Peygamber Efendimize Şiirler

Konusu 'Karışık Şiirler' kategorisindedir ve Lavinia tarafından 1 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Lavinia Aktif Üye Yönetici Admin

    Katılım:
    16 Şubat 2012
    Mesajlar:
    10.149
    Peygamber Efendimiz İçin Yazılmış Şiirler

    Sevgili Kasidesi

    Ellerim boşlukta, senin Uhud günü dağılan saçlarını arıyor
    Gözlerim göz bebeklerini, Hira dağında
    Gözümdeki damla biliyorum şu anda yanakalarında soğuyor
    Ebubekir’in olup mağrada, Ali’n olup yatağında
    Seni Hatice’nin kalbinde, Aişe’nin dilinde, Zeyneb’in gözlerinde buluyorum
    Doğan günde, ayın ondördünde
    Baktığım her yerde seni görüyorum
    Sen varsın, zamanın ve mekanın ötesinde
    Aşkın coğrafyalara hayat bahşediyor
    Sevdanla tutuştu Hicaz çölleri,
    Rahmetinle dirildi Anadolu, Mezopotomya
    Gel ey Mısır’ın Nil’i, Medine’nin gülü… sevgili
    Huneyni hatırlar mısın ya Resulallah
    Sen hak elçisin bunda kuşku yok !
    Sen Abdülmuttalibin yetimisin
    Gel ey Kureyşin emini, barışın zeytini, kavganın en önde gideni, şehadetin duvağa açılmadık gelini
    Sevgili !
    Vedduhayı ne çok severdin, yarana merhem diye sürerdin
    Geceyi yük tutma vakti, gündüzü sefer bilir,
    Ahireti dünyaya, Mekke’yi Miraca yeğlerdin
    Gel ey Amine’nin Mustafası
    İbrahim’in duası
    Meryem’in İsası
    Mesihin haber verdiği sevgili …
    Rüzgar yadınla esti durdu ,
    Allah buyurdu:
    “Göğsünü açmadık mı, yükünü almadık mı, şanını yüceltmedik mi ?”
    Gel ey Amine’nin gururu,
    Ebu Talib’in uğuru,
    Halime’nin bereketi,
    Hatice’nin gönül verdiği…. sevgili…
    Annen olmadı senin, baban, deden, amcan, yurdun yuvan olmadı
    Ne varisin oldu ne mirasın
    Dost tutmadın insanlardan, sevdiğin olmadı
    Ey yerin Mustafası
    Göğün Mahmudu
    İncil’in Ahmeti
    Kur’an’ın Muhammedi…. sevgili
    Erkamın evi tam yerindeydi
    Bilal, Ali, Ebuzer, Hamza , Ömer, gizlice gelip giderdi.
    Ömer’in eşliğinde Kabe’ye doğru yürüdüğümüz o gün ne güzeldi
    Gelirken ya Resulallah Ömer’i de al getir
    Ali’yi, Osman’ı, Ebubekir’i, Hasan’ı, Hüseyin’i, Aişeyi , Fatımayı, Zeynebi
    Gel ey Erkamın evindeki nur
    Ehlibeytin gönlündeki sûrur
    Zayıfların başındaki şefkat eli
    Ey kimsesizlerin sahibi
    Çaresizlerin ümidi
    Sevgili….
    Tale’al Bedru Aleyna
    Yesrib’de olay var
    Yesribliler ayakta
    Kadın,çocuk, genç, ihtiyar herkes sokakta
    “Muhammed geliyor!” diyen bir Yahudi
    Yesribliler Muhammedi hasret kalınan bir gelin gibi,
    Uğruna çöllere düşülen bir Leyla ,
    Dillere düşülen sevgili gibi
    Yok yok bu çoşkuyu, deliliği anlatamaz hiçbiri
    Örneği olmayan bir özveri, sevgi tufanı
    İnsan seli, aşıklar mahşeri, cennet atmosferi !
    Kucaklıyor Yesrib Muhammedini
    Ve bir şarkı, bir destan yükseliyor ensarın dudaklarından göğün katlarına
    Yesribe gün doğuyor, Yesribin gözleri ışıldıyor
    Toprak, hava, su bile değişti mi ne
    Yesrib artık Yesrib değil, peygamberin şehri… Medine
    Ey affetmenin zirvesi!
    Ademoğullarının en merhametlisi
    Düşmanına bile hayat veren
    Alemlere rahmet olarak gönderilen elçi
    Sevgili…

    Fatih OKUMUŞ

    Sultanım Benim

    Seni anlatmaya hiç sözler yeter mi?
    Nûr yüzünü görmeye gözler yeter mi?
    Sensiz bu diyarda hiç güller biter mi?
    Sen, güllerin gülüsün Sultanım benim

    Güzel ahlakın, dünyamızı aydınlatır
    Kainat, susmaz; bak hep seni anlatır
    Beş vakit namaz, yüreğimizi parlatır
    Gönüllerin hak sultanı, Sultanım benim

    Sen, Muhammedü'l-Eminsin ve güzelsin
    Sen, Hakk'ın seçtiği son Peygambersin
    Seni bilemeyenler, Hakk'ı nerden bilsin?
    Sen, gönüllerin sultanısın Sultanım benim

    Mekke'den doğdun bütün dünyamıza
    Hakk'ın nurunu yaydın gönül deryamıza
    Ne olur lütuf buyur, gel birgün rüyamıza
    Gönüllerin hak sultanı, Sultanım benim

    Önder Demir

    NAAT

    Seccaden kumlardı…
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip göklerde buluşan
    Ezanların vardı!

    Mescit mü'min, minber mü'min…
    Taşardı kubbelerden Tekbîr,
    Dolardı kubbelere "âmin!"
    Ve mübarek geceler, dualarımız,
    Geri gelmeyen dualardı…
    Geceler, ki pırıl pırıl,
    Kandillerin yanardı.
    Kapına gelenler, yâ Muhammed,
    -Uzaktan, yakından-
    Mü’min döndüler kapından!
    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
    İki dünyada aziz ümmet;
    Muhammed ümmetiydi.
    Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
    “Hû hû”lara karışsın âminler…
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
    Şimdi seni ananlar,
    Anıyor ağlar gibi…
    Ey yetimler yetimi,
    Ey garipler garibi;
    Düşkünlerin kanadıydın,
    Yoksulların sahibi…
    Nerde kaldın ey Resûl,
    Nerde kaldın ey Nebi?

    Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
    Altın devrini yaşıyor…
    Diller, sayfalar, satırlar
    “Ebu Leheb öldü” diyorlar.
    Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
    Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!
    Neler duydu şu dünyada
    Mevlidine hayran kulaklarımız;
    Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
    Adına alışkın dudaklarımız!
    Artık, yolunu bilmiyor;
    Artık, yolunu unuttu
    Ayaklarımız!
    Kâbe’ne siyahlar
    Yakışmamıştır, yâ Muhammed
    Bugünkü kadar!

    ARİF NİHAT ASYA
     



Sayfayı Paylaş