Özgür Gümüşsoy Ayık Atlar Zamanı

Konusu 'Ünlü Şiirler' forumundadır ve Lavinia tarafından 5 Ağustos 2012 başlatılmıştır.

  1. Özgür Gümüşsoy Ayık Atlar Zamanı Şiiri

    Özgür Gümüşsoy Ayık Atlar Zamanı Sözleri

    [​IMG]

    Bazı nisanlar, şakayla karışık geçer
    Güler de geçersin, kendinden bile…

    Hani babanın tabiriyle, o eski adamların takvimlerinde
    Çiçek fırtınaları dahi henüz başlamamışken
    Özellikle ulusal kanallarda at izi it izine karıştırılır
    Sevdamızın tüm o safkan acıları sümen altı edilir belki yine
    “İçimde kök salıyor ve büyüyorsun iyiden iyiye
    Bir de sağıma soluma çarpmasan ne güzel olacak;
    Malum ya bu benim içim, acıyor...” diyerek savunduğun
    İskambil kağıtlarından imal edilmiş derme çatma kalende
    Kraldan çok kralcı var; e olur, menfaati işleyen de bahtiyar olur!
    Harcını güvenle kararak ördüğün surlarında yıkılırken hanedanlığın
    Bunun hesabı elbette, desteden eksilen o kupa kızından sorulur!

    Suyu bile uyku tutmayan anlarda düşmanlarını uyutabilen sen
    Nice yastık savaşlarından yara beresiz çıksan da
    Hınzır bir kuş tüyünün gazabıyla gazi olmuşsun
    Göğüs göğse bir mücadeleye açık da olsa senin o kaskatı yalnızlığın
    Tabii ya kırmızıyı tuttun; kurallar senden, dur durak senden!
    Hem her şeyin fazlası zarar derler, hatta sevişmenin de
    Oda sıcaklığını rencide eden o buz kırığı ışık, teninden sekerken tenime
    Dokunulmamış, hiç erişilmemiş bir nokta bulup sen’de
    Tam da oraya yerleşmeli diyorum, yerinden milim oynamamalı sonra
    Sonra hiç unutmam, aa neydi bak şimdi unuttum; adını...
    Adın; mağrur bir şehrin hiçbir seferle zapt edilemeyen topraklarıdır
    Düşün ki, ben bile ismini zikredemedim emrimdeki onca süvariye rağmen
    Güzelliğin bazı dillerde bildik bir dua, bazı dillerde ise tekinsiz varsayılır
    “Sana; saçların kırılmış en çok da...
    Okuyucuyu içine çeken bir anlatımı var gözlerinin
    Nereden çıkacaktı hem ‘uçurum’ kelimesi
    Kirpiklerinden aşağıya intihar denemeleri yapılmasa…
    Giderken ettiğin kelamları suretimden ihtirasla silerken
    Dudaklarım soyuluyor diye üzülmüyor değilim
    Ya bana tahsis ettiğin öpüşler de tek tek yok olursa?” gibi dizeler
    Neye yarar artık, bu vakitli vakitsiz kopan çiçek fırtınalarında
    Seni ele geçiremedim ya ben bir türlü, yanarım da ona yanarım!

    Bazı nisanlar, şakayla karışık geçer böyle evet
    Fakat ne yaparsan yap, gök yüzümü asla güldüremezsin!

    Eskiden rol aldığı sahneleri izleyerek mastürbasyon yapan
    Hayli ihtiyarlamış bir pornostar gibi
    Çift kişilik’li yatağında son derece mesutsun
    Kervanlarını sabıkalı itlerin ürümesiyle yürüten
    Atlarına ayazdan korumak için içirdiği kalite viskiler hakkında
    “Zaten ayık kafayla çekilmezdi bu gece.” dercesine içten
    Yurdunu, sevdiğinin memesi bellemiş bir mülteci gibi
    Vücudunda barınan bu evladiyelik hüzünden oldukça gururlusun
    Kalene hileli yollardan girdim, ruhunu içerden fethettim!
    Bu göğüs göğse mücadele iyi neticelensin diye
    Bu hır gür, hakk tenini bularak sonlansın diye
    Bu cenk, cepheni bana dönmeni sağlasın diye sırf belki de
    Terin avucuma düşse, emektir evet bu aşk içindir der;
    öpüp de alnıma koyarım bilesin!
    Keza alın terimi silecek tek güç de hay aksi,
    ah yine senin ellerin…

    Bazı nisanlar, şakayla karışık geçer
    Yeri gelince, kapılarını tebessüme de kapayacak
    Aşkın el çabukluğuna kanmamayı sen de öğreneceksin!