Kısa deyimler ve anlamları kısa

Konusu 'Eğitim Desteği' forumundadır ve Ceren tarafından 16 Mart 2015 başlatılmıştır.

  1. Ceren

    Ceren Süper moderatör

    Kısa deyimler ve anlamları

    Ayak üstü : Ayakta durarak, ayakta olarak.
    Ayak yapmak : Birisini kandırmaya çalışmak.
    Ayasofya’da dilenip Sultanahmet’te sadaka (zekât) vermek : Geçi mini sağlayabilmek için başkalanndan yardım almasına rağmen ken disi elindekini başkalarına vermek.
    Ayaza çekmek : Hava çok soğuk olmak.
    Ayaz paşa kol geziyor (kola çıktı): ‘Hava çok soğuk.” anlamında.
    Aybaşı olmak: Âdet kanaması başlamak; âdet görmek.
    Ayda yılda bir : Çok seyrek olarak, nadiren; arada bir.
    Ayda yılda bir namaz, onu da şeytan kömaz : “Çok seyrek olarak iyi bir iş yapmaya kalkar, fakat bir bahane bularak ondan da cayar.” an lamında.
    Ay dede : Çocuk dilinde ay.
    Ayıbını yüzüne vurmak : Bir kimsenin hatasının yüzüne* karşı söyle mek.
    Ayıkla pirincin taşını: “İşler öyle karmakarışık oldu ki, gel de işin için den çık!” anlamında.
    Ayıptır söylemesi: -1. “Öğünmek gibi olmasın.” -2. “Bunları söylemek ayıptır; ama beni bağışlayın söylemek zorundayım.” anlamında.
    Aykırı düşmek : Uygun gelmemek, çelişmek (Kars. Ters düşmek.)
    Ayna tutmak (bir şeye) : Onu yansıtmak, göstermek.
    Aynı ağzı kullanmak: Aynı şeyleri söylemek, («arş. Ağız birliği et mek.)
    Aynı kapıya çıkmak : Aynı sonuca varmak, sonuç olarak hiç değişme mek; bir kapıya çıkmak.
    Aynı telden çalmak : Hemen hemen aynı şeyleri söylemek.
    Aynı yolun yolcusu : Yazgıları aynı olanlardan her biri.
    Ay parçası: Çok gürel (kız).
    Ayran gönüllü : Bir şeyden kısa sürede bıkan (kimse).
    Ayranı kabarmak : -1. Öfkelenmek. -2. Aşırı cinsel istek uyanmak.
    Ayranı yok içmeye, atla (tahtırevanla) gider sıçmaya : Yoksul oklu ğu halde, zenginler gibi yaşamaya Özenen kimse için alay yollu söy lenir.
    Ayrı düşmek : -1. Birbirinden uzakta kalmak. -2. Bir konuda anlaşama-mak, uyuşamamak.
    Ayrısı gayrisi olmamak: Dost olanlar birbirlerinden hiçbir şeylerini esirgememek, yakın dost olmak.
    Ayrı tutmak : Farklı davranmak.
    Ayvayı yemek : Çok kötü, tehlikeli bir duruma düşmek, zarara uğra mak.
    Ayyuka çıkmak : Ses çok yükselmek, fazlalaşmak.
    Aza çoğa bakmamak: Bir şeyin niceliğine değil, eline geçtiğine önem vermek.
    Azar işitmek : Söylediği bir söz ya da yaptığı bir davranıştan ötürü laf işitmek, azarlanmak, paylanmak.
    Az buçuk (az çok} : Biraz, bir parça, şöyle böyle.
    Az buz (bir şey) olmamak : Bir şey azı m sanacak kadar olmamak.
    Az çok ; Bir parça; oldukça.
    Az daha : bk. Az kalsın.
    Az değil: “Göründüğü gibi değil.” anlamında.
    Az gelmek : Yetmemek, yeterli olmamak.
    Azınlıkta kalmak : -1. Bir oylamada bir görüşe olumlu ya da olumsuz oy verenlerin sayısı az çıkmak. -2. Sayıca az oldukları için varlık gös terememek; ekalliyette kalmak.
    Azizlik etmek : -1. Muziplik etmek, şaka yapmak. -2. Beklenmedik, şa şırtıcı bir durumla karşı karşıya bırakmak.
    Az kalsın (kaldı) (az daha) : “Bir iş olmak üzereydi, hemen hemen olacaktı.” anlamında.
    Azrail’e bir can borcu kalmak (olmak) : -1. Bütün borçlarını ödemek. -2. Eninde sonunda Öleceğini kabul etmek.
    Azrail’in elinden kurtulmak: Ölümden kurtulmak, ölüm tehlikesini at latmak.
    Azrail’le burun buruna gelmek : Ölümle karşı karşıya gelmek
    Az ye de, (kendine) uşak tut: “Ben senin uşağın mıyım ki ikide bir bana iş buyuruyorsun?” anlamında hafif yollu azarlama sözü.