Palekanon savaşı ve iznik'in fethi

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Eylem tarafından 14 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. Eylem

    Eylem Süper moderatör Yönetici

    Palekanon savaşı

    Gerek Osmanlı, gerekse Yakin Sark tarihi bakımından mühim bir hadise olan Palenkanon muharebesi, VI. Mirmiroglu'nun işaret ettiği gibi Osmanlı tarihçileri tarafından üzerinde fazla durulmayan veya kendisinden yeterince bahsedilmeyen bir muharebedir. O, bu konuda söyle demektedir: "Osman Bey, Vatheos (Koyun Hisarı) civarında 27 Temmuz 1302 tarihinde Bizans askerlerini maglub ederek emâretini (beyliğini) etrafa tanıtmış olduğu gibi, oğlu Orhan Bey dahi Bizans askerlerini maglub ederek Palenkanon muharebesini kazanmış ve bu sayede Bitinya'nın en güzel yerlerini ve en büyük şehirlerini zapta muvaffak olmuştur. Bu sebepten nasıl Palenkanon muharebesi Yakın Sark (Yakin Doğu) tarihi için mühim bir merhale teşkil etmektedir.

    "İstanbul'un fethinden 124 yıl evvel vaki olan bu muharebede Osmanlı askerleri, Bizans askerlerini payitahtlarının yakınlarında* maglub ve perişan, imparatorlarını yaralayıp kaçmaya mecbur ettiklerinden dolayı, Osmanlılar Anadolu'daki Türkmen beylikleri arasında mümtaz bir mevki almış oldukları halde maalesef Osmanlı tarihçileri bu muharebe için ya bir şey yazmıyorlar veya pek az malumat veriyorlar."

    Daha önce de temas edildiği gibi Orhan Bey, Bursa'nın fethinden sonra bütün dikkatlerini İznik üzerinde toplamıştı. İznik'in Osmanlılar tarafından ele geçmesi, Bizans'ın Marmara havzasındaki en kuvvetli dayanaklarından birisini kaya etmesi demekti. Gerçekten de Türklerin, Kocaeli yarımadasındaki kaleleri alarak yavaş yavaş Boğaza doğru ilerlemeleri, Bizans İmparatorluğunu telaşa düşürüyordu. Hem zapt edilen kaleleri geri almak, hem de uzun zamandan beri muhasara altında bulunan İznik'i kurtarmak için Bizans İmparatoru III. Andronikos (1328-1341) gizlice hazırlıklara baslar.

    Andronikos, planını uygulamaya, Karesi amiri ve Bulgarlarla bir barış antlaşması yaparak baslar. Ayni maksatla Kizikos (Kapıdağ Yarımadası)'a geçer. Şüphe uyandırmamak için de Ardaki (Erdek)'ta bulunan Hz. Meryem'in mukaddes İkonunu (tasvirini) ziyareti bir vesile olarak gösteriyordu. Bütün bunlar, Orhan Bey'i hazırlıksız olarak yakalamak içindi. Erdek'ten Biga'ya gelen İmparator, burada Karaşi Beyi Demir Han ile bir saldırmazlık antlaşması imzalar. Daha önce de benzer bir muahedeyi Bulgar kralı III. Mihal ile yapmıştı. Bu şekilde siyasî bir başarı kazanmış görünen İmparator, Osmanlılara karsı sefere hazırlandı. Bu sebeple 1329 senesinin Mayıs ayında mümkün olduğu kadar süratle Trakya'dan iki bin civarında asker getirtip İstanbul ve çevresinde bulunan mevcut askerlere katar. Bu askerlerle Anadolu yakasında bulunan Üsküdar'a geçer. Bunu haber alan Orhan Bey, İznik muhasarasında bir miktar asker bırakarak sekiz bin kişilik ordusunun basında Palenkanon** denen mevkide İmparatorun komutasındaki Bizans ordusu ile meydan muharebesine girişir. Böylece, Osmanlı tarihinin ilk mühim meydan savası başlamış oldu. Gün boyu deva eden muharebe, aksama kadar sürmüştü. Gece muharebeye devamın tehlikeli olduğunu gören İmparator, ordugâhına döner. Bu sırada vaziyeti fark eden Orhan Bey, fırsatı kaçırmayarak şiddetli bir taarruza geçer. Bu ani taarruz, Bizans ordusunda büyük bir panik havasının yaşanmasına sebep olur. Yaralanan İmparator, deniz yolu ile zorlukla İstanbul'a ulaşır. Bu muharebede Orhan'ın kardeşi Pazarlı Bey de komutan olarak bulunmuştu.

