Öylesine Bir Yazı...

Konusu 'Türkçe edebiyat' forumundadır ve Elif tarafından 10 Ağustos 2013 başlatılmıştır.

  1. Elif

    Elif Yönetici Admin

    ÖYLESİNE BİR YAZI…


    Üzülmek çare değil be sultanım; seni üzenlere kızmak da…
    Kızmak da çare değil bireye yaptıklarından dolayı...


    En iyisi kızmamaktır hiç kimseye…

    Kişi yaptıklarından sorumludur, zararı da kârı da kendinedir.
    Bir diğeri ihanet edenleri düşünmek gerek; eğer onlar ihanet etmeselerdi sadakatin ne olduğunu bilemeyecektin. Bu bağlamda hainlere teşekkür edilmeli ki sadakatin değerini anlamana vesile oldukları için…
    Yalancıları da kınama, aksine onlara da bazen de olsa minnet duyulmalı…
    Zira yalancılar, yalanları sayesinde doğrunun farkına varılabiliyor insan…
    Bu bağlamda yalancının yalanları da önemlidir bazı gerçekleri korumak için…

    Mutsuzluk mu dediniz?
    ‘İnsanın en kötü zamanlarında hissettiği en güzel anlardır’ diye açıklamıştım bir başka yazımda... Burada da benzer bir ifadeyi düşünmek gerek.
    Mutsuzluğa sebep olanları, mutluluğun değerini ve önemini kavramanı sağladıkları için önemsemelisin… Dua ederek, pozitif enerji vererek mutluluk daha derinden hissedilebilir.
    Sonuçta olaya farklı boyutlarda bakıldığında; herkesi severek, farklı renklerden oluşan yaşamın içine anlamlar kattığını düşünmelisin...
    Biraz “polianacılık” gibi gelebilir sana, ama mutlu ve huzurlu olmanın başkaca bir yolu, yordamı olduğunu bilmediğimi de anlatmalıyım… Böyle yaklaşıldıkça hayat bu yüzden daha güzel görünecek, netlik kazanacak, ana renkler olan siyahla beyazı farkı net olarak ortaya çıkacaktır…

    İnsanın erdemlilik özelliği, bireyin değerini çok artırır.
    Bu değerin maddi bir ölçüsü yoktur.
    Bireyi değerli kılan, parasının çokluğu da değil insanlığıdır.
    Birey insanlığı kadar sevilir...
    Dostluk kişisel bir tercihtir. Başkasının hatırı için değil, bireyin hatırı için dost olunur. Bu dostluk duygusu, en dar zamanında yanında olabilme öz verisini gösterebilme eylemiyle doruk noktaya çıkar. Bireyi yanlışı için onu başkasına karşı savunmak değil, aksine gidip yanlışını yüzüne söyleyip düzeltmek insanlık erdemleri arasında ön sıradadır. Bu da gerçek dostluğu anlatır. Gördüğü zaman değil, kapısını tıklayıp “hey komşu nasılsın” diyerek komşuluk yapmak erdemliliktir.

    Önemli olan sevgide, şefkatte, mutlulukta ve huzurda bütünleşmektir, sevgiyi çoğaltmaktır başkalarıyla birlikte ve tam anlamıyla insan olmaktır…
    İnsansın elbette, zaafların olacaktır; ama birinin canı yanarken senin de canın yanıyorsa işte o zaman gerçekten erdemli insansın…

    İyilik ve kötülüğün tarifini yapabilir misin?
    Nedir iyilik ve kötülük?
    İnsana insanlığını hissettirmektir iyilik; hissettirmiyorsa iyilik değildir...
    Kötülük de; insanı insanlıktan ve iyi olan diğer her şeyden utandırıyor olmasıdır.
    Bu eylem deliliktir ya da ağır hastalıktır.
    Peki, iyi insan kime denir?
    İyi insan; tarifi çok zor olan bir terim; ama günlük hayatımızda sıkça kullanılan, kişiye göre farklı değerler taşıyan ve farklı algılar içeren bir anlayışı tarif etmek için kullanılır. Bu terimi, sıradan bir ifade gibi farklı kişiler için kullandığımız bir gerçek…
    Peki; nasıl tariflenmeli, standardı ne olmalıdır ya da nedir ‘iyi insan’ derken! Bana göre ‘iyi insan’; kendi hatalarını görmezden gelip başkalarında hata aramak yerini önce hatayı kendinde arayandır. Bu da yetmez; Dünya'yı yüreğine sığdıracak kadar hoşgörülü olandır.

    Sonuç olarak iyilik; insana insanlığını hissettiren bir duygu-değer olarak özetlenebilir. Kötülük ise; insanı insanlıktan ve diğer her şeyden utandıran eylemdir…

    Prof. Dr. Ramazan Demir (10.8.2013)