Kıtalar İle İlgili Bilgiler

Konusu 'Bilgi Zemini' forumundadır ve Demir tarafından 12 Ağustos 2014 başlatılmıştır.

  1. Kıtalar Hakkında Bilgiler

    Yeryüzünün önemli bir bölümünü kaplayan, büyük kara kütleleri. Kıtalar, büyüklüklerine göre: Asya, Afrika, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Antarktika, Avrupa ve Avustralya olarak dizilirler. Avrupa, Asya’nın geniş bir yarımadası durumunda olduğundan ikisine birlikte Avrasya denir. Avustralya kıtası, 8.000.000 km2lik yüzölçümü ile en küçük kıta; Grönland 2.175.600 km2lik yüzölçümü ile en büyük adadır.

    Birbirine bitişik olan Avrupa ve Asya kıtaları ile Afrika Kıtaları Eski Dünyayı; Kuzey ve Güney Amerika kıtası Yeni Dünyayı teşkil eder. Okyanus ortasında yer alan Antarktika ve Avustralya da iki ayrı kıtadır.

    Yeryüzünün yaklaşık % 29’u veya 148 milyon km2si karalarla kaplıdır. Bu kara parçalarının yaklaşık % 94’ü kıtalardan, geri kalan kısmı ise adalardan meydana gelir.

    Ekvatorun kuzeyinde karalar daha çok, güneyinde ise daha azdır. Eski coğrafyacılara göre kıtalar sahillerin ötesinde veya kara sınırlarının da ötesinde uzanmamaktaydı. Fakat jeologlar, kıtaların deniz altında uzayan parçalarını da (Bkz. Kıta Sahanlığı) kıtalardan saymışlardır.

    Kıtaların meydana gelişi üzerinde birkaç görüş vardır. İzostatik denge prensibine göre, yerçekimi kuvveti ile ağır olan yer kabuğu, zamanla çökme gösterir. Bu teoriye göre dağlar, az yoğun olduğu için yüzeyde yüksek kalmıştır. Yerkabuğu kıtalarda yaklaşık 32 km’ye yer yer 50 km’ye ulaşmaktadır. Okyanuslarda ise bu kalınlık çok azdır. Kıtaların büyümesinde en etkili olay tortu malzeme ile meydana gelen deltalar ve bunların zamanla çökerek okyanuslarda basınçla yer kabuğunda çatlamalar meydana getirmesi ve bu çatlaklardan çıkan volkanik ada kütleleridir.

    Avrupa ve Amerika’da kıtaların teşekkülü ile ilgili bilim adamları araştırmalar yapıp nazariyeler ileri sürmektedirler. Bugün bu ilimle uğraşan bilim adamlarının genel kanaatı, eski jeolojik devirlerde, güney kıtaları arasında karayollarının bulunduğudur. Ünlü meteoroloji bilgini Alfred Wegener, kontinentverschiebung (karaların kayması) nazariyesini kurmuş, bugün için altı olan kıtanın evvelce birbirine bağlı olup, sonra yavaş yavaş ayrıldıklarını söylemiştir. Başka bir profesör, kıtalar arasında köprü gibi kara parçaları olduğunu, jeocografik tecrübelere dayanarak iddia etmiştir. Wegener’e göre, palaozoikum ve mezozoikum devirlerinde kıtalar birbirine yapışıktı. Paleozoikum sonuna kadar, hayvanlar, Güney Amerika ile Afrika, Hindistan ve Avustralya arasında kara yolculuğu yapmışlar, Eosen’den itibaren, Afrika’da yaşayan hayvanlar, karadan Güney Amerika’ya geçmişlerdir.

    İlim adamlarının ileri sürülen bu görüşleri, ilk peygamber ve ilk insan hazret-i adem’in evlatlarının çoğalıp, Suriye, Irak ve Orta Asya’dan yayıldıklarını göstermektedir. Nuh Tufanından sonra, yalnız gemide kalanlar kurtuldu ve insanlar bunlardan türedi. Zamanla çoğalarak Asya, Afrika, Avrupa, Amerika ve Okyanusya’ya karadan ve büyük gemilerle denizlerden yayıldı. Onlar da çoğalarak kıtalardaki bugünkü insan topluluklarını meydana getirdiler.

