Putlarla ilgili hadisi şerifler

Konusu 'Ayet ve Hadisler' forumundadır ve Nehir tarafından 3 Şubat 2013 başlatılmıştır.

  1. Putlarla ilgili hadisler

    “Cebrâil (a.s.) bana gelerek; ‘Ümmetinden kim
    Allah’a herhangi bir şeyi şirk koşmadan ölürse cennete girer müjdesini verdi.”
    Ben, (hayretle) zina ve hırsızlık yapsa da mı? diye sordum. “Evet, hırsızlık
    etse de, zina yapsa da” cevabını verdi. Ben tekrar: ‘Yani hırsızlık etse,
    zina yapsa da ha?’ dedim. “Evet, bunları yapsa da (Cennete girecektir)”
    buyurdu. Ben aynı soruyu dördüncü defa sorunca; “Ebû Zerr’in burnu kırılsa
    (patlasa) da Cennete girecektir” buyurdu. (Müslim, İman 153-154, hadis no:
    94, 1/94-95; Tirmizî, İman 18, hadis no: 2644, 5/27; Buhârî, Tevhid 33; K. Sitte,
    2/205)

    “Bazı insanlar, Allah’ın nimetiyle geceyi
    geçiriyor, sabah olunca da, ‘bize şu yıldız sebebiyle yağmur yağdırıldı’ diyor.
    Böyle demeleri sebebiyle onların çoğu kâfir olmuştur.”
    (Buhârî, Megâzi 35; Müsned, Ahmed b. Hanbel, II/525)

    Sahâbeden Muaz b. Cebel anlatıyor: Bir
    gün Rasûlullah (s.a.s.) bana, “Ey Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki
    hakkı nedir? diye sordu. Ben: ‘Allah ve Rasûlü daha iyi bilir’
    dedim. Rasûlullah: “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, kulların
    O’na İbâdet edip, başka hiçbir şeyi şirk/ortak koşmamalarıdır.” buyurdu. (Buhârî;
    Müslim)

    “Ümmetimle ilgili olarak en çok korktuğum şey,
    Allah’a şirk/ortak koşmalarıdır. Dikkat edin; ben size ‘onlar aya, güneşe ve
    puta tapacaklar’ demiyorum. Fakat onlar (hâkimiyet hakkını bazı fertlerde,
    zümrelerde meclis ve toplumlarda görecekler), Allah’tan başkasının emirlerine ve
    arzularına göre iş yapacaklardır ve gizli şehvet içinde olacaklardır.”
    (İbn Mâce, Zühd 21, hadis no: 4205)

    “Her ümmetin bir ıcl’i vardır; bu ümmetin ıcl’i
    de dînâr ve dirhemdir (küçük ve büyük paradır).”
    (Deylemî, Müsned; Hayâtu’l Hayevân, 2/16; naklen, S. Ateş, Kur’an Ans. 8/92)

    “Yüce Allah’ın yanında gök kubbe altında
    Allah’tan başka tapınılan tanrılar içinde, kendisine uyulan hevâ (aşırı istek ve
    tutkulardan) daha büyüğü yoktur.” (Taberanî,
    nak. Elmalılı, 6/70; Şamil İslâm Ans. II/397)

    “Allah, Yahûdi ve Hıristiyanlara lânet etsin.
    Onlar, peygamberlerinin kabrini mâbed (tapınak) hilene getirdiler.”
    (Buhârî, Cenâiz 216)

    “Altına tapanlar mel’undur, gümüşe tapanlar
    mel’undur.” (Tirmizî, Zühd 42, hadis
    no: 2376

    Câhiliye döneminde cömertliğiyle meşhur Hâtem
    Tâî’nin oğlu Adiyy bir gün boynunda altından bir haç asılı olduğu halde
    Peygamberimizi ziyarete geldi. Kendisine Adiyy b. Hatem’in geldiği haber
    verildi. Rasûlullah (s.a.s.) o sırada şu âyeti okuyordu: “Onlar, Allah’ı
    bırakıp bilginlerini ve râhiplerini rabler (ilâhlar) edindiler ve Meryem oğlu
    Mesih’i de… Oysa onlar, tek olan bir ilâh’a İbâdet etmekten başka bir şeyle
    emrolunmadılar. O’ndan başka ilâh yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden
    yücedir.” (9/Tevbe, 31). Adiy b. Hâtem, orada söylenenleri duyunca şöyle
    dedi: “Ben yahûdileri ve hıristiyanları tanırım, onlar hahamlarına ve
    papazlarına ibâdet etmiyorlar onları rab ve ilâh edinmiyorlar ki” Bunun üzerine
    Ekrem Rasûl şöyle buyurdu: “Onlara haramı helâl, helâlı da haram yaptılar,
    onlar da uymadılar mı din adamlarına?” Adiy: “Evet” dedi. Efendimiz buyurdu
    ki: “İşte bu, onlara İbâdettir. (Evet, onlar onların önünde secde
    ederek ibâdet etmiyorlar, fakat onlar halka bir şeyi helâl veya haram
    kılıyorlar, halk da din adamlarının bu hükümlerini kabul edip uyuyorlar. İşte
    onları ilâhlaştırıp rab haline getirmenin mânâsı budur.)” Sonra
    Peygamberimiz onu İslâm’a dâvet etti, o da müslüman oldu. (Tirmizî, Tefsîru
    Kur’an, 10, hadis no: 3292)