    Orhan Bey, Palenkanon zaferinden sonra tekrar İznik üzerine döner. Artik Bizans'tan herhangi bir yardim imkânının olamayacağını anlayan İznik Rum Beyi, bazı şartlarla teslim olur. Bursa'nın zaptından sonra halka gösterilen yumuşaklık ve müsamaha ile teslim şartlarına riayet edilmiş olması, İznik'in tesliminde de gösterildi. Şehir ve kaleyi teslim alan Orhan Bey, halktan, isteyenlerin eşyası ile birlikte gitmesine müsaade etti. Hatta bu müsamahakârlık ve müsamahada o kadar ileri gitti ki, İznik halkından isteyenlerin kendi tebaası olma ve sadece cizye vermek sertiyle kendi örf, âdet ve geleneklerini muhafaza edebileceklerini ilân etti. Bunun üzerine halkın büyük bir kısmi İznik'te kalmaya karar verdi. Fakat Rum Beyi, deniz yolu ile İstanbul'a gitti. İznik, Orhan Bey'e kapılarını açtıktan sonra çevresindeki bazı yerler de alınmışı. İznik, bölge itibariyle hara sahasına yakin olmasından dolayı geçici bir müddet için beylik merkezi haline getirildi.

    İznik kuşatması esnasında kalede bulunan Rum muhafızları ile halktan gerek muharebede, gerekse açlık, hastalık, vs. gibi sebepler yüzünden ölen erkeklerin dul kalmış olan kadınları, İznik'te bulunan Orhan Bey'e başvurarak kendilerine bakacak kimselerinin bulunmadığını söylemişlerdi. Bunun üzerine Orhan Bey, askerlerden arzu edenlerin bu kadınları nikahla alabileceklerini ve bunlarla evlenenlerin İznik muhafazasında bırakılacaklarını açıkladı. Böylece, kimsesiz kalan kadınların evlenmesini sağlayarak bu sosyal problemi de ortadan kaldırmıştı.

    İznik'in 1330 yılında feth edilmesi, Avrupa'da büyük bir hadise olarak yankılandı. Bu fetih, Bizans için de büyük bir ümitsizlik sebebi oldu. Hele buradaki Ayasofya Kilisesinin camie çevrildiği haberi, büsbütün bir teessüre sebep olmuştu.

    Biraz sonra temas edileceği gibi Orhan Gazi, İznik'i feth ettikten sonra orada pek çok eser meydana getirdi. Halka karsı büyük bir şefkat ve merhamet örneği gösteren Orhan Bey, halktan isteyenlerin bütün eşyası ile birlikte şehri terk edebileceğini söylemişti. Fakat halk, Orhan Gazi'nin idare ve adaletine meftun olmuştu. Bu yüzden çok az kimse şehri terk etti. Hammer bu olayı su ifadelerle nakl eder:

    "İznik muhafızlarının pek azı bu serbestîden istifade ederek tekfurla birlikte gittiler. İdarecilerin haksızlığından dolayı meyus olmuş ve Hıristiyan imparatordan ziyade Orhan'ın müsamahasından ümit var olmuş olan diğerleri, şehir halkı ile birlikte galibi (Orhan Gazi'yi) karşılamaya çıktılar. Padişah, Yenişehir kapısından şehrin güneyine girdi. Orhan'ın buradaki davranışı, yüce gönüllü ve zafer haklarını akilli bir siyaset uğruna gözden çıkarmasını bilen bir hükümdarın hareketi oldu. Böylece hesapları da beklediği sonucu verdi".

