Kur’an’da akıl ve bilgi

Konusu 'Dini soruların cevapları' forumundadır ve Eylem tarafından 23 Ağustos 2016 başlatılmıştır.

  1. Eylem

    Eylem Süper moderatör Yönetici

    KUR’AN’DA AKIL VE BİLGİ

    Allah’ın, bütün varlıklar içinde insanı sorumlu tutmasının sebebi, onun akıl ve irade sahibi olmasıdır. Bu yüzden aklî dengesi olmayan kimselerle, henüz aklı ermeyen çocuklar dinî sorumluluğun dışında tutulmuşlardır.

    İslam dini, yapılan işlerin düşünülerek, bilinçli bir şekilde yapılmasını istediği için, aklın normal işleyişini bozan, onu devreden çıkaran bazı fiilleri yasaklamıştır. Örneğin alkollü içecekler ve uyuşturucu kullanma gibi. Haram olmasına rağmen birisi alkollü içki içmişse, içkinin tesiri ondan geçinceye kadar namaz kılamaz. Çünkü aklı başında değilken kıldığı namazın ona bir faydası olmaz.

    Dinimiz cana kastedilmesi gibi bir zorlama altında günah işlemek zorunda kalan kimseyi, yaptığı işten dolayı sorumlu tutmamıştır. Çünkü böyle bir kimse, aklı başında olmakla beraber, iradesi ortadan kalkmış olduğu için bu süreç içinde yaptıklarından dolayı sorumlu görülmemiştir.

    Beşerî zaaf sebebiyle unutarak bir hata işleyen kimse de birçok konuda sorumlu tutulmamıştır. Örneğin, oruçlu olduğunu unutarak bir şey yiyip içmek gibi. Ergenlik çağına henüz ulaşmamış çocuklar, akıl yönünden herhangi bir özürleri olmasa da biyolojik olarak henüz olgunlaşmadıklarından doğru ile yanlışı birbirinden ayıramayabilirler. Allah’ın insan üzerindeki haklarını, insanın kendi haklarını ve birbirlerine karşı olan hakları henüz kavrayabilecek yaşa gelmemişlerdir. Bunu göz önüne alan dinimiz erginlik çağına ulaşmamış olan çocukları, yaptıkları işlerden dolayı sorumlu tutmamış, ancak insanların haklarıyla ilgili bir suç işlemişlerse bundan dolayı onların ailesini sorumlu tutmuştur. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurur:“Üç kişiden sorumluluk kaldırılmıştır: Aklı olmayan deliden, uyanıncaya kadar uyuyan kimseden ve ergenlik çağına ulaşıncaya kadar çocuktan.”

    Yukarıda anlatılanların tümünden dinî sorumluluk için aklın ön şart olarak sunulduğunu, inançlarımız ve ibadetlerimiz konusunda bilgili ve bilinçli olmamızın dinî bir gereklilik olduğunu öğreniyoruz.

    Kur’an Aklımızı Kullanmamızı İster

    Kur’an hayatın her alanında insanın düşünce ve bilgiye göre hareket etmesini emreder. Yerin ve göklerin yaratılışı üzerinde düşünmemizi emreden ayetlerin hedeflediği amaç, insanların yaratıcıdan izler görerek O’nu bulmasıdır. Aklını en çok kullananlar, bilgiyi en çok elde edenlerdir ve:

    “Allah’ın kulları arasında O’na (karşı gelmekten) en çok korkanlar alimlerdir.”

    İslam dini aklın kullanılmasını ısrarla emreder. Kur'an-ı Kerim, düşünen ve olaylar hakkında akıl yürüterek ders çıkaranları övmüştür. Kur’an’da pek çok ayette “düşünmez misiniz”, “anlamaz mısınız”, "aklınızı kullanmaz mısınız” ihtarları yer alır.

    Düşünsel anlamda insan aklına hitap eden Kur'an ayetlerinin sayısı 750’yi aşkındır. Bu ayetlerde Yüce Allah, evrendeki çeşitli varlıkları örnek verir, onlar üzerinde düşünmemizi ister. İnsanın kendi yaratılışına bakmasını, doğmadan önceki halini ve daha sonra hayat içinde yol aldığı aşamaları incelemesini teklif eder. Evrenin her yanında bulunan yaratıcımıza ait izleri bir türlü göremeyen inkarcılarla ilgili olarak, Yüce Allah sitemle şöyle buyurur:

    “Onların kalpleri var ama onunla idrak etmiyorlar, onların gözleri var fakat onlarla görmüyorlar; onların kulakları var fakat onlarla duymuyorlar. Sanki hayvan sürüsü... hayır, belki onlardan da aşağı! Körcesine dalıp gitmiş olanlar işte böyledir.” (Araf, 179)

    Yüce Allah, putların önünde saygıyla eğilen, onlarda büyük güçler gören, istekleri ve dileklerinin gerçekleşmesi için putlara yalvarıp yakaran müşrikleri, omuzlarından tutup sarsarcasına şöyle buyuruyor:

