Osmanlı devletinde bilime ve bilim insanlarına verilen önemi açıklayınız kısaca

Konusu 'Bilgi bankası' forumundadır ve Demir tarafından 24 Ağustos 2014 başlatılmıştır.

  1. Osmanlı devletinde bilime ve bilim insanlarına verilen önemi açıklayınız

    İkinci Abdülhamid’den merakını gidermek amacıyla Kur’an isteyen Avusturya Macaristan İmparatoru’nun arzusu yerine getirilirse günaha girileceği fetvasını veren; sıtma salgını başladığında sokak aralarında Buhari’nin hadis kitaplarının dolaştırılmasının kâfi geleceğine hükmeden, Karaköy – İstiklal Caddesi arasında yapılan tünele “hayattayken Müslümanlar toprak altına giremez” diye fetva verip tüneli çalıştırmayan da aynı kafaydı

    GÖKLERİ GÖZLEMEK UĞURSUZ

    1571 yılında Müneccimbaşı Mustafa Çelebi’nin yerine Taküyiddin Bin Ahmed Dımışki adlı bir Mısırlı Astronom, müneccimbaşı olarak atanmıştı Onun ziç hesaplarının düzeltilmesi için yeni rasatlar yapmak istemesi üzerine III Murat Tophane’de bir gözlemevi yaptırmıştır (1578) (Osmanlı başkentinde bu tarihe kadar bir rasathane olmaması da ilginçtir)

    Taküyiddin, Galata gözlemevi yapıldıktan sonra burada yaptığı gözlemleri içeren ünlü bir astronomi kitabı yayımlamıştı Ne var ki yapılan gözlemevi, üç ay sonra Şeyhülislam Şemseddin Efendi’nin gökleri gözlemenin uğursuz bir şey olduğunu ve devletin yıkılmasına sebep olacağını anlatan arizesi (jurnalı) nedeniyle Sultan III Murat tarafından yıktırılmıştı

    BİLİM DÜŞMANI IV MURAT

    Evliya Çelebi aynı yerde bir müneccim kuyusunun da IV Murat zamanında müftü Yahya Efendi’nin fetvası ile doldurulduğunu yazar IV Murat dönemi bilim düşmanlığı ile maluldur Padişahın başhekimi Emir Çelebi, Enmuzec-ut-Tıp adlı kitabında kendi deneyimi olmadan eskilerin söylediklerini kabul etmenin doğru olmadığını yazan bir bilim adamı idi Fakat düşmanlarının fitnelemesi üzerine Emir Çelebi, sultanın zoruyla çok miktarda afyon yedirilerek 1638’de intihara zorlanmıştı

    IV Murad (1623-1640) döneminde medreselerde okutulan Akaid-i İslam kitabında, ilmihal dışında öğretilen derslerin yaşamsal bir önemi olmadığı anlatılıyordu

    NE HOCA VAR NE DE KİTAP

    Ali Paşa, rüştiye ve idadilerde okutulacak bir dünya tarihi için Türkiye’de yazacak biri olmayınca, Fransızcadan bir kitap çevirtmiştiİlgili Maarif Encümeni kitapta yazılanların Kısas-ı Enbiya’ya uymadığı nedeniyle okullarda okutulmasına izin vermemişti

    Tanzimat, rüştiye ve idadileri açarak Türkiye’de eğitime büyük bir sıçrama getirmiştir Mordtmann Isparta’da Türk nüfusun yarısı kadar olan Rumların, Türklerin bakımsız ve hocasız rüştiyelerine karşı, hocaları Yunanistan’dan gelen bakımlı iki rüştiyeleri olduğunu yazar

    II Darülfünun açıldığı zaman (1870) Hoca Tahsin Efendi oksijensiz yanma olmadığını göstermek için öğrencilere bir deney yaptığı, arkadaşı olan Cemaleddin Afgani ise biraz liberal bir konferans verdiği için üniversite kapatılmış ve 1909’a kadar doğru dürüst çalışmamıştı

    KİTAP BASILMIYOR ZATEN OKUMA BİLEN DE YOK

    Bu Türkiye’de cehaletin neden hâlâ ağır bir hastalık olduğunu anlatan bir geçmiştir Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda Türkiye’de okuma yazma oranı %10’du Köyde okuma yazma yoktu Onlar da nüfusun %90’ı idiler Türkiye’nin en büyük kara deliği okumamış olmaktır

    Müteferrika Matbaası 1727-1794 arasında ancak 18 yıl açık kalmış ve sadece 18 kitap basabilmişti Avrupa’da 1450-1500 arasında yirmi milyon cilt kitap basılmıştır Bu sayı da bugün Türkiye ile Avrupa arasındaki kültür yoğunluğunun değişmediğini gösterir

    OSMANLI'DA DARWIN

    Ahmet Mithat 1872-1873 yılında çıkarttığı kendine ait Dağarcık mecmuasında yazdığı yazılarda Darwin ve teorisi hakkında bir makele yayınlamıştıAhmet Mithat Efendi bu makalede Osmanlı döneminde ilk kez Darwin'in "evrim" kuramını gündeme getirmiş, "insanın bir maymun" olduğunu söylemiştir Çok tepkiler çeken bu yazı yüzünden ‘Ahmet Mithat Efendi' nin maymunlar hakkında bundan böyle basında hiçbir yazı yazılmayacaktır" biçiminde padişah buyrukları çıkmasına neden olmuştur Bunun sonucunda tıp öğreniminde bile Darwin'den söz edilmemiştir Evrim kuramını anlatmak ve öğretmek o dönemde artık yasaktır Dini değerlere bağlığıyla bilinen Sultan Abdulaziz, Ahmet Mithat’ı bu düşüncelerinden dolayı 1873’te Rodos’a sürgüne gönderdi Böylece Darwin teorisi ilk defa Osmanlı Devletinde bir aydının sürgüne gönderilmesine gerekçe olmuştu