Kutlu Doğum Haftası İçin Tiyatro Metinleri

Konusu 'Dini Bilgiler' forumundadır ve Nehir tarafından 14 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Kutlu Doğum Haftası Tiyatro Metni

    1. SAHNE

    Hz. Vahşi: Müslüman olmak… benim için de böyle bir şey mümkün mü? Ben de müslüman olabilir miyim? Bana Hamza’yı öldürtenler, onun şehit olmuş vücudunu parçalayanlar bile müslüman olduktan sonra ben neden olmayayım? beni de affeder mi acaba? Bıktım vahşet içinde bocalamaktan, kandan, kinden, öfkeden, intikamdan bıktım! Aşka yönelmek istiyorum, aşka! Sevdaya yönelmek, sevdalanmak istiyorum! Sana yönelmek istiyorum Ya Resulallah!
    Fakat Peygamberle karşı karşıya gelmek, göz göze gelmek… Ah, bu benim için nasıl zor! Hz. Hamza’nın hayali Uhud gününden beri gözümün önünden hiç gitmedi. O, Peygamber (sav)’in en sevdiği amcası…Ve… ben onu öldürdüm…
    Ne yüzle geleceğim sana ey Nebi! Ama geleceğim… “geldim, insan olmaya geldim” diyeceğim.Yoruldum, bittim, tükendim, düştüm işte yollarına!
    Geliyorum ya Rasullah! Sana geliyorum. Bıktım bu kaçıştan, şeytana kölelikten bıktım.Salat ve selam sana olsun ey Allah’ın Resulü… Gelip mübarek huzuruna çıkmaya yüzüm yok! Bu yüzden önce salat ve selamlarımı gönderiyorum…
    Es- selat-ü ve’sselam-u aleyke Ya Rasulallah!

    ( Oyuncu salavatı söylerken sahnenin arkasına gerilemeye başlar ve perde kapanır.)

    2. SAHNE
    Sunucu Konuşması. Mescitte, peygamber Efendimiz (sav) ve oturmuş olan sahabeler sohbet etmektedir. ( Peygamber Efendimiz (sav) için hazırlanan yeri perde kapatır. Sadece rahle görünür.)
    ( kapı çalar ve sahabelerden biri kapıya yönelir.)
    1. Sahabe: Kim o?
    Hz. Vahşi: (Yumuşak bir sesle) Yaptıklarıma pişman olarak tövbe etmeye geldim.izinleri olursa Peygamber (sav)’in huzurunda iman etmeye geldim.
    1. Sahabe: ( Peygamberimiz (sav) için hazırlanan yönde bulunan rahleye eğilip) Efendim, huzurunuzda iman etmek istediğini söyleyen biri var kapıda. ( Sahabe tekrar kapıya yönelir, gelen kişiye Peygamber (sav)2in bulunduğu yeri işaret ederek) Buyrun, (der.)
    Hz. Vahşi: ( Başıyla kapıyı açan sahabeye selam verir.Peygamberimiz (sav)’ e doğru ilerler.kapalı olan yüzünü bir yandan açmaktadır.) Eşhedü en lailahe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasulüh. Ben Vahşi, Ya Resulallah!
    1.Sahabe: Demek Vahşi sensin! ( Yerinden kalkıp, eline kılıcını alır.) ne yüzle geldin Peygamberimiz( sav)’in karşısına?
    2. sahabe: ( arkadaşının elini tutarak) Sakin ol kardeşim.
    ( Sahabelerden biri Peygamberimiz (sav)’in oturduğu yere eğilerek O’nun söylediklerini dinler.)
    2. sahabe: Efendimiz, amcalarını nasıl şehit ettiğini bir de bize anlatmanı istiyor Ey Vahşi!
    Hz. Vahşi: ( Mahzun bir sesle) Savaş esnasında bir kayayı kendime siper edindim. Onu gözetlemeye başladım. savaştığı için o beni fark etmedi. Bir ara bana iyice yaklaştığını gördüm. O sırada mızrağımı….
    1. Sahabe: ( Hz. Vahşi’nin sözünü keserek) Peygamber Efendimiz’i çok üzdün Vahşi! Sus artık, sus! Eğer yaşamak istiyorsan, kalkıp git buradan, haydi!
    2. Sahabe: Dur, ey kardeşim! Rasulullah onu rahat bırakmamızı istiyor.
    1. sahabe: Anam, babam, canım sana feda olsun Ya Rasulallah!
    2. sahabe: ( Peygamberimiz (sav)’i dinledikten sonra) Ey Vahşi, Efendimiz (sav) seni gördükçe amcasının parçalanmış mübarek vücudu gözlerini önüne geldiği için, mümkün oldukça seninle yüzyüze gelmek istemiyor. ona görünmemeni ve mübarek yüzlerine bakmamanı istiyor.
    Hz. Vahşi: ( Boynu bükük, ağlayan bir sesle, kalkıp geriye doğru yürür) Olur Ey Allah’ın Resulü! Gül yüzünüze bakamam artık! Gül yüzünüze bakamam!