    “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övdükleri
    gibi beni övmeyiniz. Yalnız, ‘Allah’ın kulu ve elçisidir’ deyiniz.”
    (Buhârî, Enbiyâ 48; Ahmed bin Hanbel, Müsned, I/23, 24, 47, 55)

    İbn Mes’ud (r.a.) diyor ki: “Ben, “Ey Allah’ın
    Rasûlü, günahların en büyüğü hangisidir?” diye sorduğumda, buyurdu ki: “En
    tec’ale lillâhi nidden ve hüve halekake (Allah, seni yaratmış olduğu halde
    kendisine nidd/şirk koşmandır).” (Buhârî; Müslim)

    Bir adamın Peygamberimiz (s.a.s.)’e “Allah ve
    sen isterseniz” demişti. Bu söze karşılık Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
    “E cealtenî lillâhi niddâ (Beni Allah’a nidd/eş mi koşuyorsun?”

    “Sizden hiç biriniz Allah isterse ve falan da
    isterse demesin. ‘İnşâallah’, yani ‘ Allah isterse’ desin.”
    (İbn Mâce)

    Sahâbeden Muaz b. Cebel anlatıyor: Bir gün
    Rasûlullah bana, “Ey Muaz! Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı nedir?”
    diye sordu. Ben; “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” dedim. Rasûlullah:
    “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, kulların O’na ibâdet edip, başka hiçbir şeyi
    şirk/ortak koşmamalarıdır.” buyurdu. (Buhârîi, Müslim)

    “Her doğan, fıtrat üzere doğar. -Başka bir
    rivâyette ise ‘bu din üzere doğar’- (Fakat sonradan) ana-babası onu
    yahûdileştirir, hıristiyanlaştırır veya mecûsileştirir…”
    (Buhârî, Cenâiz 33, 79; Müslim, Kader 23-25,
    İman 264; Ahmed bin Hanbel, II/315, 233, III/435, IV/9)

    “Bir kişi, beni anne ve babasından daha fazla
    sevmedikçe iman etmiş olmaz.” (Buhârîi,
    İman 8; Müslim, İman 69)

    “Kişi, Allah ve Rasûlünü, o ikisi dışında kalan
    her şeyden daha çok sevmedikçe imanın tadını bulamaz.”
    (Buhârî, İman 9;
    Müslim, İman 67; Tirmizî, İman 10)

    Ebû Rezîn el-Akîl, kendisine: “Ey Allah’ın
    elçisi, iman nedir?” diye sorunca, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle cevap vermiştir:
    “Allah ve Rasûlünün, sana, her şeyden daha sevgili olmasıdır” (Ahmed bin
    Hanbel, IV/11)

    “Hiçbiriniz, Allah ve Rasûlü, kendisine her
    şeyden daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz.”
    (Nesâî, İman 2-4; İbn Mâce, Fiten 23; Ahmed bin
    Hanbel, IV/11).

    “Kul beni âilesinden, malından ve bütün
    insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz.”
    (Buhârî, İman 8, Eymân 3; Müslim, İman 69, 70;
    Nesâî, İman 19; İbn Mâce, Mukaddime 9; Ahmed bin Hanbel, III/170, 207, 275)

    “Ben, müşrikler arasında ikamet eden her
    müslümandan berîyim/uzağım.” Ashâb;
    “Niçin yâ Rasûlallah?” diye sorunca, şöyle buyurdu: “Çünkü o ikisinin ateşi
    birbirini görmez.” (Ebû Dâvud, III/45, hadis no: 2645)

    “Kim bir müşrikle ittifak yapar ve onunla
    birlikte ikamet ederse, o da onun gibidir.”
    (Ebû Dâvud, III/93, hadis no: 2787)

    “İnsanlar ‘Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed
    O’nun rasûlüdür’ deyinceye kadar kendileriyle savaşmaya emrolundum. Ne zaman
    bunu söylerlerse kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak dinî
    cezalar müstesna; iç yüzlerinin muhasebesi ise Allah’a aittir.”
    (Buhârîi, Cihad 102, İman 17; Müslim, İman 8; Ebû Dâvud, Cihad 104; Tirmizî,
    Tefsir 78; Nesâî, Zekât 3; İbn Mâce, Fiten 1; Dârimî, Siyer 10)

    Abdullah bin Mes’ûd dedi ki: “Rasûlullah
    (s.a.s.) bize karşı yaptığı bir konuşmasında dedi ki: “Kendisinden başka ilâh
    olmayan (Allah) hakkı için söylüyorum: Allah’tan başka hiçbir ilâh
    bulunmadığına, benim de Allah’ın peygamberi olduğuma şehâdet eden bir kimsenin
    kanı ancak şu üç şeyden biri dolayısıyla helâl olur: İslâm’ı terkedip İslâm
    cemaatinden ayrılan, evli olduğu halde zinâ eden ve birisini öldürdüğü için
    (kısas cezâsı olarak) öldürülmesi gereken.” (Müslim, Kasâme 25-26; Ebû Dâvud,
    Hudûd 1; Nesâî, Tahrîmu’d-Dem’ 5, 14; İbn Mâce, Hudûd 1)

    “Kâfir müslümana, müslüman da kafire mirasçı
    olamaz” (Buhârî, Ferâiz, 26; Müslim,
    Ferâiz, 1).

