Kızılay haftası ile ilgili tiyatro oyunları

Konusu 'Belirli gün ve Haftalar' forumundadır ve Nehir tarafından 11 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. Kızılay haftası ile ilgili tiyatro metinleri

    Kızılay Haftası ile ilgili örnek tiyatro metnini bu başlık altında okuyabilirsiniz.

    SIHHAT, SIHHATİN EHEMMİYETİ

    (GERÇEK ZENGİNLİK SIHHATTİR)

    ÖĞRETMEN: Çocuklaar! Piknik bitti. Hava kararmak üzere… Toparlanın okula yetişmeniz gerekli.

    ALİ: Biz hazırız öğretmenim.

    ÖĞRETMEN: Haydi bakalım, geldiğimiz yoldan geriye dönüyoruz…

    VELİ: Öğretmenim şuraya bakın! Ne kadar güzel bir köşk burası…

    ÖĞRETMEN: Aaa! Gerçekteeen! Mükemmel bir hane bu! Kimin acaba çocuklar?

    CAN: Bilmem…. Fakat keşke bu evin sahibinin erkek çocuğu olsaydım…

    ÖĞRETMEN: Niçin?

    CAN: Niçin mi? Baksanıza, boğaz manzaralı, yem yeşil bahçesi olan fevkalade bir hane bu. Kim bilir içinde neler neler vardır.

    ÖĞRETMEN: Şayet sen bu evin sahibinin erkek çocuğu olsaydın neler yapardın?

    CAN: Sizleri haneme çağrı ederdim.

    ALİ: Öğretmenim ne olur şu evin bahçesine bir girelim.

    ÖĞRETMEN: Niçin, fakat geç kalıyoruz çocuklar.

    VELİ: Ne olur öğretmenim! Hemen geri çıkarız.

    ÖĞRETMEN: Destursuz olmaz. Bir bakalım kim var içeride?

    ALİ: Öğretmenim bakın orada bir kadın var.

    ÖĞRETMEN: Evet gördüm. Heey! Bakar mısınız?

    BAKICI: Buyrun, ne istemiştiniz?

    ÖĞRETMEN: Şeey! Ben öğretmenim. Bunlar da Gümüş İlköğretim Okulu talebeleri. Sınıfça buraya pikniğe gelmiştik. Dönerken bu köşkü gördük. Kime ait olduğunu merak ettik. Bu köşk kimin acaba?

    BAKICI: Bu köşk ülkemizin en zengin insanına ait.

    CAN: Öğretmenim orada bir çocuk var. Tekerlekli sandalyede oturuyor.

    BAKICI: Bir dakika onu buraya getireyim.

    ALİ: Anadolu ajansı! Çocuk hasta sanırım.

    BAKICI: Bu çocuk da bu köşkün sahibinin erkek çocuğu. Gördüğünüz gibi tekerlekli sandalyeye mahkum. Bende onun bakıcısıyım.

    ÖĞRETMEN: Yaa! Demek bu çocuk bu köşkün sahibinin erkek çocuğu ha.. Çocuklar! Az önce “Keşke bu köşkün sahibinin erkek çocuğu olsaydım.” diyen kimdi?

    CAN: Şey bendim öğretmenim…

    ÖĞRETMEN: Şimdi ne düşünüyorsun?

    CAN: Şeey, ne diyeceğimi bilemiyorum…

    ÖĞRETMEN: Bakın çocuklar zenginlik sandığınız gibi mal ve varlık istikametinden her şeye sahip olmak değildir. Gerçek zenginlik gönülle olur. Şayet gönlünüz huzur doluysa siz dünyanın en zengin insanısınız demektir.

    ALİ: Nasıl başka bir deyişle öğretmenim?

    VELİ: Gönlün huzur dolu olması ne demek öğretmenim.

    CAN: Gerçek zenginlik nedir öğretmenim?

    ÖĞRETMEN: Çocuklar, sizler hepiniz aslında milyardersiniz. Mesela sen çocuğum, sana 100 milyar verseler gözlerini satar mısın?

    ALİ: Hayır, netlikle satmam. Gözlerim olmadıktan sonra parayı ne yapayım?

    ÖĞRETMEN: Ya kalbini 100 milyara satar mısın?

    ALİ: Olur mu öğretmenim? Kalbim olmazsa ben nasıl yaşarım?

    ÖĞRETMEN: Peki sana 500 milyar verseler bir ayağını satar mıydm?

    VELİ: Hayır…

    ÖĞRETMEN: Peki 500 milyara bir kolunu satar mısın?

    VELİ: Hayır…

    ÖĞRETMEN: Gördüğünüz gibi hiç biriniz milyarlarca paraya karşın bir uzvunuzu dahi satmıyorsunuz. Demek ki bu uzuvlarınızın değeri çok çok fazla. Mesela çok çok zengin olan bir insan can vermek üzereyken, birazcık daha yaşamak için, bütün servetini vermeye razı olur. Yani anlayacağınız ehemmiyetli olan sıhhattir. Sıhhat ve huzur! Nice insanlar vardır ki, servet içinde yüzüyorlar, ama mutsuzlar!

    CAN: Teşekkür ediyorum öğretmenim. Bana gerçek zenginliğin ne olduğunu gösterdiniz. Demek ki ben çok çok zengin bir insanmışım.

    Cengiz Tan