    ( Yakma ey can ilahisi söylenir.)

    Firkatin narıyla gönlüm yan olur püryan olur
    Varliğin zevku sefadır yokluğun giryan olur
    Ay yüzün gören gözlerim mest olur hayran olur
    Yakma ey can yakma kalbim ateş-i suzan olur

    Dem bu demdir dem bu demdir
    Dem bu demdir dem bu dem

    Ahi aşka düşen aşık bülbül-i nalan olur
    Cani bülbül ol gülşende aşk ile devran olur
    Gül yüzün gören gözlerim mest olur hayran olur
    Yakma ey can yakma kalbim ah ile efgan olur


    Dem bu demdir dem bu demdir
    Dem bu demdir dem bu dem

    Vuslatın aşkıyle gönlüm şad olur şadan olur
    Derd-i aşkın neyleyim ki derdime derman olur
    Nur yüzün gören gözlerim mest olur hayran olur
    Yakma ey can yakma kalbim ateş-i niran olur

    3. SAHNE

    (Gül yüzünüze bakamam Ya Rasulallah! Hiç bakamam artık diyerek gelen Vahşi (ra) sahneye gelir. Birkaç adım attıktan sonra bayılır.)
    3. Sahabe: Biri yatıyor yerde! (seslenir) Kardeşim! Kardeşim! Aaa, bayılmış galiba!
    4. Sahabe: ( yerde yatanın yüzünü görür ve) Efendimiz’i can evinden vuran Vahşi değil mi bu? ( Kılıcını eline alır)
    2. Sahabe: Durun! Dokunmayın ona!(kılıçlı olan eli tutar)
    4. Sahabe: Ama… Bu Vahşi…
    2. Sahabe: Evet, odur!
    4. Sahabe: Hakkında ölüm emri verilmemiş miydi?
    2. Sahabe: Evet verilmişti…
    4. Sahabe: Eee…
    2. Sahabe: Fakat şimdi o kardeşimiz oldu.
    4. Sahabe: Neee?
    2. Sahabe: efendimiz (sav)’in huzurunda iman edip müslüman oldu.
    4. Sahabe: Vahşi mi?
    2. Sahabe: Evet, Vahşi müslüman oldu.
    4. Sahabe: vahşi haa?
    3. ve 4. Sahabeler: Allahu ekber!
    (diğer iki sahabe Hz. Vahşi’yi ayıltır)
    3. Sahabe: ( Hz. Vahşi’nin üzerini silkeleyerek) Aramıza hoş geldin ey Vahşi! İslam’a girişin, müslüman oluşun hayırlı, mübarek olsun.
    4. Sahabe: Artık kardeş olduk, gelin bize gidelim.
    Hz. Vahşi: Ben bunlara layık değilim. O’nun nur cemalini hiç seyredemeyeceğim. ( Sahabeler koluna girer, birlikte yürürler)
    (Ezan sesi duyulur)
    Hz. Vahşi: Allahu ekber! Bilal’in sesi değil mi bu?Bu ses….
    3. Sahabe: Evet ama nerden tanısın bu sesi?
    Hz. Vahşi: Bir keresinde üç günlük umre için Mekke’ye gelmiştiniz. O zamanlar daha müslüman olmamıştım. O zaman yine bu ses nasıl da doldurmuştu Mekke semasını… Ve sizler bus esle daha bir yaklaşmıştınız birbirinize… Ne kadar güzel görünüyordunuz. Biz de dağlardan size hayranlıkla bakıyorduk… İyi ama nedir bu okunan?
    2. Sahabe: Ezan…
    Hz. Vahşi: Ezan demek? Peki neye yarar?
    4. Sahabe: Namaza çağırır.
    Hz. Vahşi: Öyleyse gidelim.
    3.Sahabe: Peki, Haydi Efendimiz(sav)’in arkasında saf tutup namazımızı eda edelim inşallah!
    Hz. Vahşi: ( Bunu duyunca mahzunlaşır, başı eğilir, sesi titrer.) Efendimizle namaz kılmak mı? Bakamam, gül yüzüne bakamam, yasaklandı! Nasıl giderim ben şimdi oraya? Fakat, anlatın bana, madem müslüman oldum, anlatın her şeyi!( Sahnenin arkasına doğru yürürler.) Ne yapmam gerek, ne yapmam yasak öğretin nolur!Dinime dair her şeyi öğrenmek istiyorum!
    (Uyan ey gözlerim gafletten uyan ilahisi söylenir)