    “İki millet (mü’min ve kâfir) arasında miras
    yoktur.” (Ebû Dâvud Ferâiz, 13;
    Tirmizi, Ferâiz, 16; İbn Mâce, Ferâiz, 6)

    “…Her kim ‘Lâ ilâhe illâllah’ der ve Allah’tan
    başka tapınılan şeyleri reddederse, onun malına ve canına haksız yere dokunmak
    haram olur. Hesabı Allah’a kalmıştır.”
    (Müslim, İman 35, hadis no: 21, 1/52)

    “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in
    O’nun Rasulü olduğuna şehâdet eden kimseye Allah ateşi haram kılmıştır.”
    (Buhârî, İlim, 49)

    Ebû Zer (r.a.)’in rivâyet ettiğine göre
    Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Cebrail (a.s.) bana gelerek;
    ‘Ümmetinden kim Allah’a herhangi bir şeyi şirk koşmadan ölürse cennete girer
    müjdesini verdi.” Ben, (hayretle) zina ve hırsızlık yapsa da mı? diye sordum.
    “Evet, hırsızlık etse de, zina yapsa da” cevabını verdi. Ben tekrar: ‘Yani
    hırsızlık etse, zina yapsa da ha?’ dedim. “Evet, bunları yapsa da (Cennete
    girecektir)” buyurdu. Ben aynı soruyu dördüncü defa sorunca; “Ebû Zerr’in
    burnu kırılsa (patlasa) da Cennete girecektir” buyurdu. (Müslim, İman
    153-154, hadis no: 94, 1/94-95; Tirmizî, İman 18, hadis no: 2644, 5/27; Buhârî,
    Tevhid 33; K. Sitte, 2/205)

    “Allah’a inanıp, O’na hiç bir şeyi ortak
    koşmayan Cennet’e girmiştir. Allah’a inanıp da, O’na şirk koşan ise Cehenneme
    girmiştir” (Müslim, İmân, 152)

    “Allah yahudi ve hırıstiyanlara lânet etsin,
    peygamberlerinin ve sâlih kişilerinin kabirlerini mescid yaptılar.”
    (Buhârî, Salât 48, Cenâiz 62, 96, Enbiyâ 50, Meğâzî 83; Müslim, Mesâcid 19, 23)

    Hz. Ali: “Rasûlullah’ın beni gönderdiği bir iş
    için seni gönderiyorum. Yerden yüksek ne kadar kabir varsa yık ve ne kadar
    heykel varsa yerle bir et.” (Müslim, Cenâiz 93)

    “Dikkat edin! Bütün câhiliyye emirleri
    (kanunları, yasaları, hükümleri ve bakış açıları) ayaklarımın altındadır ve
    hepsi de kaldırılmıştır…”
    -Vedâ Hutbesinden- (Müslim, Hacc 194,
    h. no: 1218; Tirmizî, Fiten 2, h. no: 2610; Tefsîr 2, h. no: 3087)

    “Ümmetimin içinde câhiliyye döneminden kalma,
    tamamen terk edemeyecekleri dört âdet vardır: Asâletleriyle övünmek,
    başkalarının soyuna dil uzatmak, yıldızlar vesilesiyle yağmur istemek, ölünün
    arkasından yüksek sesle ağlamak.”
    (Müslim, Cenâiz 29, hadis no: 934)

    “Câhiliyye dâvâsıyla hak iddia eden kimse bizden
    değildir.” (Buhârî, Cenâiz 39)

    “Herkim körükörüne (dikilmiş) bir sancağın
    altında asabiyete davet veya bir asabiyete yardım ederken ölürse, bu câhiliyyet
    ölümüdür.” (Müslim, İmâre, 57; Neseî,
    Tahrîmu’d-Dem, h. no: 4098)

    Ebû Mes’ud el-Bedrî (r.a.) anlatıyor: “Ey
    Allah’ın Rasûlü dendi, biz câhiliye devrinde yaptıklarımızdan hesaba çekilecek
    miyiz?” Şu cevabı verdiler: “Müslüman olduktan sonra iyi olana, câhiliye
    devrinde yaptıklarından sorulmayacaktır. Kötü amel işleyene, hem İslâm’daki
    ameli hem de önceki ameli sebebiyle hesap sorulacaktır.” (Buhârî, İstitâbe
    1; Müslim, İman 189, h. no: 120)