Meleklere İman Ne Demektir

Konusu 'Dini Bilgiler' forumundadır ve Nehir tarafından 8 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Meleklere İman Nedir

    Allah’a, O’nun Resulü Hz. Muhammed’e ve ona gönderilenlere inananlar iman şartlarından olan meleklere de inanmakla yükümlüdürler. Melekler, nurlu, latif ve gözle görülmeyen cisimlerdir. Allahu Taala, melekleri, kendisine ibadet etmek, verdiği görevleri noksansız yapmakla vazifelendirmiştir.

    Melekler asla Hakk’a isyan etmezler, Hakk’ın buyruğundan hiç bir suretle çıkmazlar. Yemez ve içmez olan bu yüksek alemin tertemiz yaratıkları aynı zamanda uyumazlar. Onlarda erkeklik, dişilik özellikleri de mevcut değildir. Meleklerin niteliği de, niceliği de bilgimizin sınırları dışında kalmaktadır. Biz ancak Kur’an-ı Kerim ve hadislerde belirtilen ölçüde bu konuda konuşma hakkına sahibiz.

    Melekler Allah ile insanlar arasında bazı bakımlardan görevlendirilmişlerdir. İyi işler yaptıkları için de kutsal sayılırlar. Cinler ve periler de göze görünmeyen ve var olan yaratıklar oldukları halde, bunlar kutsal sayılmazlar. Şeytanlar, cinler türünden iman etmeyen ve kötülük telkin eden yaratıklardır. Bunların başı durumunda olan iblis – Allah müstahakkını versin – Hz. Adem babamız yaratılıp cennette huzur içinde yaşarken ona musallat olmuş, onu baştan çıkarmış ve yeryüzüne sürgün edilmemize sebep olmuştur.

    Melekler de görevlerine nisbetle derecelere ayrılmışlardır. En büyükleri başında: Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail gelmektedir.

    Cebrail: Hz. Muhammed’e vahy getiren, tebliğe memur büyük melektir. Diğer hak peygamberlere de yine kendisi, Allahu Taalanın izni ve emriyle Semavi kitapları, vahy yolu ile, tebliğe memur edilmiştir.

    Mikail: Evrende bazı olayların meydana gelmesine (mesela yağmurların yağmasına, rüzgarların esmesine, ekinlerin yeşermesine) Allah’tan aldığı emre göre sebep olan ve rızk işleriyle görevlendirilmiş büyük meleklerdendir. Onun bazen – Cebrail ile birlikte- Hz. Peygamber’e de göründüğü olmuştur.

    İsrafil: Kıyamet gününde Sür’u üfleyip bu boru sesiyle dünyanın sonu geldiğini bildirecek ve sonra ikinci sur üflemesiyle de – Allah’ın buyruğu üzerine – ölülerin Mahşer’de dirilmesine neden olacak olan melektir.

    Azrail ise: ölüm meleğidir (Melekü ‘l-mevt). İnsanların ömrü tükenip ecel günü geldiğinde – emr-i ilahi üzerine – canlarını alan büyük melek Azrail’dir.

    Bu büyük melekler dışında sayısını ancak Allah’ın bildiği kadar çok melek daha vardır. Bunlar arasında Kiramen katibin adını alanlar: insanların sağ ve sol omuzlarında görevli olup sağdakiler iyi işleri, sol tarafta olanlar da kötü amelleri kaydederler.

    Ayrıca Arş-i A’zam’ı taşıyan melekler de vardır (Hamele-i Arş). Meleklerin eşrafına ise ilahi dergaha yakın olanlar anlamına: Kerrubiyin denilmiştir.

    Ademoğlu öldükten sonra kendisinden kabirde soru sormakla görevlendirilmiş melekler de Münker ve Nekir adını taşırlar. (Abdülkadir Geylani Hz., lirik bir Farsça beytinde şu anlamda ilahi varlığa gönlünü kaptırdığını terennüm eder: Eğer Nekir gelir de Rabbin kimdir diye sorarsa? Bizim bu divane gönlümüzü kapandır, diyeceğim)

    Meleklerin ölümü de tatmayacaklarına inanılır. Cennet ve cehennemde de görevleri olacak olan melekler vardır. Cennet meleklerinin başında – muhafız görevinde – Rıdvan ve cehennemde de Malik‘in bulunduğu ve ayrıca genel olarak cehennem gözcü – bekçilerine zebani denildiği de bilinmektedir.

    Meleklere gök halkı denildiği de vakidir, Melekler, Hz. Adem’in yaratılışında ondan ve ondan gelecek kuşaklardan şu noktada da ayrılırlar: Onlar sürekli olarak Allah’a hamd ederler ve O’nu takdis eylerler. Bununla beraber insan balçıktan yaratılmış olmasına rağmen Hz. Adem’in yaratılışında, Allah’tan alınan emir uyarınca, melekler insana secde etmişlerdir (İblis müstesna) , İblis’in ve cinlerin ateşten yaratılmış olduğuna inanılır. Meleklerin -neden yaratıldığı açık olmamakla beraber onları nurani telakki etmek doğrudur.

    Kur’an-ı Kerim, bize, meleklerin varlığını defalarca haber verdiği ve Kur’an da bizzat büyük bir melek olan Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed (S.A.S.) ‘e vahy olunduğu cihetle, esasen, hiç bir suretle bir müslüman onların varlığından ve görevlerinden şüphe edemez. Bu konuyu da büyük İslam Peygamberinin bir hadis-i şeriflerinin sonlarındaki şu anlama gelen sözlerle tamamlayabiliriz:

    “Her kim, gönlünde, iyiliğe, hakka çağıran bir ses duyarsa, bilsin ki, o melektir; çağırdığı da, söylediği de hoş gördüğü bir şeydir. Bu sebepten dolayı Allahu Taala’ya şükretsin. Her kim içinde kötülüğe davet eden, haksızlığa şevklendiren bir sızıntı hissederse, bilsin ki, O: şeytanın eseridir. Bundan uzaklaşsın ve Allah’a sığınsın.”

    Allah bütün müslümanları şeytanın şerrinden korusun; onlara meleklerin güzel huylarına imrenme nasip ederek imanlarını güçlendirsin.