Miladi takvimdeki ay adlarının kökeni

Konusu 'Kısa Özet Bilgiler' forumundadır ve Ayaz tarafından 8 Eylül 2014 başlatılmıştır.

  1. Miladi takvimdeki ay adlarının kökeni nedir

    İlkokula başladıktan sonra yaşadığımız bütün yılbaşlarını hatırlayabilmekteyizdir. Hepsi başlı başına birer olay sayılmışlardır. Hele de şu son zamandaki iki bin yılına girişimiz… Milenyum diye-diye neredeyse kıyâmet koparılmıştı! Medya organları “milenyum” sözünü kullanabilmek için, âdetâ bahâneler îcat etmişlerdi! Bunda o kadar ileri gitmişlerdi ki, “milenyum”u bir yıl önceye bile almışlardı!

    Milenyum “bin yıl” demek oluyor. Nasıl ki her yüz yıla asır demekteysek, aynen öyle. İşte bu yüzden, yeni milenyum '2001'de başlıyordu. Ama gerek bizde gerekse dışarıdaki medya, “milenyum”u bir yıl öncesinden ilân etmişlerdi bile!
    O zaman Allah’ın bir kulu çıkarak, durun yâhu “milenyum”a daha bir yıl var, dememiştir! Hayret ki, hayret! ..

    Milenyum sözünün kökü, gerilere gidip Latince’ye uzanıyor. Oradan Fransızca’ya geçmiş, oradan da dünyâya yayılmıştır. Söz bin yılı anlattığından, öyle sık-sık kullanılması da gerekmemiştir. Îtiraf edelim ki, milenyumu biz de ancak o zaman (2000’e girerken) duyup öğrenmişizdir.

    İnsanoğlu zamanı iyi kullanabilmek için, bu kavramı dilim-dilim bölerek tanımlamaya çalışmıştır. Bölümlemenin bâzıları, ay ve dünyânın dolanımlarına bağlı olup, doğaldırlar. Gün, ay ve yıl bölünmeleri bir bakıma böyledirler. Fakat, aynı gün, ay ve yılı bir de insanlar bölmüşlerdir. Günün saat, dakîka ve sâniyeleri; ayın haftaları ve ayrıca istenilen günlere bağlanması, yılın mevsimleri böyle bölünmelerdir. Hâlen kullandığımız Gregoryen (Mîlât) takvimi, uygar dünyânın en yaygın olarak kullandığı zaman aracı olur. Yeni takvim, Cumhuriyet'imizin de devrimlerinden biridir. Dünyâya entegre olabilmek üzere, 26.12.1925 gün ve 698 sayıyla duyurulan Yasa, 01.01.1926'da hukûken ve fiîlen yürürlüğe girmiştir.

    Latin kökenli takvimimizin, ay adlarından bazıları da Latince’dirler: Mart, Mayıs, Ağustos gibi. Ocak, Ekim ve Aralık'ın Türkçe oldukları bellidir. Şubat, Nîsan, Hazîran, Temmuz ve Eylül Süryanî asıllı olmakla birlikte, bize Mûsevî takviminden geçmişlerdir. Kasım ise Arapça’dır. Günlere gelince… Salı ve Cumâ Arapça; Pazar, Çarşamba, Perşembe Farsça’dırlar. Türkler, İslâm’a girmeden önce güneş sistemine dayanan kendi takvimlerini kullanmışlardır. Bu takvim, on iki veyâ bunun beş katı olan altmış yıllık dönemlere bağlanıyordu. Böylece, bir dönem bitince bir yenisi başlamaktaydı. Burada ilgi çekici olan şuydu ki, her yılın hayvanlardan alınmış bir adı vardı. Ay adları sırayla şunlardılar: Sıçan, Sığır (Öküz) , Kaplan, Tavşan, Balık (Ejder) , Kertenkele (Yılan) , At, Koyun, Maymun, Tavuk, Köpek ve Domuz. Türkler ayrıca bir günü on iki eşite bölüp, bunun her birine çağ diyorlar ve bugünkü saat gibi kullanıyorlardı. Buna göre de, on iki çağlık bir günleri vardı. Başka bir târifle, şimdiki iki saatimiz onların bir saatleriydi.

