Kırgız Kültürel Tarihi Hakkında Bilgi

Konusu 'Bilgi Zemini' forumundadır ve Zakkum tarafından 3 Haziran 2014 başlatılmıştır.

  1. Kırgız Kültürel Tarihi

    Kırgızistan'ın esas zenginliği halk kültürüdür. Yüzyıllardır kendi topraklarında yaşamakta olan farklı milletlerin kültürlerini algılayarak gelişen Kırgız kültürü, değişikliği ve derinliği ile ayırt edilmektedir. Bu misafirperver dağlık ülkede bugün, Kırgız, Rus, Kazak, Özbek, Dungan, Ukraynalı, Alman, Koreli, Uygur, Tatar, Çeçen gibi 80’den fazla millet yaşamaktadır. Kırgızistan'da edebiyat, sanat ve hatta milli yemekler benzer olduğu kadar, çok değişik özelliklerin birbirine sızmasının da izlerini taşımaktadır. Ülkeye gelen bir çok yabancı konuk, Kırgızistan’da gördükleri farklı kültürlerin ambiansı ile büyülenmekte ve aynı anda her kültürün kendine ait özellikleri taşımasına da hayran kalmaktadır. Kırgızistan halkının en önemli kültürel özelliği ise, sözde kalmayan gerçek milletlerarası dostluğudur.Kırgızistan, çok eski dönemlere uzanmış kültürü, değerleri ve örf, adetleri olan bir ülkedir. Sovyetler Birliği döneminden sonra, 1990-1994 yılları arasında net yurtiçi hasıla kapasitesinin iki katı azalması, tarım sektörü üretiminin 1/3'e ve sanayi üretimin % 60'a düşmesine bağlı olarak, devlet, önceden ulaşılmış olan kültür gelişim seviyesini destekleme imkanını kaybetmiştir. Köy kütüphaneleri, kulüpler ve başka kültürel merkezler kapatılmaya başlanmış, kültür kuruluşları özelleştirmenin ilk kurbanları olmuştur.

    Restorasyon çalışmaları, tarihi ve arkeolojik kazım işleri durdurulmuştur. Kültür alanında faaliyet gösteren elemanlar ve eğitim kadroları, işletme, tarım gibi sektörlere yönelme eğilimi göstermiştir. Bir çok kültür kuruluşu ve temsilcileri piyasa ekonomisi şartlarına hazır olamamıştır. Ayrıca, yaşam standartlarının düşmesinden dolayı, nüfusun sanat eserlerine olan tüketim talepleri ile, tiyatro, sinema ve kütüphanelere ziyaretler azalmıştır.Bütün bu olumsuzluklara rağmen, bağımsızlıktan sonraki dönemde Kırgızistan, önceki nesillerden süregelen manevi poansiyeli muhafaza etmeyi ve arttırmayı başarmıştır. Kendine özgü gelişim çizgisini sürdüren tüm dünya insanlarının medeniyetinin kendi türünde bir benzeri bulunmayan etnokültürel bölümüyle dünya toplumuna girme konusunda da stratejik bir yol belirlenmiştir. İzlenen bu yol bağlamında 1995 yılı Ağustos ayında halk kahramanlık destanı “Manas’ın 1000. Yıldönümü” kutlamaları gerçekleştirilmiştir.

    1996 yılında Kültür Bakanlığı tasfiye edilerek, Eğitim ve Bilim Bakanlığı ile birleştirilmiş ve Eğitim, Bilim ve Kültür Bakanlığı oluşturulmuştur. Bölge düzeyinde de eğitim ve kültür kuruluşları birleştirilmiştir. "Kültür ile ilgili Kanun", "Madaniyat" Cumhurbaşkanı Programı ile ilgili Cumhurbaşkanı Hükmü, 1997-2000 yılları için "Madaniyat” Kırgız Cumhuriyeti Kültür ve Sanatı Geliştirme ve Sağlama Devlet Programı ve Konsepsiyonu kabul edilmiştir.

