Özgür Gümüşsoy Hiç Bey ile Herşey Hanım’ın Gönül Münasebeti

Konusu 'Ünlü Şiirler' forumundadır ve Lavinia tarafından 5 Ağustos 2012 başlatılmıştır.

  1. Özgür Gümüşsoy Hiç Bey ile Herşey Hanım’ın Gönül Münasebeti Şiiri

    Özgür Gümüşsoy Hiç Bey ile Herşey Hanım’ın Gönül Münasebeti Sözleri

    Hiçlik önem arz eden birçok kavramı içerebilir. Her şey ise bizim tüm manasızlıklara verdiğimiz toplu isimdir belki de. Aksini kim iddia edebilir!

    “Afedersiniz içinize Allah'ım düştü sanırım
    Bir zahmet O'nu bana geri verir misiniz?
    Gerçi artık, gözümle gördüğüme bile inanamıyorum! ”

    Evet bu sivri sözlerimin keskisinde tanışmıştık anımsarsın
    İstanbul’un atardamarı ya hani İstiklal Caddesi
    Her adımın birer jilet edasıyla kayıyordu tramvayın yazgısında
    Klarnet çalan sokak icracısı, o şarkıyı katletti diye
    Ritim ve sazda emeği geçen herkese teşekkür ederek
    Anasına sövülmüşçesine yağan yağmuru
    Olgunlukla karşılayarak belki de
    Hiçbir keresinde eşit olarak pay edilmemiş
    Fakat ilelebet eşitlik yanlısı olan bir şemsiyenin
    İkimize sağladığı o kısıtlı romantizm imkânlarında
    Bu gece dedim, bu güzel karanlığın aksine çirkin olalım
    Tanrının milyonlarca yıldır üzerinde çalıştığı senaryoyu da
    Gerekirse el birliğiyle yakalım bu gece, tek kalemde!

    Benim asıl adım Hiç’ti, malum
    Soyadımı Bronzsoy olarak değişmeye gidiyordum mecburen
    Üçüncülüklere bir hayli alışıktım anlayacağın
    Pardösüm uzun siyah, yarı yün yarı hüzün katkılıydı
    Gömleğim taşmış içinden, deli deli
    Selamı sabahı kesmiştim sanki sakallarımla
    Hani devrim koşusu parkurunu tam da bitiriyorken
    Finiş düzlüğünde gördüğü ilk ağaca yaslanan krosçuydum bir nevi
    Yorgundum, bütün sonlara…
    Darağaçlarından yüzümü dönmüştüm hayata hem
    Kanıyordum hem de, adına yaşamak denilen her zırvalığa
    Yüzümde ihtilal rüzgârlarının neticesi, her darbe olasıydı
    Senin kalbinin oda hapsindeymişim belli ki
    Belli ki yürek ıslahhanelerinde gözümü sen bürümüş
    Gözlerim, yaprak dökmemeyi onur mücadelesi sayan iki çınardı adeta
    Devlet bünyesinde çalışan bir anarşist kadar trajikomiktim
    Kimse gülmüyordu, gülüşümün sahiciliği huzurunda
    Hiç böylesine vakur bilmezdim ben de dudaklarımı
    Köşe bucak aranırken çelişkili ifadelerimiz
    Saçlarımızda dahi suç teşkil edecek bit yeniği aranırken
    Aranırken tükettiğimiz kutsal değerleri, Tanrının mutfağında!
    Genzimde gömülü olan koku, ilahi aşkın nişanıydı
    “-Sahi ben sevildim mi hiç?
    Hiç, sevilir mi hiç? ” diye soracak oldum bir gün aynadaki aksime
    Tutup bana sırtını dönmüştü, kahrolası!
    Gardiyanların dahi donlarımızı dert edindiği düş’ekabinlerde
    İliklerimize dek yıkanmamıza rağmen, hiçbir kirimizden arınmamıştık
    Hiçbirimiz sevdalanmayı kirden addetmemiştik ne var ki
    Şunun şurasında üç beş adettik, özgürlük parmaklıkların ardında değil
    İçeride telli duvaklı dünyalar yaratmaktaydı
    Hani sıcağı sıcağına bir de kaybolursam diye içsel buzullarımda
    Pusulam da mevcuttu benim, ta işte orada şimal yıldızı
    La lalala lalala lalala şimal yıldızı…

    İstiklal…
    Çıldırasıya yağan yağmur
    Ve şemsiye, asla mahal vermiyor endişeye
    O iki sevgili, iki pervasız hayal
    Günahın çok yakınlarında, yürümekteler…