    Göründüğü kadarı ile Orhan Bey'in hareket ve bu harekete yön veren anlayışı, onun böyle bir siyaset uygulamasına sebep olmuştu. Nitekim Orhan Gazi'nin, kocaları ölen veya kimsesiz kalan dul kadınları gazilerle ser'î nikah üzere evlendirmesi bu anlayışın bir sonucudur. Osmanlı tarihleri de devrin anlayış ve dili ile bu hadiseyi aşağıdaki ifadelerle nakl ederler:

    "Sonra güzel yüzlü kadınlar geldiler. Orhan: "Bu kadınlar nedir?" diye sorunca kendisine:

    "Sultanim, bunların erlerinin kimisi açlıktan, kimisi de savaşta kırılmıştır. Yüksek evlerde de bos kalmışlardır." dediler. Bunun üzerine Orhan, gazilere bunları ser'î nikâhla almalarını buyurdu. Gaziler, bunun üzerine bu kadınlarla evlendiler. Hazır ev, hazır avrat buldular, geçip saray gibi evlerde oturuverdiler.

    Görüldüğü gibi kadınların ser'î nikâhla alınması, onlara normal bir vatandaş muamelesinin yapılması demekti. Böylece Orhan, onları esir veya cariye durumuna düşürmekten kurtarmış oluyordu. Hâlbuki galim olan Orhan ve Osmanlı idaresi, onlara karsı istediği şekilde muamele yapmakta serbest idi. Bu şekildeki bir hareketine de mani olabilecek bir güç mevcut değildi. Hammer ise Orhan Gazi'nin tamamen insanî olan ve hatta yirmi birinci asra girmek üzere olduğumuz su günümüzde bile uygulanamayan bu insanî muameleye kendi açısından farklı bir şekilde bakmaktadır. Ona göre Orhan, İznik'in kendiliğinden teslim olmasından dolayı bol ganimetlerden yoksun kalan silah arkadaşlarına mükâfatı unutmamıştır. Söz gelimi, uzun bir kuşatmanın, alışılmış sayılabilecek veba ve kitliğin tesiri ile baba ve anneden, kocalarından yoksun kalan ve yarn yıkık saraylarında oturan Rum kadın ve kızlarını onlara bölüştürdü. Böylece, ordusunun subaylarına bu yapıların mirasçıları ile evlenmelerine izin vermekle bu ihtişamlı konutların yeniden şenlenmelerine yol açılmış oldu.

    Kaynakların verdiği bilgilerden anlaşıldığı kadarı ile Orhan Gazi, İznik'i feth ettikten sonra derhal şehre bir Müslüman Türk hüviyeti kazandırmak için faaliyetlere girişir. Bu sebeple büyük bir kiliseyi Cuma mescidi haline getirir. Orhan, umuma ait binaları kitâbe ve güzel sözlerle bezeyip süsleyen, böylece Doğu'nun eski bir geleneğine uyan ilk Osmanlı padişahîdir. Onun, sultanlık günlerinden başlayarak bütün camiler, medreseler, hastaneler, çeşmeler, mezarlar ve köprüler Osmanlı ülkesinin hemen her târafında yaptıranların (bânilerinin) adlarını ve yapılış tarihlerini seyyahlara göstermektedirler. Bu âbide (anıt)leb üzerinde çoğu zaman Kurban'dan alınmış tasvir, teşbih ve benzetme bulunan âyetler okunur. Orhan Gazi, İznik'te bir manastırı da medreseye (yüksek okul = fakülte) çevirdi. Medresenin müderrisliğini (Profesör) Davudi Kayserî denilen birine verdi. Konya'da Mevlânâ Siraceddin Konevî'nin öğrencisi olan Taceddin el-Kürdî, bu medresede, Davudi Kayserî'ye halef olmuştu. Taceddin'in ölümünden sonra da Alâeddin Esved, daha çok yaygın olan adi ile Kara Hoca o göreve atanmıştır.

