Kısa Deyim Hikayeleri

Konusu 'Atasözleri ve Deyimler' forumundadır ve Lavinia tarafından 2 Kasım 2013 başlatılmıştır.

  1. Deyim hikayeleri kısa

    Çoğunlukla birden çok sözcükten oluşan ve sözcüklerin temel anlamları dışında, yeni, benzetmeli bir anlamı yansıtmak üzere kullanılan ögeye deyim adı verilir. Bazı deyimlerimiz ve hikayelerini konumuzun devamında okuyabilirsiniz..

    Üsküdar'da Sabah Oldu Hikayesi

    Üsküdar'da yakın planda iki Selâtin Camii bulunur. İlki Üsküdar iskele meydanındaki Yeni Valide Camii, diğeri ise Mihrimah Sultan Camii'dir.
    Bu camilerin güzel, gür ve yanık sesli müezzinleri, sabah ezanlarını karşı sahildeki müezzinlerden daha önce okurlarmış. Gayeleri Yıldız Sarayı'ndaki padişaha, sabahın sakin vaktinde seslerini duyurup padişahın dikkatini çekmek, ihsan koparmak, sonunda saray müezzinliğine tayinlerini sağlamakmış.
    Üsküdar'da sabah ezanları okunurken Beşiktaş'taki halk ve esnaf uyanır, diğerlerini de uyandırırmış. Uykuya dayanamayan ve uykudan bir türlü uyanamayan insanlara da:
    - Hayır vakti tamamdır, duymuyor musun? Dinle, bak, Üsküdar'da sabah oldu, derlermiş.

    İlk göz ağrısı deyiminin hikayesi

    Eskiden savaşlar şimdikinden çok olduğu için, Anadolu' nun hemen her köyünden, hemen her hanesinden şu yada bu cephede savaşan bir asker olurmuş
    Bu askerlerin geride kalan anaları, kardeşleri, hanımları, nişanlıları, yavukluları olurmuş elbette
    Bu biçareler, vatanını, milletini, dinini muhafaza için cephe cephe koşan yiğitleriyle elbet gurur duyarlarmış ama ağlamadan, göz yaşı dökmeden de gün geçirmezlermiş
    Bazen aşikar, bazen gizli gizli ağlayan genç kız ve gelinlerimizin göz pınarları kuruyup gözleri çapaklanmaya ve ağrımaya başlarmış
    Birbirleriyle konuşurken, o zamanın terbiyesi icabı:
    "Senin yavuklun, senin kocan" diyemezler, utanırlarmış
    "Benim göz ağrımdan hiç mektup gelmiyor, seninkinden haber var mı " diye sorarlarmış

    Dağdan gelip bağdakini kovmak deyiminin hikayesi

    Köylünün biri kendine ekecek bir saha açmak için dağdaki fundalık ve çalıları söküp temizliyormuş. Ayrık otu gibi çabuk üreyip etrafı kaplayan otları da söküp söküp atmış. Bu ayrık otlarından biri arazinin eğiminden olsa gerek, çok bakımlı bir bağın içine düşmüş. Bağ sahibi de bunu önemsememiş. Fakat bir de bakmış ki bağının her tarafının ayrık otlarıyla dolduğunu görmüş. Bir sürü işçi tutarak bağını bu ayrık otlarından temizlemiş, iyice masrafa girmiş. Toprağın derinliklerine salkım saçak kök salan bu ayrık otlarını temizletirken kendi kendine şöyle mırıldanmış, "Dağdan geldiniz, bağdaki asmalarımı kovmaya kalktınız. Öyle yağma yok!"

    Güme gitti deyim hikayesi

    Yeniçeriler günümüz polisliğini yaptığı dönemlerde olaylara müdahele edip,göz altına alacakları adamları kodeslere götürür
    İçeri atarkende hooopgüümm derlermiş Ahalide bir olay sırasında suçsuz yere içeri alınan insanlara "Vay be! adam bağıra çağıra güme gitti!" derlermiş

    Meteliğe kurşun atmak deyiminin hikayesi

    Eskiden atış talimleri yapılırken, usta atıcılar hedef için metelik denilen bozuk paralar kullanırlarmış. Metelik, eskiden kullanılan on para değerinde olan bir sikke. Sikke de madeni para veya bu paralara vurulan damga demektir.
    Köyden çıkıp okuyarak yükselen, mal mülk ve şöhret sahibi olan bir adam köyünde yaptırdığı evde, gümüş paraları hedefe koyup atış talimi yaparmış. Onu ziyarete gelenler, gümüş mecidiyeye ateş ederken görünce, içlerinden biri, "Baksana bizimki meteliğe kurşun atıyor." demiş.