    “Ey İnsanlar! işte size bir örnek veriliyor: onu dinleyin şimdi: Sizin Allah’tan başka yalvarıp yakardığınız bütün o (düzmece) varlıklar, hepsi bir araya gelseler bir sinek bile yaratamazlar (değil mi?) Hatta bir sinek onlardan bir şey kapacak olsa onu bile geri alamazlar! Başvurup isteyen de güçsüz, başvurulan ve istenen de...” (Hacc 73)

    Kur’an sadece Allah’a iman konusunda değil, konuşmalarımızda, yargılarımızda ve karşılaştığımız problemlerin çözümünde aklımızı kullanmamızı, önyargılar ve peşin hükümlerle hareket etmemizi emreder. Bu konuda Kur’an yine putperestleri kınayarak:

    “Onların çoğu zanna (temelsiz inançlara, peşin hükümlere) dayanırlar. Halbuki zan, hakikat karşısında hiçbir şey ifade etmez.” buyurur.

    Bizler, Allah’ın canlılar içinde sadece biz insanlara bağışladığı aklımızı, doğru bir şekilde kullanmalıyız. Bilmeliyiz ki akıl büyük bir nimettir ve her nimet gibi sorumluluğu bulunmaktadır:

    “Güneşi ve onun aydınlık veren parlaklığını düşün...
    Ve güneş(in ışığını yansıtan) ayı...
    Dünyayı gün ışığına çıkaran gündüzü düşün...
    Ve onu karanlığa boğan geceyi...
    Gökyüzünü ve onun harika yapısını düşün...
    Ve yeryüzünü, onun (uçsuz bucaksız) genişliğini...
    İnsan benliğini düşün, onun nasıl (yaratılma) amacına uygun olarak şekillendiğini... Ve nasıl ahlâkî zaaflarla olduğu kadar Allah’a sorumluluk bilinciyle donatıldığını düşün...
    Her kim (benliğini) arındırırsa kesinlikle mutluluğa erişir; onu (karanlığa) gömen ise hüsrandadır.”
    (Şems, 1-10)

    Kur’an Doğru Bilgiye Önem Verir

    İslam dini, temel olarak doğru bilginin peşindedir. Çünkü doğru olan her bilgi, Hakk'ı gösteren bir ışıktır. Bu nedenle Kur’an, doğru bilgileri araştırıp öğrenmemizi ister. Bu konuda bazı ayetler şöyledir:

    "Gökyüzünde kanat çırpan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman'dan başkası orada tutmuyor" ( Mülk, 19.)

    "Göklerin ve yerin yaratılışında geceyle gündüzün peşpeşe gelişinde düşünen kimseler için gerçekten işaretler vardır." (Al-i İmran 190)

    İnsanlar merak ettikleri, çözmek zorunda kaldıkları şeyleri araştırmış, gerekiyorsa bunun için gruplar, üniteler kurmuş, üniversiteler inşa etmiştir. Bazı konuları bilim adamları yıllar, yüzyıllar boyu araştırmalar yaparak ancak aşabilmişlerdir. Çağımızda kullandığımız çoğu araç-gereç bilimsel bilgiyle üretilmiş ürünlerdir.

    Allah’ın güzel isimlerinden biri de Alîm’dir. Alîm, her şeyi bilen, sonsuz bilgiye sahip olan demektir. Allah, yarattığı her şeyi bilgiyle yaratır. Bu demektir ki, evrende bulunan şeyler bilgiyle var olmuş ve varlıklarını bilgiyle devam ettirmektedirler. Biz araştırmalarımızla evrendeki sırların bir bölümünü elde edebiliriz.

    Tek başına bilimsel bilgi insanların ve dünyanın mutluluğu ve selameti için yeterli değildir. Çünkü bilgi ancak erdemli insanların elinde değer kazanır. İnsana erdem kazandıran şeyler ise ilâhi öğretilerdir. Bilim, erdemsiz, ihtiraslı, kendinden başka kimseyi düşünmeyen kötü amaçlı kimselerin elinde korkunç bir silaha dönüşür ve bundan hava, toprak, deniz, insanlar ve diğer canlılar... kısaca bütün tabiat zarar görür

    Temel olarak bilginin iki kaynağı vardır

    1. Bilimsel Bilgi

    Bilimsel bilgi, ölçülebilen olaylar ve oluşumları inceler. Yağmur nasıl oluşur? Su nasıl, kaç derecede kaynar? Bir canlı nasıl oluşur? Buna benzer konular bilimin alanına girer.

    Bilimsel bilgi deneye dayanır; ezberden ya da geleneksel kabullere göre sonuca varmaz. Olayın veya oluşumların nedenlerini derinlemesine inceler ve bunları bulmaya çalışır.

    Bilimsel bilgi, varlıklar arasındaki ilişkinin nasıl olduğunu araştırır. Sorduğu soru, çoğunlukla “nasıl” sorusudur.