    Yeryüzünde, dinî ve millî birçok takvimler kullanılmış ve kullanılmaktadırlar. Örnek olarak; Arabî (eski) , Arsatid, Aztek, Bâbil, Buddha, Capitolium, Çin, Diocletianus, Fransız (İhtilâl) , Hicrî (Arap-İslâm) , Hindu, Indictio, İsevî, İskender, İspanyol, Jülyen, Kamboç, Kıptî (Mısır) , Laos, Maya, Mısır, Mûsevî, Philippos, Roma, Roma (II) , Rumî (Osmanlı) , Saka, Samvat, Sâsânî, Selefkî, Yezdegert, Yunan takvimleri sayılabilirler.

    Takvimler, târih boyunca üç esas üzerine kurulmuşlardır: Ay esâsı, güneş esâsı ve her ikisi birlikte. Bir önemli nokta da başlangıç, yâni birinci yıldır. Birinci yıl, bütün takvimlerde önemli bir olaya bağlanmıştır. Şu var ki, bugün kullandığımız Gregoryen takviminin başlangıcı biraz farklıdır. Milât sözü Arapça’da doğum demek olur. Ama takvim söz konusu olunca, Milât özel olarak Îsâ'nın doğumunu anlatır. Hâl böyleyken, Îsâ öngörülen târihte doğmamıştır! Yapılan araştırmalar ve yürütülen hesaplar uyarınca, Îsâ'nın doğumu, MÖ 0004 veyâ 0005 yılının 25 Aralık günüdür! Noel de bunu işâret etmektedir ya. Bunun yanında, Îsâ diye birinin hiç yaşamadığı ve hiç var olmadığını dahî öne sürenler bulunmaktadırlar. Hem bunlar, öyle sıradan kişiler de değildirler. Yâni, bilgin ve uzman sınıfından adı büyük kişilerdir. Bunu öne sürerlerken de, kendilerine göre elbette kesin kanıtları bulunmaktadır!

    Konumuz başlangıç olunca Bir takım takvimler, başlangıç olarak dünyânın yaratılışını almışlardır! Burada, kafalar tabiî ki karışacaktır! Dünyânın ne zaman yaratıldığı bilinmekte midir ki? .. İlim, dünyânın yaşını milyarlarla yıla bağlamaktadır yaAnılan takvimlerin yapıcıları da, Tevrat'ın yazdıklarından hükümler çıkarmış ve bâzı târihler üzerinde durmuşlardır. Dünyâ bu târihte yaratılmıştır, diyerek! .. (Aslında, dünyânın yaratıldığı veyâ oluştuğu an veyâ süreyi bir târihe bağlamak ne kadar mümkündür! Çünkü Târih dediğimiz kavram ancak bundan sonrası için söz konusu olabilecektir!) Bu kişilerle onların hesaplarına göre, dünyânın yaratılış yılları MÖ'si için olmak üzere şöyledir: J. Africanus için 5500’de, Ponodor için 5493’te, Konstantinopolis (Osmanlı öncesindeki İstanbul) ilâhiyatçılarından bâzıları için 5509’da, J.J. Scalinger için 3950’de, Pezron için 5873’te ve J. Usher için 4004’de!
    Dünyânın ulaştığı bu günlerin ilim kafası, bunlar için tabiî ki sâdece gülümseyecektir.

    İlim adamlarının milyarlarla hesapladıkları dünyâ yaşına veyâ bu ilâhiyatçılara inanmakta tereddüt edilmemelidir. Çünkü Biri müspet ilimdir; elle tutulup gözle görülebilir. Diğeri dogmadır; kişinin inanç ve kabulüne kalmıştır. Târihler, MÖ ve MS arasındaki “sıfır' yılını göstermemektedirler. Oysa, astronomi bilginleri bu sıfırı kabûl etmişlerdir. Bu anlayış uyarınca, MÖ'ki târihler bir yıl daha kısa sayılmaktadırlar.

    Yazımızın sonunda, ayın doğal süresinin dörtte biri olan haftanın, ilk olarak Hammurâbi devrindeki Bâbil'de kullanıldığı bilgisini verelim.