    Devletin sınırlı maddi imkanları çerçevesinde, kültüre devlet bütçesinden ayrılan pay oranı, 1991'de % 2.1, 1992'de % 1.2, 1993'de % 1,5, 1994'de % 2,4, 1995'de % 2,6, 1996'da % 2,3, 1997'de % 2,2, 1998'de % 2,2 olarak gerçekleşmiştir. 1998 yılı verilerine göre, devlet finansmanı ile yürütülen 14 devlet tiyatrosu, 3 filarmoni, 1024 kütüphane, 32 müze, 84 çocuk müzik okulu, 515 kulüp, 8 park, sirk ve bir halk sanatı merkezi bulunmaktadır. Finansmanın yetersiz olması, yetenekli gençlerin ve .kültür ve sanat işçilerinin desteklenmesi için, bütçe dışı kaynaklara müracaat edilmesini zorunlu kılmaktadır. Cumhurbaşkanı Sosyal Koruma ve Destek Vakfı'ndan, kitapların basımı, ressamların sergilerinin düzenlenmesi, oyunların, filmlerin yapımı, konserlerin, festivallerin gerçekleştirilmesi, heykellerin yapılması için kaynak tahsis edilmektedir. Her yıl kültür işçileri için, geçiş döneminde maddi yardım sağlanması amacı ile Cumhurbaşkanı bursları düzenlenmektedir.Kültür alanında, uluslararası vakıfların hibelerinin, sponsorluk yardımlarının, gayri resmi kuruluşların ve özel iş adamlarının yardımlarının teşviki için gerekli koşullar hazırlanmıştır. Bu şartların sayesinde, eğitim kuruluşları binalarının genel tamiratının yapılması, müzik aletlerinin alınması gibi taleplerin yerine getirilmesi için maddi araçlar bulunmuştur. Bu konuda en çok "Meerim" Uluslararası Değer Vakfı, "Soros-Kırgızistan" Vakfı, Kabiliyetleri Destekleme Vakfı v.b. kuruluşların katkısı büyüktür.

    1.4.1.Kırgızistan Ulu İpek Yolu'nda

    Ulu İpek Yolu, Avrupa ve Asya'yı birbirine bağlayan, Akdeniz limanlarından Çin'e kadar bütün Asya kıtası üzerinden geçen ticaret yolu olarak tanımlanmaktadır. Tarihi geçmişe bakıldığında, Asya'da, kendi ticaret yolları, merkezleri, malları ve adetleri mevcut olan iki büyük bölge oluştuğu bilinmektedir. Bu bölgelerden birincisi, Batı Merkezi, Mezopatamya eski devletleri arasında, diğeri, Doğu Merkezi ise, Huanhe ve Yandtzi nehirleri arasındaki bölgede oluşmuştur. Uzun süre iki bölge, birbiriyle belli bir temas kurmadan, gelişmeye devam etmiştir. Pamir ve Tyan-Şan dağ sıraları, iki eski büyük Asya uygarlığını bölen aşılması çok zor bir duvar olarak nitelendirilebilir.Tarihi verilere göre, M.Ö-II.. yüzyılda, Tyan-Şan ve Pamir dağları engelinin giderilmesinden itibaren, Ulu İpek Yolu'nun oluşturulmasına da imkan sağlanmıştır. Ancak, bu ticaret yolunun daha M.Ö.IV. yüzyılda kullanılmaya başlanması konusunda fikirler de mevcut olmakla birlikte, Kırgızistan toprakları ve halkları, asırlar boyunca siyasi mücadelelere sebep olan, dünya tarihinin büyük kültür ve ekonomik harikası "Ulu İpek Yolu"nun başlangıcı ve merkezinde bulunmaktaydı. Farklı kültürlerin mücevher kutusu gibi tanımlanabilecek bu yol üzerinde, her türlü tüccar ve keşişin (budist, hıristiyan, müslüman olsun) dolaşmasını görmek doğaldı.Ulu İpek Yolu'nu belli yerleşim yerleri ve ticari merkezleri üzerinden geçen, düz, taştan yapılan bir yol şeklinde tasvir etmek mümkün değildir. İpek Yolu'nun kullanıldığı 1500 yıl içinde pek çok farklı devlet ortaya çıkıp, daha sonra yok olmuş, eski imparatorlukların ticari merkezleri ve başkentleri güçlenip, daha sonra zayıflayarak kaybolmuştur. Dolayısıyla, Ulu İpek Yolu, Doğu-Batı esas istikametinin dışında, bir çok ara noktayı da değiştirmektedir. Yolun toplam uzunluğu, 7 000 kilometreye yakındır. Ancak, Tyan-Şan ve Pamir dağlarının şartları ticari yolların, isteğe göre ilerlemesine engel olmaktadır.

