Osmanlıda hukuk yargı ve adalet sistemi

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Elif tarafından 25 Nisan 2013 başlatılmıştır.

  1. Elif

    Elif Yönetici Admin

    Osmanlılarda hukuk yargı ve adalet sistemleri

    Müslüman olduktan sonra, İslam dininin ve kültürünün en büyük dayanağı ve savunucusu olan Osmanlı Devleti, aynı zamanda bir hukuk sistemi olan Kur'an-ı Kerim'e sıkı sıkıya sarılmışlardır.

    İslam'da hukukun adı fıkıh'tır. Fıkıh'ın dine ait kaidelerine ibadet, aile, miras, ayni haklar, borçlar hukuku ile ilgili kaidelerine de muamelat denir. Sonradan evlenme ve boşanma ''munakahat ve mufarakat'', miras hukuku ''feraiz'', ceza hukuku ''ukubat'' adlarıyla anılmışlardır.

    Önceleri; Kur'an ve tefsirden başka, peygamberden ve sahabilerden gelen kaidelere ''ilm'' denilmiş, yokluğunda rey'e başvurulmuş, rey daima ilm'e dayatılmak istenilmiştir. Rey'e kıyas, İslam ulemasının bir şer'i meselede ittifak etmelerine ''icma'' denilmiş, fıkıh ve icma İslam hukuku'nu teşkil etmişlerdir.

    İslam'da hukukun; Kur'an, Sünnet, İcma ve Kıyas olmak üzere dört temel kaynağı vardır.

    Hazreti Peygamber, hayatta iken; Müslümanlar arasında çıkan her türlü anlaşmazlığı ve kendisine sorulan dini veya hukuki meseleleri hallederdi. İşte onun verdiği hükümler ve koyduğu kaideler, sonradan uyulması gerektiği düşüncesiyle devam ettirilmiş ve bunlara fıkıh'ta ''sünnet'' denilmiştir.

    Üç çeşit sünnet vardır:

    Birincisi: Peygamberimizin sözle koyduğu kaidelerdir ki, bunlara ''kavli sünnet'' denilir.

    İkincisi: Peygamberimizin bir işi veya bir hareketi ile koyduğu kaidelerdir ki, bunlara ''fiili sünnet'' denilir.

    Üçüncüsü ise: Peygamberimizin bir kimseyi bir işi yaparken görüp de menetmemek, bir şeyin yapıldığını duyup da ses çıkarmamak suretiyle, koymuş olduğu kaidelerdir. Mahiyetlerine gör de, sünnetler üçe ayrılırlar. Bunlar;

    1) Kur'an'a tamamen uygun olan sünnetler.

    2) Kur'an'ın yorumundan ibaret olan sünnetler.

    3) Kur'an'da bulunmayan, yeni bir kaide getiren sünnetler.

    Tarihi kaynaklarda, Osmanlı Türk adalet sisteminde; mahkemelerin açık olarak yapıldığı, bilirkişilik yapan bir kurulun mevcut olduğu, kadının bazı durumlarda bölgenin örf ve gelenekleri hakkında karardan önce bir kurula danıştığı belirtilmektedir.

    Mahkeme kararlarında kadı genellikle müftünün vereceği fetvaya göre hareket ederdi. Davayı kaybeden taraf Şeyh-ül İslam'dan fetva isteyebilirdi. Anlaşıldığına göre herhangi bir etki veya bilgisizlik nedeniyle kadı hükmünün adalete aykırı olmaması için müftü ve adı geçen bilirkişi grubu bir nevi ilk kademe temyiz görevi yapıyorlardı. Kaza dairesini teşkil eden topraklarda çıkan olayların ve kaza halkının bütün mahkemeleri, yalnız o kaza mahkemesinde görülür. Dava başka bir kazaya naklolunmazdı. Yalnız, payitahta gidip, davasını divanda gördürmek yolu, herkes için daima açıktı.

    Büyük Osmanlı İmparatorluğunun adalet divanı, yargı sisteminin en yüksek organıdır.

    Divan'da hem devletin, hem halkın her türlü işlerine bakılır ve vezir-i azamın yeri ortadadır. Diğerleri da derecelerine göre, onun etrafında yer alır.

    Divan'da bir Türk kadar, bir Hristiyan, yahut bir Yahudi de hiçbir fark gözetmeksizin en önemsiz şikayet mevzularını bile dinletir ve gerçeği müdafaa edecek bir avukatın bozmaya ve güzel konuşmasına ihtiyaç hissetmekten de serbest kalır. Hristiyan aleminde olduğu gibi, ortada gerçeği hayasızca bilgi cüret edecek hiçbir kimseye rastlanmaz.

    Savaş halinde bile, Türk hakanları adaleti tatbik ve haksızlığı önlemede titizdiler.

    içerik çeşitli tarihi kaynaklardan derlenerek hazırlanmıştır.
    webokur.net​