    Uyan ey gözlerim gafletten uyan
    uyan uykusu çok gözlerim uyan
    Azrail’in kastı canadır inan
    uyan ey gözlerim gafletten uyan
    Uyan uykusu çok gözlerim inan

    Semavatın kapıları açarlar
    Alemlere rahmet suyu saçarlar
    Seherde kalkana hulle biçerler
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan

    4. SAHNE

    Sunucu Konuşması: Vahşi, kardeşleriyle beraber mescide gider. başı önde, gözleri yaşlı bir kenara çakilip, siper edindiği bir direğin arkasında ilk namazına durur.Sünneti kılıp Hz. Bilal kamet getirince cemaatte bir kıpırdanma olur. Başını fazla kaldırmadan ne olduğuna bakar. Peygamber Efendimiz (sav) odasından çıkıp mihraba doğru yürümektedir.Hz. Vahşi’nin kalbi duracak gibi olur. Mübarek yüzüne bakamamıştır ama mihraba bakıp namaza durumca gönül gözüyle bakmıştır arkasından.Hayatının ilk namazını Efendimiz’e tabi olup hıçkırıklarla kılmıştır.
    İslam’a yeni girmiş olmasına rağmen Rasulullah’ın sevgisi bütün ruhunu sarmıştı. Sevmişti onu, hem de herkesten çok sevmişti. Hep onun yanında olanlara, onsan istifade edenlere gıpta ile bakıyordu. Onun yanında olmak, ona dokunmak, onun gül yüzüne doyasıya bakmak acaba mümkün olacak mıydı?
    Günler geçip gidiyordu. Birgün yolda eski efendisi Cübeyr ile karşılaştı. Cübeyr oydu amasanki bu o Cübeyr değildi. Güler yüzlü, candan, samimi…
    Cübeyr: Selamun aleyküm ey Vahşi.
    Hz. Vahşi: Ve aleyküm selam.
    Cübeyr: Bilesin ki müslüman olmana çok sevindim kardeşim.
    Hz. Vahşi: Kardeşim mi dediniz?
    Cübeyr: Evet, kardeşim dedim. Müslümanlar birbirlerinin din kardeşidirler ey Vahşi! Büyük bir samimiyetle söylemeliyim ki müslüman oluşun beni çok sevindirdi.
    Hz. Vahşi: ( Fısıltıyla)Kulaklarıma inanamıyorum! Bu, o Cübeyr mi? İslam nuruyla nasıl da nurlanmış! (Cübeyr’in duyacağı şekilde) Aman Allah’ım! Siz o Cübeyr misiniz?
    Cübeyr: Bu kadar şaşırmakta haklısın kardeşim. affetsin, onca yıl boşu boşuna boğuşup durmuşuz.
    Hz. Vahşi: Boşu boşuna mı dediniz?
    Cübeyr: Evet, boşu boşuna dedim. Keşke daha ilk günlerde gözlerimiz açılsa, gönüllerimiz idrak etseydi!
    Hz. Vahşi: Bunları siz mi söylüyorsunuz?
    Cübeyr: Yakında sen beni geçeceksin ey Vahşi!
    Hz. Vahşi: Ahh! Ben Efendimiz (sav)in gül yüzüne bakamıyorum ki!
    Cübeyr: Biliyorum. Amam şuna inanıyorum ki o gül yüze bakacağın günler de gelecek.
    Hz. Vahşi: (Boynu bükük) İnşallah!
    Cübeyr: Yine görüşelim kardeşim, şimdilik bana müsaade.
    Hz. Vahşi: Güle güle kardeşim.
    ( Cübeyr biraz uzaklaştıktan sonra)
    Hz. Vahşi: Kardeşim! Kardeşim! Kardeşim!Evet, yalnızca bu kelime bile binlerce hürriyet kelimesinden daha anlamlı, daha dolu, daha samimi.Hürriyet! Ah Hürriyet! ne işler açtın başıma! Günlerim gül yüze bakamamanın ızdırabıyla geçiyor!Bir çare, bir yol, bir çıkış! Öyle bir şey yapmalıyım ki Efendimiz(sav)’şn yüzüne bakabileyim.Yol göster Rabbim! Bir fırsat ver Allah’ım! ( perde kapanır)
     

