Mekkenin Fethi Konu Anlatımı

Konusu 'Ödevmatik' forumundadır ve Demir tarafından 1 Ağustos 2014 başlatılmıştır.

  1. Mekkenin Fethi Hakkında Bilgi

    Hicretin 8. yılı Şaban ayında, Benî Bekir kabîlesi, Hz. Muhammed'in himâyesinde bulunan Huzâa kabîlesine bir gece baskını yaptı. Baskın sonunda Huzâalılardan 23 kişi ölmüş, sağ kalanlar Harem-i Şerîf'e sığınarak kurtulabilmişlerdi.

    Bu olay Hz. Muhammed'e intikal edince, Kureyş'e derhal bir elçi göndererek öldürülen Huzâalılardan diyetlerinin ödenmesini, veya Benî Bekir Kabîlesinin himâyesinden vazgeçilmesini ve bu iki şarttan biri kabûl edilmediği takdirde, Hudeybiye Anlaşmasının bozulmuş sayılacağını, bildirdi.

    Kureyşliler, ilk iki şartı kabûl etmeyip Hudeybiye anlaşmasını bozduklarını bildirdiler. Daha önce fiilen bozdukları antlaşmayı, böylece resmen de bozmuş olan Kureyşliler, kısa süre sonra hatalarını anlayıp, anlaşmayı bozduklarına pişmân oldular. Hemen anlaşmayı yenilemek ve barış süresini uzatmak üzere Ebû Süfyân'ı Medine'ye yolladılar.

    Ebû Süfyân, Hz. Muhammed'e başvurdu. Olumlu bir sonuç alamadı. Başta Ebû Bekir, Ömer olmak üzere ashâbın ileri gelenleriyle bir bir görüştü, barışın yenilenmesi için desteklerini istedi. Fâtıma'yı ziyâret ederek O'ndan yardım bekledi. Fakat hiç bir netice elde edemedi. Bunun üzerine Mekke'nin yolunu tuttu.

    Dönüşünde olup bitenleri olduğu gibi Mekkelilere anlattı. Onun sözlerini dinleyenler:

    - Yazık, sen hiç bir şey yapmamışsın. Bize barış haberi getirmedin ki, güven içinde olalım, Savaş haberi getirmedin ki, hazırlanalım. Ali seninle alay etmiş. Senin tek başına ilân ettiğin barış neye yarar..., dediler.

    Ebû Süfyan Mekke'ye döndükten sonra Hz. Muhammed gizlice fetih hazırlığına başladı. Ashâbına sefer için hazırlanmalarını emretti. Ayrıca, Gıfâr, Eslem, Eşca' Müzeyne, Cüheyne, Süleym gibi, kendisine bağlı kabîlelere haber salarak Ramazan'ın ilk günlerinde Medine'de toplanmalarını istedi.

    Hz. Muhammed, Mekke'nin kan dökülmeden fethedilmesini istiyordu. Kureyş savunma için hazırlık yapar da karşı koyarsa, kan dökülürdü. Bu yüzden hazırlıklar son derece gizli tutuldu. Mekke ile Medine arasındaki bütün yollar kesildi. Bu vazife Huzâa kabilesine verildi. İki taraf arasında sanki kuş uçmuyordu. Bu arada dikkatlerin başka yöne çekilmesi için Necid tarafına bir de seriyye göndermişti.

    Ancak ashabtan Ebû Beltea oğlu Hâtıb, durumdan Kureyş'i haberdar etmek istemiş, bir mektup yazarak gizlice Mekke'ye göndermişti. Hz. Muhammed, gelen vahiy ile bunu öğrendi. Hemen Ali bin Ebu Talib ile iki arkadaşını görevlendirdi.

    - Hah bostanına kadar gidin, orada, mahfe içinde yolcu bir kadın bulacaksınız. Yanında bir mektup var, onu alıp getirin,buyurdu.

    Kadın önce inkâr etti, fakat, "seni şimdi çırılçıplak soyar, her tarafını ararız", deyince, çâresiz mektubu saçının hotozu arasından çıkardı.

