Namık Kemal Vatan Yahut Silistre Oyunu Özeti

Konusu 'Konu Anlatımı' forumundadır ve Demir tarafından 21 Temmuz 2013 başlatılmıştır.

  1. Namık Kemal Vatan Yahut Silistre Oyunu kısa

    Konusu: Silistre bugünkü Bulgaristan’da Tuna ırmağının kıyısında , bir kenttir . 1388 senesinde Türkler aracılığıyla fethedilen Silistre , 1853 – 1856 Kırım Savaşı sırasında birçok kalabalık bir Rus ordusu aracılığıyla kuşatılmış , Musa Hulusi Paşa kumandanlığındaki Türk kuvvetleri kırk gün süresince , kaleyi kahramanca savunurlar . Kitapta , asıl verilmek istenen Vatan Sevgisi’dir . Bunun yakınında , Silistre Kalesi’ne yardıma koşan gönüllüler ve bunlardan İslam Bey ile Zekiye’nin aşkı da anlatılmaktadır

    Kısa Özeti: İslam Bey , gönüllü olarak orduya gideceğinden dolayı uzaktan sevmekte olduğu Zekiye ile vedalaşmak üzere onun odasına girer . Zekiye’ye , bizzat ile ilgili beslediği sevgiyi anlatır . Kız da ona karşı kayıtsız olmadığı buna benzer , onun arkasından o da adam elbisesi giyerek gönüllüler takımına karışır , Silistre’ye civarında gider . Silistre’de kuşatma altında kalırlar . benzer zamanda İslam Bey yaralanır , ona , Âdem ismini almış kalan Zekiye bakar . Yara Almış olduğu takdirde İslam , yakınında Abdullah Çavuş ve Zekiye ile düşman cephanesini ateşlemek üzere giderler . Dönüşlerinde düşman kuşatmayı kaldırıp çekilmiş durumda bulurlar . Kumandan Sıtkı Bey de . Zekiye’nin vaktiyle bir namus meselesinde itaatsizlik ettiği amaçlı keçe külah edilmiş olduğundan asıl adı kalan Ahmet’i değiştirip Sıtkı’yı faydalanarak tekrardan askerlikte rütbesi kazanmış kalan babası çıkar . İslam ile Zekiye’nin düğünleri kazanılan savaşın mutluluğuyla beraber yapılır .
    Birinci Perde:
    Zekiye , odasında uzanmış kendisinin kendine İslam Bey’e kalan aşkını anlatmaktadır . İslam Bey ise , Bu arada , veda etmek amaçlı Zekiye’nİn penceresi çevresinde dolanmaktadır . Sesi duyunca , kendisini gösterir . Zekiye utanmıştır .
    İslam Bey , Silistre’ye yardıma giden gönüllülerden olmaya kararlıdır . Bunu Zekiye’ye söyleyince , sevgisi birçok büyük kalan Zekiye’nİn , haliyle üzüntüsü de büyük olmuştur . Bu yüzden İslam Bey’i bu kararından vazgeçirmeye çalışır . İslam Bey ise ataları aralarında tam kırk 2 şehit bulunduğunu , bu civarında şehidi kalan bir ailenin ferdine kaçmanın yakışmayacağını belirtir .
    Zekiye ise kardeşini şehit vermiş , seneler bir önce cepheye giten babasından ise yıllardır bir bilgi alamamıştır . . Şuanda de yaşamda bir sevdiği İnsandan ayrılmak , ona kat be kat kolay olmayan gelmektedir . Tekrardan de , onu sevgi ile uğurlar . İslam Bey , ” Yaşasın vatan ! ” diyerek Zekiye’nİn yanından ayrılır .
    İslam Bey , Zekiye’nİn yanından çıktıktan bir sonra , dışarıda kendisini bekleyen gönüllülerin yanına gelir ve ” Beni seven peşimden gelsin ” diyerek yola düşer .
    Biraz bir sonra Zekiye de adam kılığına girer ve İslam Bey’in gittiği yoldan takip eder .
    İkinci Perde:
    Gönüllüler , Silistre Kalesi’ndedirler . Zekiye de içlerindedir . Miralay Sıtkı Bey , vefat ve kalım günlerinin sayılabilir olduğunu , isteyenin gidebileceğini söyleyince , gönüllülerden birisi ” madem gidecektik de buraya ne sebeple geldik ” diyerek tüm arkadaşları yerine kararlılıklarını vurgular . Zekiye’yı bebek diye transfer isterlerse de , ısrarlı turumu sayesinde vazgeçerler… Arbede tüm şiddetiyle başlar . İslam Bey yaralanmıştır . Zekiye onu tanıdığı amaçlı hemen yanına koşar , İslam Bey Zekiye’nİn kollarında bayılır .
    Zekiye , tedavisi amaçlı yakınında revire gider , Miralay Rüstem Bey ile Sıdkı Bey ise gelmişten geçmişten derin bir sohbete dalarlar .
    Üçüncü Perde:
    İslam Bey, hastalanmış yatağında sürekli sayıklamakta , Zekiye ümit ve kaygı ile başında beklemektedir . Günler bir sonra gözlerini açtığında Zekiye’yi görünce , şaşırır . Zekiye kendisini saklamaya Çalışsa da çok direnemez ve 2 sevgili konuşmaya başlarlar .
    Düşman ise hedefine hamle adım yaklaşmaktadır . Kaleyi ele geçirmesi an meselesidir . Bir çare olarak , kaleden çıkıp düşman cephaneliğini ateşlemek gözükmektedir . Bu iş amaçlı İslam Bey yara almış hali ile Öne çıkar . 2. dikkat çeken bireyler ise Zekiye’dir . Yanlarına bir de Abdullah Çavuş’u katarlar . Sıdkı Bey Zekiye’ye birçok temkinli bakar ve ” Oğlum mezarda yatıyor ” der . Zekiye’yi oğluna birçok benzetmiştir .
    Dördüncü Perde:
    Aradan günler geçmiş , düşman toparlanmaya başlamıştır . Sıdkı Bey , çocukları düşman iç kısmına gönderdiğine bin kere pişman olmuş durumda dolanıp durmaktadır . Son , Abdullah Çavuş görünür ve olanları anlatır . Anlattıklarından , İslam Bey’in büyük bir kahramanlık ve fedakârlık örneği göstererek düşmana büyük zarar verdiği anlaşılmaktadır . Bu konuşma sürerken , İslam Bey , kelinde kırık kılıcıyla çıkagelir , elbette Zekiye de arkasından .
    Sıdkı Bey coşku ile İslam Bey’i ” evladım ” diyerek kucaklayıp alnından öper . İslam Bey de onun ellerinden . Bir Sonra Sıdkı Bey , çocuğun nerede olduğunu sorar . İslam Bey , Sıdkı Bey’e tüm olup biteni anlatır . Sıdkı Bey kızı yanına getirmesini söyler . Sıdkı Bey , Zekiye’ye sorduğu suallere aldığı cevaplardan kendisinin öz kızı olduğunu; Zekiye de yüzündeki duruşun benzer ninesi ve abisinin yüzündeki duruş olduğunu görerek , Sıdkı Bey’İn öz babası olduğunu anlar . Baba kız kucaklaşırlar . Sevinçlerine diyecek yoktur .
    Bu esnada , Abdullah Çavuş eratın önüne düşmüş , onları ” Arş Yiğitler Vatan İmdadına ” marşını söyleterek yürütmektedir . Sıdkı Bey’in önüne gelince dururlar . Sıdkı Bey erat önünde şu tarihi konuşmayı yapar:
    ” Arslanlanml Doksan gündür çekmediğiniz belâ , görmediğiniz cefâ kalmadı . Osmanlıların namusunu göklere çıkardınız . Vatan sizden hoşnuttur . . . Vatanımızın faydasını koruduk , tekrardan de koruruz . Her gün koruruz . Biz her gün bu yolda ölmeye hazırırz . Yaşasın vatan! Yaşasın Osmanlılar! “
    Askerler de daima bir ağızdan: ” Yaşasın vatan! Yaşasın Osmanlılar! ” dîye haykırır ve perde kapanır