    Bu bölümlerde doğal coğrafi faktörler etkilidir. Bu nedenle de, Kırgızistan toprakları üzerinden geçen yollar, yüzyıllar boyunca değişmeden aynen kalmıştır.Eski çağlardan beri Kırgızistan üzerinden Ulu İpek Yolu'nun üç dalı geçmektedir: Güney Dalı, Fergana Dalı ve Kuzey Dalı. Ulu İpek Yolu'nun Güney Dalı, eski Merv şehrinden (Türkmenistan) Balh ve Termez'e doğru yöneliyordu. Termez'de Amudarya nehrinin sağ kıyısına geçiş yapıldıktan sonra, gezginler Alay'a doğru gidip, buradan İrkeştan iline ve Kaşgar'a (Çin) gidebiliyorlardı. Ulu İpek Yolu'nun Fergana ve Kuzey dalları Semerkant'ta başlayıp, Zamin'e kadar aynı yolu takip ederek devam ediyor, Zamin'de ünlü ticaret yolu ikiye ayrılıyordu. Fergana Dalı, Zamin'den İsfara, Sohu ve Oş şehrine yöneliyordu. Oş şehri, ulu yolunun büyük bir ticari ara noktasıydı. Oş'tan kervanlar iki ayrı istikameti takip ediyorlardı. Biri Irkeştam'dan Çin’e dönmekteydi, diğeri ise Issık-Gölkıyısında ikinci büyük ticari ara nokta olan, Üst Barskoon'un bulunduğu Issık-Göl bölgesine doğru yöneliyordu. Kuzey Dalı, Zamin'den Bilkent'e (şimdiki Taşkent), devam ediyor, daha sonra şimdiki Kazakistan toprakları üzerinden geçerek ve Kırgızistan'ın kuzey şehirleri ile temas kurarak, Issık-Köl bölgesinde bulunan Üst Barskoon şehrine geliyordu. Burada yol ikiye ayrılıyordu. Biri, Çin'e, diğeri Sibirya ve Moğolistan'a doğru ilerliyordu.İpek Yolu üzerinde seyahat eden kervanlar çok yavaş hareket ederlerdi. Küçük gündüz geçişi 4 farsah (24-25 km) uzunluğunda, büyük gündüz geçişi ise 8-10 farsah ( 50-60 km) uzunluğundaydı. Kervanların büyüklükleri çok farklı olabiliyordu. 10 bine kadar deveden oluşan çok büyük kervanlar da mevcuttu.

    Enesay'da bulunan eski Kırgızların yaşadıkları bölgelere, çoğunlukla 24-25 develi kervanlar giderdi, bu da her yıl için geçerli değildi. Yollarda kervansaraylar, derin akarsular üzerinde köprüler kurulmuştu. Belirtilmesi gereken noktalardan biri de, Akdeniz'den başlayarak Çin'e kadar ilerleyen kervanların çok saydam olmasıdır. Böyle uzun seyahatleri genellikle sadece Büyükelçi Kervanları gerçekleştiriyordu. Mallar ise çoğunlukla bir büyük ticari kentten diğerine satılarak, uzak ülkelerdeki sahiplerini bulabiliyordu.