    Mektupta, Hz. Muhammed'in önüne durulamaycak bir ordu ile Mekke üzerine yürüyeceği bildiriliyordu. Herkes şaşırıp kaldı, çünkü Hâtıb'dan böyle bir şeyi kimse beklemiyordu. Hz. Muhammed bir hey'et önünde Hatıb'ı sorguya çekti.

    - Ey Hâtıb, bu ne iş, niçin bunu yaptın, diye sordu. Hâtıb:

    - Ya Rasûlüllah hakkımda karar vermekte acele etmeyin. Ben Kureyş'e anlaşarak bağlı bir kimseyim, fakat hiç bir zaman onların mahremi olmadım. Yanınızdaki muhacir kardeşlerimin, Mekke'de âilesini ve mallarını koruyacak yakınları var, benimse kimsem yok. Mekkelilerden nimetdârlar kazanarak âilemi korumak istemiştim. Bu işi dinimden dönmek için yapmadım, ben Müslüman olduktan sonra, kat'iyyen küfre razı olmam, diye kendini savundu. Ömer bin Hattab, dayanamayıp:

    - Yâ Rasûlallah, izin ver de şu münâfığın boynunu vurayım, demişti. Fakat, Hz. Muhammed Hâtıb'ın suçunu bağışladı.

    - Yâ Ömer, Hâtıb Bedir Gazası'nda bulundu, ne bilirsin belki de Cenâb-ı Hak Bedir ehline: "Bundan böyle istediğinizi yapın, sizi bağışladım" demiş olabilir, buyurdu.

    Fakat bu olay üzerine "Ey inananlar, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar, size gelen hakkı tanımadıkları ve Rabbımız olan Allah'a inandığınız için peygamberi de sizi de (yurdunuzdan) çıkardıkları halde onlara sevgi (mi) gösteriyorsunuz? Siz benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için (yurdunuzdan) çıkmışsanız, ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bildiğim halde, nasıl olur da onlara sevgi gösterirsiniz. İçinizden her kim bunu yaparsa, doğru yoldan sapmış olur." mealindeki Mümtehine Sûresi, 1. âyeti nazil olmuştur.

    Hz. Muhammed, Hicri 8. yılın, Ramazan'ın 10. Pazartesi günü 10 bin kişilik büyük bir ordu ile Medine'den çıktı.(1 Ocak 630) Yolda katılan birliklerle, ordunun sayısı daha sonra 12 bine yükselmişti. O gün Hz. Muhammed ve ashâbı oruçluydu. Yola çıktıktan sonra oruçlarını bozdular.

    Hz. Muhammed'in amcası Abbâs bin Abdülmuttalib Müslüman olmuş, fakat Müslümanlığını gizliyerek Mekkede müşrikler arasında kalmıştı. Böylece Mekke'deki haberleri gizlice Hz. Muhammed'e ulaştırıyordu. Artık Mekke'de yapılacak iş kalmamıştı. Hîcret için Mekke'den çıktı, fakat yarı yolda Fetih Ordusuyla karşılaştı. Eşyâsını çocuklarıyla Medine'ye gönderip O da orduya katıldı. Hz. Muhammed, Abbâs'ın gelişinden memnun oldu.

    Mekke'ye bir konak (yaklaşık 16 km.) mesâfede "Merru'z-zahrân" denilen yerde karargâh kuruldu. Hz. Muhammed, hava kararınca burada asker sayısınca ateş yakılmasını emretti. Böylece, ordunun haşmetini Kureyş'e göstermek istiyordu.

    Yollar iyice tutulduğu için, İslâm ordusu Merru'zahrân'a gelinceye kadar Mekkeliler hiç bir haber alamamışlardı. Müslümanların yaklaştığını duyunca ne yapacaklarını şaşırdılar. Ebû Süfyân neler olduğunu anlamak, bilmek istiyordu. Yanında bir kaç kişiyle, Mekke'den çıktı. Uzakta yanmakta olan ateşler, hacıların, Arafat'ta arefe gecesi yaktıkları ateşlere benziyordu. Merakla ateşlere doğru ilerledikleri sırada Hz. Muhammed'in muhâfızları tarafından yakalanarak Hz. Muhammed'e getirildiler, Hz. Muhammed'e karşı en çok kin besleyen Mekke'nin reisi Ebû Süfyân burada müslüman oldu. Artık Mekke fethedilmiş demekti. Belki hiç direniş görülmeyecekti.