    2. Dini Bilgi

    Dini bilgi, Allah’ın gönderdiği kutsal kitaplara ve peygamberlerin sözlerine dayanır.

    Dini bilgiler, yönlendirici bilgilerdir. İnsan inançlarını ve davranışlarını arıtmayı ve yüceltmeyi amaçlar. Ahlaki kuralların ve değerlerin kaynağıdır.

    Dini bilgi daha çok “neden” sorusunu sorar. Örneğin bilimsel bilgi insanların nasıl oluştuğunu, nasıl doğup büyüdüğünü araştırırken, dini bilgiler insanın hangi amaçla var olduğunu, nasıl yaşaması gerektiğini, davranışlarının nasıl olması gerektiğini açıklar.

    İslam dini, bilimsel bilgiyi, kendi doğrularına kanıt olarak Kuranıkerim’de kullanmış ve onların araştırılmasını emretmiştir. Çünkü bilimsel bilgi ne kadar genişlerse, Allah’ın gücü kudreti ve bilgisinin yüceliği o kadar daha güzel anlaşılır.

    Bilimsel bilgi çok önemlidir. Onun sayesinde düşünce gelişir; karanlıkta kalan konular aydınlanır; teknoloji gelişir; problemlere çözümler bulunur.

    Bununla birlikte bilimsel bilgi tek başına yeterli değildir. Çünkü o, manevi değer üretmez; iyilik, kötülük, sevap günah, inanç, güven, salih amel gibi konular, alanının dışındadır. Hiçbir bilim kitabında, gönülden okunacak ve okuyanı rahatlatacak bir dua yer almaz.

    Bilgi Taassubu Önler

    Taassup, diğer adıyla bağnazlık bir şeye, körü körüne bağlanmaktır. Her inancın ve düşünce ekollerinin fanatik, bağnaz taraftarlarının olması sosyolojik bir gerçektir. Mutaassıp bağlılar, bağlandıkları dine veya düşüncelere faydadan çok zarar verir, onun katılaşıp bir kalıpta donmasına sebep olurlar. Oysa canlı olmayan, kendini sürekli yenilemeyen, gelişmelere kapalı her din ve düşünce ölmeye mahkumdur. Fakat bağnaz kimseler sadece ve sadece daha önceden hazırlanmış kuralların tıpa tıp uygulanmasını savunur, hangi kuralın ne amaçla konduğunu, neyi hedeflediğini ve uygulanma şartlarını düşünmez.

    Bağnazlık, derecesine göre, toplum içinde hoşgörüsüzlükten silahlı çatışmalara kadar büyük huzursuzlukların çıkmasına sebep olur. Toplum vicdanında sonradan kapanması mümkün olmayan derin yaralar açar; yüzyıllar boyu sürecek olan düşmanlıklar ortaya çıkarır. Buna en güzel örnek Hz. Ali ile Muaviye arasındaki savaşın daha sonra bağnaz taraftarlarca hiç istenmeyen boyutlara taşınması olmuştur. Hz. Ali, Peygamberimizin iki torunu Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve daha bir çok sahabiler bağnaz çekişmelerin kurbanı olmuş, şehit düşmüşlerdir. O gün açılan yaralar, mezhep kavgaları adı altında asırlarca sürmüş ve günümüzde bile kurban almaya devam etmektedir. Hıristiyanlık dinindeki Katolikler ile Protestanlar arasındaki kör dövüş de bağnazlığa bir başka örnektir. Dünyanın her tarafında dinler arası çekişmeler ve çatışmalar, taraftarlarının daha çok bağnazlığa kaymasına sebep olmakta, bağnazlığın yaygınlaşması ise daha kanlı savaşların ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

    İslam dini canlı bir dindir. İslam’daki içtihat, onu canlı kılan en önemli kurumdur. İslam insanlardan kendine körü körüne bağlanmalarını istemez; aksine düşünmelerini, akıllarını kullanmalarını ister. Putperestleri, bağnaz bir şekilde putlara tapmalarından dolayı kınar, putların hiçbir şeye güçleri yetmediğini ısrarla göstermeye çalışır. Putperestler ise tam bir taassup örneği göstererek: “Hayır, biz yalnız atalarımızdan gördüğümüze uyarız” diye cevabını vermişlerdir. Kur'an-ı Kerim onlara şöyle der: “Peki ya atalarınız akıllarını hiç kullanmamış ve hidayetten nasip almamış iseler?” (Bakara 170)

    Müslümanlar, Allah’ın kınadığı bu bağnazlığı kendileri de göstermemeli; bağlandıkları inançların dinimizdeki yerini araştırmalı, bilerek inanmalı ve bağlanmalıdır. Taassubun panzehiri, araştırmak, karşılaştırmak, değerlendirmek ve inceleme yapmaktır. Sorgulayan, nedenleri araştıran bir kişi, taassup hatalığına yakalanmaz.