  2. 5. SAHNE

    Sunucu Konuşması: Ölmüştü… daha doğrusu Vahşi ölmüş, yerine Hz. Vahşi (ra) doğmuştu. Fakat ne yaparsa yapsın Rasulullah’ın gül yüzüne bakabilecek bir dereceye gelememişti. Onunla ama onsuz, onsuz ama onunlaydı. Hz. Vahşi’nin hayatı Veda Haccıyla bir kere daha değişmişti. Hacc ibadeti boyunca da onun yüzüne bakabilecek bir amel nasip etmesi için Allah’a yalvarırken, Rasulullah ile yüz yüze gelmemek için olağan üstü çaba sarf ediyordu.
    Veda hutbesinden sonra tekrar Medine’ye dönülür. Rasulullah Efendimiz rahatsızlanmışlardır. hastalanma haberi bütün sahabeleri oluğu gibi hz. Vahşi(ra)’ı da büyük üzüntüye sevk etmiştir. hastalığını bahane ederek ziyaretine gitmek istemiş ama buna da cesaret edememiştir.

    Hz. Bilal: Selamun aleyküm kardeşim.
    Hz. Vahşi: Ve aleyküm selam
    Hz. Bilal: Yine çok üzgünsün ey Vahşi.
    Hz. Vahşi: ben üzülmeyeyim de kim üzülsün ey Bilal!
    Hz. Bilal: Üzüntünü görüyor, arzunu da anlamaya çalışıyorum kardeşim. Fakat inan ki elimden bir şey gelmiyor.
    Hz. Vahşi: Bilmiyorsun kardeşim, hala o gül yüze bakamadım! Ne olacak benim halim?
    Hz. Bilal: Allah (cc) bir çıkış yolu gösterecektir, biraz sabır.
    Hz. Vahşi: belki sizler bilirsiniz, İslam’ın ilklerindensiniz. ne olur bir yol gösterin bana!
    Hz. Bilal: Dedim ya kardeşim, sana yardımcı olamamanın üzüntüsünü yaşıyorum.
    Hz. Vahşi: Onu sevindirebileceğim, onu razı edebileceğim bir amel işlemek istiyorum. ne olur, eğer böyle ameli biliyorsanız veya tahmin ediyorsanız söyleyin bana!
    Hz. Bilal: Bilemiyorum kardeşim… Ama… Bugünlerde Müseylime adlı bir sahtekar peygamber olduğunu iddia ediyormuş. Hatta Rasulullah’a bir mektup göndermiş.
    Hz. Vahşi: Niye mektup göndermiş?
    Hz. Bilal: kendi peygamberliğinin de kabul edilmesi için… Üstelik de dünyanın yarısı senin yarısı da benim demiş.
    Hz. Vahşi: , Allah Allah! Rasulullah ne dedi peki?
    Hz. Bilal: ne diyecek, öfkelendi tabi. Onu hiç böyle öfkeli görmemiştim.
    Hz. Vahşi: Kızar tabii. Hiç kimse kendi kendine peygamberlik iddia edemez. Peygamberi Alllah gönderir.