    Hz. Muhammed'in Abbas'a verdiği emirle Ebû Süfyân'a Müslüman mücâhidlerin geçit resmini baştan sona seyrettiren Ebû Süfyân, Mekke'nin tesliminden başka çâre olmadığını anladı. Abbas'tan ayrılarak, hemen Mekke'ye döndü. Kâbe'ye vardı. Heyecân içinde kendisini bekleyen Mekkelilere yüksek sesle hitâbetti:

    - Muhammed, karşı koymamıza imkân olmayan bir ordu ile geliyor: Her kim Ebû Süfyan'ın evine gelirse emniyettedir. Her kim silahını bırakır, evine kapanırsa emniyettedir. Her kim, Harem-i Şerîf'e sığınırsa emniyettedir. Ey Kureyş, Müslüman olunki, selâmet bulasınız...

    Ebu Süfyân'ı dinleyenler, şaşırıp kaldılar. Her gün Müslümanlığın aleyhinde bulunan bu adam, şimdi herkese "müslüman olun", diyordu. Herkeste bir telâş başladı. Kimisi küfrediyor, kimisi bağırıp çağırıyor, kimi de mukavemet için hazırlanıyordu. Çoğunluk ise Ebû Süfyân'ın sözlerine uyup evlerine çekildiler. Bir kısmı da Harem-i Şerîf'te ve Ebû Süfyân'ın evinde toplandılar.
    Mekke'ye Giriş

    Hz. Muhammed, Mekke'ye girmeden önce, "Zî Tuvâ" denilen yerde durdu. Ordusunu dört kısma ayırıp her birinin gireceği yerleri tâyin etti. "Sakın savaşa girmeyin, saldırıya uğrayıp mecbûr kalmadıkça kan dökmeyin..." diye tenbihte bulundu. (20 Ramazan 8 H./11 Ocak 630 M.)

    Bütün birlikler, kan dökmeden Mekke'ye girdiler. Yalnızca Hâlid bin Velid'in kumandasında birliğe saldırıldı. Kureyş'in azılılarından Ümeyye oğlu Safvân, Amr oğlu Süheyl ve Ebû Cehil'in oğlu İkrime bir çete kurdular. Hâlid'in birliklerini Mekke'ye girerken ok yağmuruna tutarak iki müslümanı şehid ettiler. Bu durumda Hâlid, saldırganlar üzerine hücûm ederek, bir hamlede onüç tanesini öldürdü, diğerleri dağılıp kaçtılar.

    Hz. Muhammed çadırını Kinâneoğulları yurdunda "Hacûn" denilen yerde kurdurdu. Çadırında gusledip 8 rek'at "duhâ namazı" kıldı, sonra, devesine binerek, Kâbe'ye geldi. Yol boyunca Fetih Sûresi'ni okuduğu işitiliyordu. Deve üzerinde, ihrâmsız olarak Kâbe'yi tavâf etti. Elindeki ucu eğri değnekle Hacer-i Esved'i istilâm etti.
    Kâbe'nin Putlardan Temizlenmesi

    Müslümanlar Mekke’nin fethinden sonra ilk olarak Kâbe’yi putlardan temizlediler.

    Hz. Muhammed, Kâbe'ye girmek için anahtarını istedi. Osmân bin Talha anahtarı getirdi. "Emânettir Ya Rasûlallah", diyerek Hz. Muhammed'e teslim etti. Kâbe'nin içi de putlarla doluydu. Duvarlarına resimler asılmıştı. Hz. Muhammed'in emriyle Ömer bunları dışarı attı. Müşrikler, ilah diye taptıkları 360 kadar putun parçalanışını şaşkınlıkla seyrettiler. Dünkü mabûdlar bir anda moloz yığını haline gelmiş, çöplüklere atılmıştı. Sonra, Hz. Muhammed, yanına Üsâme, Bilal ve Osmân bin Talha'yı da alarak Kâbe'ye girdi, kapının karşısındaki duvara doğru namaz kıldı. Beyt-i Şerifi dolaşıp her tarafında tekbir getirdi. Uzunca bir süre içeride kaldı. Bu sırada bütün Kureyş Hârem-i Şerif'te toplanmış, haklarında verilecek hükmü bekliyorlardı.
    Fetih Hutbesi ve Genel Af