    Kıtaların sayısı da uzun zaman tartışıldı. Latin kökenli olan “kıta” kelimesi, orijinal olarak karaya yakın olan adaları, ana parçadan ayırmak için kullanılıyordu. Bu kullanış, bir İngiliz kaşifin yaptığı geziye “Kumru Boğazından Kıtaya” adını vermesiyle değişmiş ve bugünkü anlamı kabul görmüştür.

    Kıtalar, isimlerini çeşitli şekillerde almışlardır. Antarktika kıtasının ismi, yeryüzündeki Arktik bölgede oluşundandır. Bölgeyi “Arktik” isminde bir denizci keşfettiği için bu ismin verildiği sanılır.

    Amerika kıtasının, Hartın Waldseemüller’in (Amerika Vespuçi’den sonra) 1507’de yaptığı haritada, adı Amerika diye geçiyordu. Bu tanınmış kaşifin yazılarının gösterdiğine göre yeni bir kıtanın keşfedildiği anlaşılıyordu.

    Avrupa, Asya ve Afrika isimleri eski insanlar tarafından kullanılıyordu. Fakat onlar da kıtaların tamamına değil sadece bir bölgesine bu isimleri veriyorlardı. Mesela Afrika, bu kıtanın çok sınırlı bir parçasına verilen isim idi. Diğer daha büyük bölgeler; Mısır, Libya ve Etyopya diye anılıyordu. Avrupa ise, Asya’dan boğazlarla ayrılan bir bölge için eskiden beri kullanılıyordu. Asya ismi, eskiden bir Roma taşra şehrine verildiği zaman, diğer şehirler arasında bir ayırım olması için bu büyük şehrin adıydı.

    Avustralya’nın yerlileri hayali bir Australis bölgesinin varlığını düşündükleri için böyle diyorlardı. Böylece kıta keşfedildiğinde ismi hazırdı.

    Kıtaların benzer ve farklı yönlerini bulmak için jeomorfolojik yapılarını karşılaştırmak çok faydalıdır.

    Bütün kıtaların bir veya birden fazla kıyısında geniş dağ silsilesi vardır. Buna rağmen dünyanın en büyük iki dağ silsilesi olan Rockies ve Himalaya kıta sınırlarından oldukça uzaktırlar.

    Antarktika hariç olmak üzere her kıtanın nehirleri, iç ovaları ve geniş kıyı ovaları vardır. Yaylalar ise daha az bir yüzölçümünü kaplar. Asya’da Tibet ve Güney Amerika’da (Bolivave Peru) yaylaları büyük yükseklik ve genişliğe erişmişlerdir. Fakat yine Güney Amerika’da Colombia ve Colorado yaylaları, Afrika’da Tanzanya bölgesi ve hatta Avrupa’da Massif Santral, dikkate değer yayla özellikleri gösterirler.

    Bütün kıtalarda bazı bölgeler, deniz seviyesinin de altındadırlar. Ölü Deniz (-396 m), Ölü Vadi (ABD, -85 m) bunlara Örnekdirler.

    Antarktika’da kayalıkların çoğu üstündeki buzulların ağırlığıyla deniz seviyesinin altına sıkışmışlardır. Dünyanın en yüksek dağ silsileleri sırasıyla:

    1. Himalayalar (Everest 8848 m) Asya’da.

    2. And Dağları (Aconcaquea 6959 m) Güney Amerika’da.

    3. Alaska Range (Mc. Kinley 6194 m) Kuzey Amerika’da.

    Amerika’da meydana geliş ve yaş bakımından dağ silsileleri büyük ölçüde birbirinden ayrılırlar. Asya’nın doğusundaki Büyük Okyanusu sınırlayan dağ silsileleri ile aynı okyanusu sınırlayan Amerika dağlarının bir benzeri yoktur. Hakikaten dağların yapısı o kadar değişiktir ki, dağ silsilelerini çok basit bir şekilde aynı Örnek içinde gruplandırmak çok zordur.