    Hz. Bilal: Müseylime’nin mektubuna sert bi şekilde cevap veren Rasulullah, onun üzerine sefer hazırlayacaktı ki biliyorsun rahatsızlandı.
    Hz. Vahşi. Yani Müseylime’nin üzerine ordu gönderecekti, öyle mi?
    Hz. Bilal: Evet, üstelik ordunun başında da kendileri bulunacaktı.
    Hz. Vahşi: Kim bilir belki de….
    ( O sırada bir sahabe telaşla yanlarından geçer)
    Hz. Bilal: ne bu telaşın kardeşim, bir şey mi oldu?
    Sahabe: Rasulullah rahatsızlanmış!
    Hz. Vahşi: Nee!
    ( Koşarak sahneden çıkarlar)
    Yalan dünya ilahisi söylenir.ve bitmesine yakın Hz. Vahşi sahneye gelir.)
    Hz. Vahşi: (Ağlamaktadır) Gül yüzüne bakamadan, nur cemalini doyasıya seyredemeden göçüp gittin Ya Rasulallah! Peygamberim, efendim, canım,ahh! Ne yapacağım ben şimdi? Sensiz nasıl ayakta duracağım?Ama bakmayacağım! Onu razı edene kadar o mübarek kabre de bakmayacağım!
    Hz. İkrime: Neredesin ey Vahşi?
    Hz. Vahşi: Buradayım.
    Hz.İkrime: Sana çok sevineceğim bir haberim var.
    Hz. Vahşi: (Yerinden doğrulur, yüzü güler) Gül yüzlü Peygamberim (sav)’in kabrine bakabileceğim bir amel mi yoksa?
    Hz. İkrime: Evet.
    Hz. Vahşi: Nedir o? Ne olur çabuk söyle!
    Hz. İkrime: Rasulullah beni bir birliğin başına tayin edilmemi istiyormuş. halifesi , beni Yemame tarafına yani Müseylime’nin üzerine gitmem için görevlendirdi.
    Hz. Vahşi: Aman ’ım! Ben de sizinle geliyorum.
    Hz. İkrime: Evet! Sen de bizimle geliyorsun!
    Hz. Vahşi: Müseylime’yi öldürünce Rasulullah’ın gül yüzüne bakabileceğim inşallah!
    Hz. İkrime: Fakat Rasulullah yaşamıyor ki…
    Hz. Vahşi: (sözünü keserek) Sus! Sakın onun için öldü deme!
    Hz. İkrime: Fakat sen de biliyorsun ki….
    Hz. Vahşi: ( Bağırarak) Ben de biliyorum ki o ölmedi. Ebedi aleme intikal etti. Orda bizi bekliyor. ( sesi gittikçe incelir, ağlar) Ona öldü denilmesine yüreğim dayanmıyor, anlıyor musun İkrime?
    Hz. İkrime: Haklısın kardeşim. Peki , ebedi aleme göçüp gittiğine göre gül yüzüne nasıl bakacaksın?
    Hz. Vahşi: O gül yüze bakabilmeyi hak etmek istiyorum sadece. O zaman onun mübarek kabrine de bakabilecek, kabrini rahatça ziyaret edebileceğim.
    Hz. İkrime: Haydi hazırlan! Yemame üzerine gidiyoruz.