    1.4.2.Kırgız Edebiyatı

    Kırgız halk edebiyatı oldukça zengindir. Ozanların her türlü şarkılarından, eğitici atasözlerine ve sihirli masallara, esrarengiz efsanelerden, kahramani destanlara kadar farklı yönlerde gelişerek güzelliği ve çok yönlülüğü ile büyüler. Daha çok eğitici nitelikteki Kırgız sözlü edebiyatı, toplumun ahlaki gelişimini sağlayan ve ruhi güzelliği, adaleti, cesareti ve asaleti öğreten bir özellik taşımaktadır. Bunun yanında toplumun istek ve hayallerini yansıtan akınların (ozan) yönlendirici sanat eserleri ve dokunaklı aşk şarkılarının şiirleri de dikkat çekmektedir.Kırgız yazılı edebiyatının kökleri 8. yüzyılda Minusinsk vadilerinde taşlar üzerinde saklanmış Orhun Yenisey yazıtlarına kadar uzanmaktadır. Ancak daha sonra bu yazı şekli unutularak, yüzyıllarca kullanılmamıştır. 19. Yüzyılda bilginler ve mollalar Arap alfabesini kullanmıştır. 1924 yılında Kırgızlar Sovyet Birliği içinde sınırlı bağımsızlığına ilk adımını attıktan sonra resmi olarak Arap alfabesi milli Kırgız yazısı olarak kabul edilmiştir. Ancak, arap seslerinin Kırgız diline iyi uymamasından dolayı, daha sonra 1928 tarihinde Kırgızistan, latin alfabesine geçmiştir. Latin alfabesi 12 Eylül 1941 yılında Sovyet Birliği içinde yaşayan tüm Türk milletlerin Kiril alfabesine geçişine kadar kullanılmıştır.7 Kasım 1924 tarihinde Kırgız dilinde ilk gazete olan “Erkin Too” gazetesi yayınlanmış ve Kırgız profesyonel yazılı edebiyatı gelişmeye başlamıştır. Kırgızistan’ın profesyonel nesir edebiyatının başlangıcı 1928 yılında yayınlanan Kasımali Bayalinov’un “Ajar” hikayesi olarak kabul edilmektedir. Eser, Acar adlı genç kızın karanlık ve cahillikten kurban edildiğini tasvir ederek, 1916 yılında yaşanmış trajik olayları anlatmaktadır. İlk Kırgız dram eserlerinin arasında, 1926 tarihli Moldogazı Tokombayev’in “Bahtsız Kakey” piyesi önemli bir yer tutmaktadır. Dramda, fakir bir Kırgız kadının kölelikten kurtulması için yaptığı çabalar etkili bir şekilde anlatılmakta ve o dönemin geniş sosyal fonunu göstermektedir. Kırgız Sovyet edebiyatı iki yönde oluşmaktadır, Sovyet kuvvetini alkışlayan akımın temsilcilerinin eserleri yayınlanma şansını daha çok bulurken, Kasım Tınıstanov, Moldo Kılıç gibi bazı yazarlar ise milliyetçi ve gerçek siyasi ortamı anlayacak kadar olgunlaşmamış insanlar olarak eleştirilmektedir.Kırgızların en önemli şairi olarak Alıkul Osmonov bilinirken, en sevilen ve ünlü nesir ustası olarak Cengiz Aytmatov kabul edilir.

    Aktüel toplumun problemlerini felsefi açıdan ele alan ve canlı suretleri vasıtasıyla gerçeği maharetle eleştiren, Cengiz Aytmatov dünyanın en önemli yazarlarından biridir. Eserleri dünyada 130 dilde yayınlanan dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un jubilesi 1999 yılı Mayıs ayında UNESCO'nun himayesinde gerçekleştirilmiştir.