    Mesela; South Dakota silsilesinde Black Hill Tepesinin kubbeli bir yapısı vardır. Sierra Nevada ise daha geniştir. İsviçre Alpleri, hiçbir yerde benzerine rastlanmayan karmaşık kıvrımlı bir yapıya sahiptir. Hatta sadece bir tek dağ silsilesi üzerinde birçok yapı ve biçim değişiklikleri vardır.

    Kıtaların sahib oldukları ovalar, genellikle birbirine benzer, bazan da farklıdırlar. Atlas Okyanusu körfezleri, kıyılarındaki ovalar (Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ovaları) geniş ve verimlidirler. Bu durum, Asya Kıtasının güneyinde (Hindistan), Güney Avustralya’da, Güney Amerika’nın doğu kıyılarında görülmektedir. Büyük şehirler genellikle ovalar üzerine kurulmuş, endüstride ve denizcilikte gelişmeler buralarda olmuştur.

    Fakat Kuzey Amerika’nın ve Asya’nın geniş Arktik (kutuplara yakın) kıyı ovaları iklimi ve ekvatordan uzaklığı sebebiyle o kadar önemli değildirler. Aynı şey, Güney Amerika’da Amazon Nehri Deltası içindeki geniş ovalar için de söylenebilir.

    (petrol, kömür, gaz) ve su taşımacılığında imkan veren nehirleri yönünden çok önemlidir. Diğer kıtalar bu kadar çok verimli iç ovalara sahip değildir. Bu ovalara benzeyen Avrasya’nın daha yüksek yerleri Ural Dağlarının batısı, Güney Amerika’da Arjantin ve Uruguay ovalarıdır.

    Afrika ve Avustralya’da iç bölgelerdeki geniş ve yüksek düzlükler genellikle çöldür. Buralarda, Amazon Nehrinin kıyılarındaki iç ovalarda olduğu gibi sıcak ve çok yağışlı bir iklim görülür. Dolayısıyla bu bölgelerde verimi yükseltmek zordur.

    Avustralya ve Antarktika hariç, bütün kıtalarda iç bölgelerden doğup, uzun mesafeler kat ederek okyanuslara dökülen akarsu sistemleri vardır.

    Kuzey Amerika’da büyük akarsular her istikamette dışarıya doğru akarlar. Mississippi ve Rio Grande Meksika Körfezine; Colorado, Colombia, Franser ve Yukon batıda Büyük Okyanusa; Mackenzie, Red ve Nelson Kuzey Buz Denizine; St Lowrence ise doğuda Atlas Okyanusuna dökülür.

    Avrasya’da, akarsu sistemleri, bu büyük kara kütlesini küçük parçalara ayırarak akarlar. Fakat iç akarsular dağların kendine has bir özelliği ile drenaj edilmişlerdir. Volga Nehri bir iç deniz olan Hazar Denizine dökülürken, Don Nehri, Karadeniz’e doğru akar. Ural Dağlarının doğusu ile Moğolistan Yaylasından, Himalaya Dağlarına kadar uzanan geniş bir dağlık arazi, suların akışını düzenlemektedir. Çok uzun olan Obi, Yenisey, Lena akarsuları, Kuzey Buz Denizine akarlar. Daha kısa olan akarsular ise, Hindistan’ın ovalarını aşarak denize dökülürler. Bu akarsular, kıtanın güneydoğu ve doğu kısmında kıyı boylarındaki ovalara doğru uzanarak ilgi çekici kanyonlar meydana getirirler. Güney Amerika’daki belli başlı akarsu sistemleri Adlar, Guiang ve Brezilya’nın dağlık bölgelerinden akarlar.