    6. SAHNE

    Sunucu Konuşması: Bütün hazırlıklar çabucak yapılmış, İkrime kumandasındaki ordu Yemame’ye doğru yola koyulmuştu. Hz. Vahşi de bu ordunun içindeydi.
    Hz. Vahşi bütün dikkatiyle Müseylime’yi arıyordu. Kale duvarında “ Bana bir şey olmaz, silah tesir etmez, çünkü ben peygamberim” diyen Müseylime’yi Hz. Vahşi’ye gösterdiler. Savaş öyle kızışmıştı ki herkes kendi derdine düşmüştü. Hz. Vahşi mızrağını okşadı, gül yüzlünün önündeki engel üzerine “Bismillahi Ya Allah” diyerek fırlattı. Mızrak hedefi bulduğunda, artık hiçbir engel kalmamıştı gül yüzlünün önünde…

    ( Sahabeler kendi aralarında konuşurlar)
    Hz. İkrime: Çok şükür Rasulullah’ın yapmak istediği bir şeyi yapmak bizlere nasip oldu.
    Hz. Vahşi: (Heyecanla ve koşarak) Gördüm, onu gördüm!
    Hz. İkrime: Kimi gördün ey Vahşi?
    Hz. Vahşi: Gül yüzüne kurban olduğum Efendimi!
    Sahabeler: Allahu ekber!
    Hz. Vahşi: Yanında kim vardı, biliyor musun?
    Hz. Vahşi: Kim mi? Hz. Hamza vardı!
    Sahabeler: Allahu ekber!
    Hz. Vahşi: O’nun mübarek yüzüne yine bakamadan başım eğik “artık gülyüzünüze bakabilir miyim Ya Rasulallah?” dedim.
    Hz. İkrime: Ne dedi? Cevap verdi mi?
    Hz. Vahşi: Verdi ,elbette! Bakabilirsin dedi, anlıyor musun, bakabilirsin dedi! Geliyorum ya Rasulallah! Gülyüzüne bakabileceğim artık! Yıllarca aşkının bedelimiydi ödenen? Artık senden aldığım izinle senin gül yüzüne bakabilecek miyim? (der ve bayılır. az sonra kendine gelirken) Duydunuz mu, benim duyduğumu siz de duydunuz mu?
    Hz. İkrime: Neyi ey Vahşi?
    Hz. Vahşi: Siz duymadınız mı yoksa? Gül yüzüne kurban olduğum Rasulllah’ın mübarek sesini siz duymadınız mı?
    (Sahabeler birbirlerine bakarlar)
    Hz. Vahşi: Geliyorum Ya Rasulallah! Gül yüzüne bakmak ve mübarek kabrine kapanmak için geliyorum işte!
    (Salavat-ı şerifeler okunurken sahabeler çıkar, sadece Hz. Vahşi kalır.)
    Esselatu vesselamu aleyke ya Rasulallah!
    Esselatu vesselamu aleyke ya Habiballah!
    Esselatu vesselamu aleyke ya Şefiallah!
    Esselamu aleyküm Ya Rasulallah! Geldim ya Rasulallah, ben geldim!Gül yüzüne kurban olayım Ey Allah'ın Rasulü!
    Sahabeler: Bu kadarı doğru değil ey Vahşi!
    Hz. Vahşi: Pişmanlıkta doğru yanlış olur mu? Gül yüze hasrette doğru yanlış olur mu? Bunca yılın birikimi var içimde! Şuanda bütün doğru ve yanlışlar hükümsüz kaldı! Tek doğru var şimdi! Ben Vahşi, Peygamberim (sav)’in gül yüzüne bakmayı hak ettim. Bırakin kabrine olsun doyasıya bakayım, ağlayayım!