Hz. Muhammed Peygamberimizin doğduğu çevre hakkında bilgi

Konusu 'Dini Bilgiler' forumundadır ve Demir tarafından 14 Ağustos 2014 başlatılmıştır.

  1. Peygamberimizin doğduğu çevre kısaca

    Yarımadası’ndaki Mekke şehrinde doğmuştur. Arabistan; Asya ve Afrika
    kıtalarının birleştiği yerde, 3 tarafı denizlerle çevrili bir yarımadadır. Yer
    şekilleri dağlar, vadiler, geniş çöller ve çöllere hayat veren vahalardan oluşur.
    Arabistan’da coğrafi şartlar ve iklim özellikleri sebebiyle hayat oldukça
    zorludur.

    Arap
    Yarımadası kurak bir iklime sahiptir. Yarımadanın genelinde yazlar çok sıcak ve
    yağışsız geçer. Bu nedenle yarımadada kurak iklime dayanıklı bitkiler yetişir. Akarsu
    yataklarında da çoğu zaman su bulunmaz.

    Arabistan’da
    İslâm gelmeden önce birçok devlet kurulmuştu. Hepsi de farklı Arap
    kabilelerinin kurduğu devletlerdi. Bunun yanında yerleşik hayata geçemeyen;
    mevsimlere, iklim şartlarına göre yer değiştiren kabileler de vardı. Güç
    şartlarda hayatlarını sürdürmek ancak kabile içindeki yardımlaşmayla mümkündü.
    Kabilelerde birlik kan bağına dayanıyordu. İçlerinden birine yapılan saldırı
    kabileye yapılmış kabul ediliyor, kabilenin haklı veya haksız olmasına aldırmadan
    intikam peşinde koşuluyordu. Kabileler arasında çıkan savaşların çoğu bu
    yüzdendi.

    Yarımadanın
    büyük çoğunluğunu Araplar oluşturuyordu. Bunun yanı sıra Arabistan’a farklı
    zamanlarda gelerek yerleşen bazı Yahudi kabileleri de bulunuyordu. Bu iki grubun
    dışında esir ve köle olarak getirilen farklı milletlerden insanlar da vardı.


    Ticaret,
    yarımadanın en önemli geçim kaynağıydı. Birçok yere kervanlar gidip gelirdi.
    Şam-Yemen ticaret yolu o bölgedeki en işlek olanıydı. Peygamberimizin (as)
    doğduğu Mekke şehri de bu yol üzerindeydi.

    Yarımadanın
    en önemli merkezlerinden olan Mekke, Araplar için haccı ve ticareti
    simgeliyordu. Araplar hac için Mekke’ye gelerek Kâbe’yi tavaf ediyorlar,
    inandıkları putları ziyaret ediyorlardı. Hz. İbrahim’den (as) itibaren
    Araplarda da tek ilah inancı vardı. Zaman geçtikçe Allah’a yakınlaşmak amacıyla
    yaptıkları putlara tapmaya başladılar. Her şeyi putlardan istiyorlar, onlara
    kurbanlar kesip dualar ediyorlardı. Böylece ilahi kaynaklı dinden tamamen
    uzaklaşmış, yanlış yollara sapmış oldular.

    Ahrete
    inanmıyorlar, bu yüzden de hiçbir kötülüğü yapmaktan kaçınmıyorlardı. Kız
    çocuklarını diri diri toprağa gömüyor, içki içiyor, kumar oynuyorlardı.
    İnsanları kaçırıp esir olarak satıyorlar, sürekli birbirleriyle savaşarak kan
    döküyorlardı.

    Mekke
    ayrıca bir panayır merkeziydi. Mekke’de yılın çeşitli vakitlerinde panayırlar
    düzenlenirdi. Yarımadanın dört bir tarafından Araplar bu panayıra gelirler,
    burada alışveriş yaparlar, şiir yarışmaları düzenleyerek yeteneklerini
    sergilerlerdi. Beğenilen şiirler Kâbe’nin duvarlarına asılırdı. O dönemlerde
    Araplarda okuma yazma bilenlerin sayısı çok düşüktü.

    Arapların
    arasında sayıca az da olsa Hz. İbrahim’in (as) dinine göre yaşayanlar vardı.Hanif
    adı verilen bu kimseler Allah’a inanıyorlar, putlara tapmıyorlar, yalnız
    Allah’a ibadet ederek ve kötülüklerden uzak durarak yaşamlarını
    sürdürüyorlardı.