.525).

    Makedonyalı Büyük İskender, Granikos ve Issos zaferleri sonunda Anadoluyu Makedonya İmparatorluğunun topraklarına kattıktan sonra, Kıbrıs kralları da onun tarafına geçerek, 120 gemiden oluşan bir donanmayı emrine verdiler.

    MÖ. 332den itibaren Kıbrıs, Büyük İskendere bağlandı. İskenderin ölümünden Sonra Adada, Ptolemelerin egemenliği başladı (M.Ö.294).

    Kıbrıs, iki buçuk asır Ptolemelerin hakimiyeti altında kaldı. Romalılarla Kartacalılar arasında yer alan ve tarihe Pön Savaşları olarak geçen savaşlardan galip çıkan Romalılar, egemenlik alanlarını Anadolu ve Suriyeye kadar genişlettikten Sonra, Ptolemeleri ortadan kaldırıp Kıbrısı ele geçirdiler (M.Ö. 58).

    İmparator Büyük Theodosiusun ölümünden sonra coğrafi bakımdan merkezi İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğunun sınırları içinde kalan Kıbrıs, 395 tarihinden başlayarak, Bizans egemenliği altına girdi.

    Kıbrıs kıyılarında birbirinden bağımsız ve çoğu kez de birbirleriyle savaş halinde olan bu ticaret kolonileri, Kıbrısın iç kısımlarına nüfuz edememişlerdi. Bu ticaret kolonileri, Kıbrısa ne kültürlerini, ne de idari sistemlerini götürmüşlerdi.

    Kıbrıs, 1192 yılından sonra üç asır Guy de Lusignanın soyundan gelen Katolik krallar tarafından yönetildi.

    Kıbrıs, 1489da LusignanIardan sonra Venediklilerin yönetimine geçti.

    l453te İstanbulun Türk tarafından fetih edilmesi sonucu Bizans İmparatorluğunun sona ermesi sonucu, Doğu Akdenizin kontrolü için Venedik ile Osmanlı imparatorluğu arasındaki rekabeti arttırmıştı.

    Venedikliler, Bizans İmparatorluğunun son yıllarında iyice güçsüz duruma düşmesinden yararlanarak. Doğu Akdenizde önemli imtiyazlar elde etmişlerdi. Ancak Venedik, Fatih Sultan Mehmetin İstanbulu fethinden sonra birçok imtiyazlarını kaybetti. Venedik, kendi hayat damarı saydığı doğu ticaret yollarını her ne pahasına olursa olsun elinde tutmakta kararlıydı.

    Fatih Sultan Mehmet, Kıbrısa karşı ciddi bir harekata girişmek konusunda tereddütlüydü. Çünkü Kıbrıs, 1426dan beri Mısır Memluklarına vergi veriyordu.

    II. Bayezıt devrinde, 1485 yılında Türklerle, Memluklar arasında savaş başlayınca durum değişti. Türkler, Kıbrısı ele geçirmek için planlar yapmaya başladılar Venedikin Kıbrısı ele geçirmesinden sonra, Adaya düzenli Türk akınları başlamıştı. 1517de Yavuz Sultan Selimin Mısırı ele geçirip Memluk devletini ortadan kaldırmasından sonra, Osmanlılar ile Venedikliler arasında bir anlaşma imzalandı.Bu anlaşmaya göre Venedikliler daha önce Memluklara verdikleri 8.000 dukalık vergiyi artık Osmanlı İmparatorluğuna ödeyeceklerdi. Böylece 1517 yılından itibaren Ada üzerinde Türk egemenliği hukuken kurulmuş oluyordu.

    Kıbrıs, bütün tarihi boyunca kesintisiz en uzun süre olan 307 yıl Türklerin hakimiyeti altında kalmıştır. Adada yaşayan değişik kökenli halka 1517den sonra Anadoludan gelen binlerce Türk aile katıldı.

    Görüldüğü gibi Kıbrıs, tarih boyunca birçok medeniyetin bir arada yaşadığı bir ada oldu. Kıbrıs hiçbir dönemde bir ulusun veya bir devletin, sadece kendi dininden veya ırkından olanlara yaşama hakkı tanıdığı bir ada olmadı. Bunun her denenmesi, Adada büyük çalkantılara yol açtı.

    Dolayısıyla bugün (2002) bu derecede büyük önem taşıyan Kıbrısın, üzerinde tek bir millet varmış gibi gösterilmesi, Türkiyeyi kontrol altında tutmak ve Orta Doğunun batıya açılımının Kıbrıs üzerinden kontrol altına alınmak istenmesi, ne Türkiye ne de Kıbrıs Türkleri tarafından kabul edilemez. Ege Denizi olduğu kadar Kıbrıs Adası da, Türkiyenin güvenliği için büyük önem taşıyan stratejik bir konudur.