    Orhan Gazi'nin İznik'te bulunan ve bazı kaynaklarda bir manastırdan çevrilmiş olduğu belirtilen medresesinin, kilise veya manastırdan değil, bizzat kendisi tarafından inşa ettirildiği Meddi gibi bazı kaynaklarda belirtilmektedir. Meddi, Şeyh Davudi Kayserî'nin genel bilgisinden bahs ederken "Orhan Han Gazi Hazretleri, İznik nâm kasabada bir medrese-i ulaya peyda edip şeyh hazretlerine tayin eyledi" diyerek Osmanlı Devleti 'nin bu ilk medresesinin bizzat Orhan Gazi tarafından yaptırıldığını anlatır. Ayrıca Osmanlı dönemi ilk medreseleri üzerinde araştırma yapan Mustafa Bilge de Orhan Gazi vakfiyesinden yola çıkarak ayni kanaatte olduğunu söyle ifade eder:

    "Bu medresenin, Nesrî ve diğer bazı kaynaklarda belirtildiği şekilde İznik'te bulunan manastır veya kiliselerden çevrilmiş olmayıp inşa edilmiş olduğunu belirten en kuvvetli delil, elimizde bulunan vakfiyedir. Orhan Gazi, İznik'teki medresesini yaptıktan sonra tanzim ettiği ve Molla Hüsref tarafından 841 H./1437 M. 'de tescil edilen vakfiye suretinde, medresenin bina edildiği ve Hay reddin Pasa Camii'nin yanında olduğu açıkça belirtilmektedir." Sultan Orhan, bu medreseye sahibi bulunduğu Kozluca köyünün gelirlerini sahih ve şeriata uygun bir şekilde vaka etmiştir. Gerçekten çok daha sonraki tarihlere (1136=1724) ait bir arz belgesi, İznik'e bağlı Kozluca köyünün Orhan Gazi medresesine vaka edildiğini göstermektedir. İznik, Türklerin eline geçtikten sonra, Orhan Bey buradaki yerli halktan isteyenlerin malları ile birlikte şehri terk etmelerine müsaade etti. Gitmeyenlerin ise Osmanlı tebaasından olmak ve sadece vergi (cizye) vermek sertiyle din, gelenek ve göreneklerini muhafaza edebileceklerini bildirdi. Burayı bir müddet kendisine merkez yaparak İznik'in bir Müslüman Türk şehri olmasına gayret etti. Bunun için orada cami, imâret ve medrese gibi dinî, sosyal ve kültürel müesseselerin temelini attı. Ayrıca zevcesi Nilüfer Hatun tarafından bir imâret, oğlu Süleyman Pasa tarafından da bir medrese inşa edildi. Bundan başka diğer hayır sahiplerinin yaptırdıkları tesislerle kısa bir müddet sonra İznik, istenilen Müslüman-Türk şehri hüviyetini kazandı. Kaynaklar, Orhan Gazi'nin buradaki faaliyetlerinden bahs ederken onun bir hükümdar gibi değil, herhangi bir vatandaş gibi davrandığını belirtirler. Nitekim onun yaptığı imârette pişirilen yemekleri bizzat kendisinin dağıtmış olması, akşam olunca kandillerini bizzat kendi eli ile yakmış olması bunu göstermektedir.

    Orhan Gazi, İznik ve bilahare İzmit'in fethinden sonra idarî bir sistem kurarak memleketi buna göre idarî bölgelere ayırdı. Buna göre İzmit, oğlu Süleyman Paşa'ya verilmiş, onu Yenice, Göynük ve Mudurnu'ya havale etmişti. Bursa'yı da oğlu Murad Han Gazi'ye vererek adini "Bey Sancağı" koymuştu. Karacahisarı amcasının oğlu Gündüz'e verdi. Kendisi de bütün bunların üstünde memleketi idare ediyordu.