    Hz. Muhammed Kâbe kapısının eşiğinde durdu. Karşısında sıralanmış olan Mekkelilere baktı. 20 yıl boyunca şahsına ve müslümanlara ellerinden gelen her kötülüğü yapmaktan çekinmeyen bu adamların hayâtı, şimdi O'nun iki dudağı arasından çıkacak hükme bağlıydı. Hz. Muhammed onlara şöyle hitâbetti.

    "Allah'tan başka ilâh yoktur, yalnız O vardır. O'nun eşi ve ortağı yoktur. O va'dine bağlı kaldı, sözünü yerine getirdi. kuluna yardım etti, tek başına bütün düşmanları hezîmete uğrattı.

    İyi bilinki bütün câhiliyet âdetleri, mal ve kan davaları bugün şu iki ayağımın altındadır. Yalnız, Kâbe hizmetleriyle hacılara su dağıtma işi (hicâbe ve sikaye hizmetleri) bu hükmün dışında bırakılmıştır.

    Ey Kureyş Cemâati! Allah sizden câhiliyet gururunu, babalarla, soylarla büyüklenmeği giderdi. Bütün insanlar, Âdem'dendir, (O'nun çocuklarıdır.) Âdem de topraktan yaratılmıştır."

    Sonrasında:

    "Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Övünesiniz diye değil, kolaylıkla tanışasınız diye, sizi milletlere ve kabîlelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, Ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah her hâlinizi bilir, O her şeyden haberdârdır." mealindeki Hucurât Sûresinin 13. âyetinin okudu.

    Hz. Muhammed Mescid-i Harâm'ın geniş sâhasını dolduran kalabalığı mânâlı bir bakışla süzdükten sonra:

    - Ey Kureyş cemaâtı! Size şimdi nasıl bir muâmele yapacağımı sanıyorsunuz? diye sordu. Mekkeliler hep bir ağızdan:

    - Hayır umuyoruz. Sen kerîm bir kardeş, âlicenâb bir kardeş oğlusun, diye cevap verdiler. Hz. Muhammed:

    - Ben de size Yûsuf'un kardeşlerine söylediği gibi, "Bu gün size geçmişten dolayı azarlama yok." (Yûsuf Sûresi, 92.ayet) diyorum. Haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz, buyurdu.

    Mekke Fethi'nde Öldürülecekler Kimlerdi, Mühderü'd-Dem Nedir

    Mekke’nin fethinde hiçbir müşrik daha önceki yaptıklarından dolayı cezalandırılmadı. Hamza bin Abdülmuttalib’nın katili Vahşi bin Harb, Hamza’nın ciğerini dişleyen Ebu Süfyan'ın karısı Hind binti Utbe, Hz. Muhammed'in kızı Zeyneb’i yaralayıp sonunda ölümüne neden olan Habbâr, Ebu Cehi'in oğlu İkrime bile affedilenler arasındaydı.

    Bu hitâbesinden sonra Hz. Muhammed Mescid-i Harâm'da oturdu. Sikaye (hacılara su ve zemzem dağıtma) hizmeti Abdülmuttaliboğulları'ndaydı. Bu hizmeti Abbâs yapıyordu. Hicâbe (Kâbeyi açıp-kapama ve anahtarını taşıma) hizmetini ise Ebû Talha oğulları yapıyordu. Bu esnâda Ali bu iki hizmetin Abdülmuttaliboğulları'nda birleştirilmesini istemişti. Fakat Hz. Muhammed, Osman b. Talha'yı çağırdı.

    - Yâ Osmân, bugün iyilik ve ahde vefâ günüdür, al işte anahtarın, buyurdu.

    Öğle vakti, Bilâl Kâbe'nin üstüne çıktı. Güzel ve gür sesiyle ezana başladı.