    Sen ki Herşey Hanım!
    Yoo bilerek ayırmadım adını, böyle daha güzel
    Böyle daha bizden belki de, samimi
    Çocukları gerçekliklere ikna eden bir masaldı sesin hakeza
    Küçük Prens’e kızıyordun mesela, güya herkes kendi gülünü derecekti
    “Sana kül bahçeleri vaat etmedim! ” diyordun
    Dilin mi sürçtü bilinmez, lakin pek hoş durmuştu bu kelime oyunu
    Bir şekilde içinde bulunduğumuz öykünün satır aralarında…
    Şey… Nasıl anlatmalıydı ki cehaletin ağır bastığı bilinçlere seni
    Ölmeden önce okunması gereken yüz şiirden biriydin
    Yüzün birçok sözlüğün tanımlamaktan kaçındığı lanetlerdendi
    Hayrolsun şer odaklarında alnının
    Alınyazın Türk Dil Kurumu’nu dahi imana getirirdi
    Göğe ahenk veren saçlarını gündüz niyetine zikretmek
    Mutlaka iyi gelirdi bir şeye, ne halt olduğunu şuan bilemesem de
    Olan bitenden habersizdi gözlerin, alelaceleydi
    Kayıtsız şartsız milletin miydin peki, hayır o da ne demek!
    “Topa tüfeğe gerek yok ki sevgilim
    İki dudağının arasına bakar
    Bana yalanlar söyle...” demiştim sana o sıralar, harp haliydi
    İnançlarını karşına alıp cenk etmekti benimki
    Tebessümün çünkü, Tanrı’ya biat etmekti tereddütsüz
    El açmaktı, el pençe divan pozisyonda sükût etmekti
    Pozisyonun tekrarı ilk gösterimden daha da tartışmalıydı
    Onlar ne ahlaksız kitapsız sevişmelerdi öyle
    Divanın içinde bir yay hani, muhakkak gıcırdardı
    Nedendi bu, tenlerimizin korsan yayınlarını ele güne duyurma çabası
    Tez zamanda elden çıkarılan müstakil eller işte
    Bildiğin, baştan sona tutuşmaktı!
    Kundaklamaktı mecburen ikamet ettiğin bir canhanesini
    Candı, havliydi; birileri hep ötekini aşkın dışına attı
    Pencereydi, camdı; büsbütün aşağıya indi!
    Yangından öncelikli olarak kurtarılacak her ne varsa
    Olay anında, zaten orada yoktu…
    Bıçağın kemiğe dayanmaktaki ısrarı takdir-e şayandı elbette
    Öç almaydı, kindi; birileri hep ötekinin sevdasına kıydı
    Kıldı, yündü; koca bir mazi çabucak alev aldı!
    İtfaiyeciler grevdeydi o vakit, ah şu ekmek kavgası
    Sen ve ben… Vücut ısısında kaynatılan soruların ışığında
    Birbirimize bağışlıyorduk kader ağlarımızı
    Fal taşı gibi açılıyordu ya destursuz göğüslerin
    Adamın aklı orada kalıyordu, başka coğrafyalara seyahat ederken
    Bedenin, özünden dahi gizlediği serbest bölgeyi keşfetme macerası
    Yağ gibi akan ruh otobanında direksiyonda olmanın hazzı
    Hepsi o har rantlı geceden artakalanlardı
    Neredeyse unutuyordum, bir de tabii;
    Kalçalarındaki geniş hava sahasındaki çıban yıldızı
    La lalala lalala lalala çıban yıldızı…

    İstiklal…
    Artık hâkimiyetini yitirmiş olan şemsiye
    O iki sevgili, iki fütursuz hayal
    Geceyi ateşe atmış, hikâyenin terkindeler
    Klarnet, hiç net değildi ne yazık ki
    Belli belirsiz öyle…
    Ne meşguldü şu katiller, hepsi de eli kanlı gelemediler
    Ne zaman sorsam, şüpheli birer cinayetteydiler!

    Bu gece dedim çirkin olalım, bunu hak etmiştik ikimiz de
    Yalnızlığındım senin, ömürlüktüm yanında
    An oldu aşk bitti, aramızdan usul usul çekildi saatler de
    Gitti rakamların evrenselliği, sağlama alacakken seni
    Sen de git durma, o da gitsin diğeri de
    Bu şehir de gitsin toplasın tüm sokaklarını da hem
    Martılar, evet onlar da gitsin
    Galata kulesi ne duruyor orada be, atsın kendini denize!
    Orhan Veli de bunu arzu ederdi
    Böyle olsun istemezdim ben oysa, sırf şiir kazanacak diye!

    “Afedersiniz içinize Allah'ım düştü sanırım
    Bir zahmet O'nu bana geri verir misiniz?
    Gerçi artık, gözümle gördüğüme bile inanamıyorum! ”
    Demiştim anımsarsın ve sen dua edercesine gülümsedin bana
    Ellerin nasıl da titredi, tek inancımı bana doğru uzatırken
    Hâlâ kıyamet gibi hatırlıyorum!

    Sıkboğaz etme, sana borcumu ödeyecek son nefesim
    Gel gör ki neylersin
    Ağzımda besmelesiz bir cümle var şahadetten önce;

    Sen Herşey’imsen, ben bir Hiç’im!