Redif nedir redifin özellikleri nelerdir

Konusu 'Güncel bilgiler' forumundadır ve Bahar tarafından 14 Ağustos 2014 başlatılmıştır.

  1. Redif nedir özellikleri nelerdir

    Şiirdeki ahenk unsurlarından biri de rediftir. Redifin ne olduğunu, redif ile kafiye arasındaki farkları daha önce vurgulamıştık. Redifleri kafiye zannederek şiir yazanları eleştirip onları acemilikle suçlamıştık.

    Edebiyatımızda redifi ahenk öğesi kabul etmeyen, rediflerden olabildiğince kaçınan şairler olmuştur. Mesela Ahmet Hamdi Tanpınar böyle bir anlayışa sahiptir. Ona göre rediften yararlanmak bir zayıf şairlerin işidir. Kulağa hoş gelecek kafiye bulamayanların başvurduğu bir yoldur. Fakat gelmiş geçmiş şairlerimizin ezici bir çoğunluğu redifi benimsemiş, ahenk öğesi olarak kullanmayı bilmişlerdir.

    Redif tek harften oluşacağı gibi dizelerin hemen hemen tümü rediften ibaret de olabilir. Köroğlu’dan aldığım “Bizim yaylanın uşağı / Belinde Aydın kuşağı” dizelerinin sonundaki “-ı” ekleri tek sesten ibaret rediftir. Nedim’den aldığım aşağıdaki dizelerde kafiyeler, redifin baskısıyla ezilmiş, ikinci plana itilmiştir:

    Safa-yı aşkı kim anlar kiminle söyleşelim
    Vefa-yı aşkı kim anlar kiminle söyleşelim



    Bu beyitte “safa ve vefa” sözcüklerindeki “fa” hecesi kafiye, diğer sözcükler rediftir.

    Biz dünyaya veda ettik,
    Kalanlara selam olsun.
    Bizim için hayır dua,
    Kılanlara selam olsun.

    Yukarıdaki dörtlük Yunus Emre’ye aittir. Dörtlüğün 1. ve 3. dizelerinde kafiye yoktur; 2. ve 4. dizelerde ise “kal- ve kıl- fiil köklerindeki “l” ünsüzü yarım kafiye “-anlara selam olsun” ek ve sözcükleri rediftir. Bu dörtlüğe ahenk katan öğe hiç şüphesiz ki bu güzel rediflerdir.

    Gül yüzünde göreli zülf-i semensay gönül
    Vay gönül vay bu gönül vay gönül eyvay gönül (Murabba nazım şekli)

    Divan edebiyatı şairlerinden Ahmet Paşa’ya ait yukarıdaki dizelere “gönül” redifinin kattığı ahengi ve güzelliği anlatmaya gerek yok sanırım.

    O gül endam bir al şale bürünsün yürüsün,
    Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün.

    Bu beyitteki redifler de ustaca bulunmuş, şiire ahenk katan öğelerden biri haline gelmiştir.

    Halk şairleri kafiye konusunda daima rahat olmuşlardır. Öyle ki Divan şairleri asla yarım kafiye kullanmamışlar, kafiyelerinin en az iki sesten oluşmasına dikkat etmişlerdir. Halk şairleri ise tek sesten ibaret kafiyelerle yetinmişlerdir. Hatta en usta Halk şairleri bile bazı dörtlüklerinde kafiye kullanmamış, rediflerle yetinmiştir. Mesela Karacaoğlan’dan aldığım aşağıdaki dörtlük böyledir:

    Aradılar bir tenhada buldular,
    Yaslandılar şivgalarım kırdılar.
    Yaz bahar ayında bir od verdiler,
    Yandım gittim ala dağlı kar iken.

    Bu dörtlükte kullanılan “buldular, kırdılar, verdiler” sözcüklerindeki “-dular, -dılar, -diler” ekleri rediftir; “bul-, kır-, ver-” köklerindeki “r” yarım kafiyedir ama ilk dizedeki fiil kökünde kafiye yoktur. Yine Karacaoğlan meşhur bir semaisinden bir dörtlük:

    Bana kara diyen dilber,
    Gözlerin kara değil mi.
    Yüzünü sevdiren gelin,
    Kaşların kara değil mi.

    Bu dörtlüğün 2. ve 4. dizelerinde kullanılan “göz ve kaş” isim kökleri kafiyeli değildir. “-lerin kara değil mi” ek ve sözcükleri rediftir. Kısaca bu dörtlükte kafiye yoktur, şiire ahenk katan öğe rediflerdir. Bu şiir ve şairi için “Kafiye kullanmamış, redifleri kafiye gibi kullanmış; kötü şiir, kötü şair.” demek mümkün müdür?

    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Ustaca kullanılmış redifler şiire en az ölçü ve kafiye kadar ahenk katar.