Ölüm ile ilgili kısa şiirler

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve Mira tarafından 23 Mart 2014 başlatılmıştır.

  1. Ölüm ile ilgili şiirler

    Sanatkârın Ölümü Şiiri

    Gitti gelmez bahar yeli;
    Şarkılar yarıda kaldı.
    Bütün bahçeler kilitli;
    Anahtar Tanrıda kaldı.

    Geldi çattı en son ölmek.
    Ne bir yemiş, ne bir çiçek;
    Yanıyor güneşte petek;
    Bütün bal arıda kaldı.

    Cahit Sıtkı Tarancı

    Korktuğum Şey


    Gün çekildi pencerelerden;
    Aynalar baştan başa tenha.
    Ses gelmez oldu bahçelerden;
    Gök kubbesi döndü siyaha.

    Sular kesildi çeşmelerden;
    Nerden dolacak bu taş nerden,
    Nergislerin açtığı yerden
    Ey kuş uçurtmayan ejderha?

    Ne yardan geçilir, ne serden;
    Korkuyorum bu gecelerden.
    Bel bağladığım tepelerden
    Gün doğmayabilir bir daha.

    Cahit Sıtkı Tarancı

    Fâni Dünya


    İlk günden alıştığımız emektar aydınlık,
    Anne yüzünde, dost yüzünde, evlat yüzünde;
    Her sabah başlayan şeye doymadık,
    Düşümüz gerçeğimiz ne varsa yeryüzünde.
    Gökyüzü belledik şu ürperen maviliği,
    Başımız darda kalınca el açtığımız yer;
    Gökyüzüdür avutan akıllıyı deliyi,
    Gökyüzünde bulutlar uçurtmalar ümitler.

    Her mevsimiyle insanı ayrı ayrı saran,
    Bunca güzelliği nasıl koyup gideceğiz;
    Yaman çalacak o çalmayası saat yaman,
    Geçmiş ola bir kez yumuldu mu gözlerimiz.

    Cahit Sıtkı Tarancı


    Gün Eksilmesin Penceremden


    Ne doğan güne hükmüm geçer,
    Ne halden anlayan bulunur;
    Ah aklımdan ölümüm geçer;
    Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

    Ve gönül Tanrısına der ki:
    - Pervam yok verdiğin elemden;
    Her mihnet kabulüm, yeter ki
    Gün eksilmesin penceremden!

    Cahit Sıtkı Tarancı


    Ölü


    Hangi mahallede imam yok,
    Ben orada ölecegim.
    Kimse görmesin ne kadar güzel,
    Ayaklarim, saçlarim ve her seyim.

    Ölüler namina, azade ve temiz,
    Meçhul denizlerde balik;
    Müslüman degil miyim, hasa,
    Fakat istemiyorum, kalabalik.

    Beyaz kefenler giydirmesinler,
    Sizlamasin karanligim havada.
    Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayim,
    Ki bütün azalarim hülyada.

    Hiçbir dua yerine getiremez,
    Benim kainatlardan uzakligimi.
    Yikamasinlar vücudumu, yikamasinlar,
    Çilginca seviyorum sicakligimi…

    Ölümü Düşünmek


    Mümkün mü ağlasın annem
    Mezarımın başucunda
    Ben sesimi çıkarmıyayım
    Hayırsız bir evlat gibi

    Bir bulut uçsun da
    Ben başımı kaldırmıyayım
    Yağmur dindikten sonra
    Gezinmiyeyim caddelerde

    Ah, mümkün mü bir güzel kadın
    Geçsin de yanımdan
    Ben seyretmiyeyim
    İçimi çekerek

    Muzaffer Tayyip Uslu

    Ölüme Yakın


    Akşamüstüne doğru, kış vakti;
    Bir hasta odasının penceresinde;
    Yalnız bende değil yalnızlık hali;
    Deniz de karanlık, gökyüzü de;
    Bir acayip, kuşların hali.

    Bakma fakirmişim, kimsesizmişim;
    -Akşamüstüne doğru, kış vakti-
    Benim de sevdalar geçti başımdan.
    Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;
    Zamanla anlıyor insan dünyayı.

    Ölürüz diye üzülüyoruz?
    Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
    Kötülükten gayrı?

    Ölünce kirlerimizden temizlenir,
    Ölünce biz de iyi adam oluruz;
    Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
    Hepsini unuturuz.

    Orhan Veli Kanık

    Giderayak


    Handan, hamamdan geçtik,
    Gün ışığında hissemize râzıydık;
    Saadetinden geçtik,
    Ümidine râzıydık;
    Hiçbirini bulamadık;
    Kendimize hüzünler icadettik,
    Avunamadık
    Yoksa biz…
    Bu dünyadan değil miydik?

    Orhan Veli Kanık

    Rindlerin Ölümü


    Hâfız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
    Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
    Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
    Eski Şirâz’i hayal ettiren ahengiyle.

    Ölüm âsûde bahâr ülkesidir bir rinde;
    Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
    Ve serin serviler altında kalan kabrinde
    Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.

    Yahya Kemal Beyatlı

    Sonbahar


    Fânî ömür biter, bir uzun sonbahar olur.
    Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târümar olur.
    Mevsim boyunca kendini hissettirir vedâ;
    Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
    Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir.
    Günler hazinleşir, geceler uhrevîleşir;
    Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere.
    Anlar ki yolcu yol görünür serviliklere.

    Dünyanın ufku gözlere gittikçe târ olur.
    Her gün sürüklenip yaşamak rûha bâr olur.
    İnsan duyar yerin dile gelmiş sükûtunu;
    Bir başka mûsikîye geçiş farz eder bunu.
    Teslîm olunca va’desi gelmiş zevaline,
    Benzer cihâna gelmeden evvelki hâline.

    Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya
    Rûh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya:
    Duymaz bu anda taş gibi kalbinde bir sızı;
    Fark etmez anne toprak ölüm mâceramızı.

    Yahya Kemal Beyatlı

    Sessiz Gemi


    Artık demir almak günü gelmişse zamandan
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

    Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
    Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.