Robinson Crusoe Romanının Özeti

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve Nehir tarafından 8 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Robinson Crusoe Kitap Özeti

    Kitaba adını da veren Robinson Crusoe, serüven düşkünü bir denizcidir. Bu özelliği ona soluk kesen pek çok olay yaşatır. Yaşanan bu olaylar o denli çekicidir ki, yüzyıllardan beri severek okuna gelmektedir.

    Robinson Crusoe’ya babasının gösterdiği büyük özen, onu serüven düşkünü olmaktan alıkoyamaz. Oysa babası onun bir avukat olmasını ister. Robinson on dokuz yaşındadır. 1 Eylül 1651′de, Hull adındaki liman kasabasından, Londra’ya gidecek bir gemiye binmeye karar verir. Gemi limandan ayrılır ayrılmaz, büyük bir fırtına çıkar. Crusoe, korkar, sarsıntıdan başı döner, hastalanır, sağ salim bir limana varırsak, anne babasının sözünden çıkmayacağını söyler. Fırtına geçer, açık denizde gemi süzülürken ve karaya çıkınca hastalığını da, kendine verdiği bu sözü de unutur. İyileşir iyileşmez, yine deniz onu çekmeye başlar. Bu kez Afrika’ya mal götüren bir gemiye biner, orada çalışmaya başlar. Gemi yolda Faslı korsanların hücumuna uğrar. Gemide bulunanlar tutsak edilir. Robinson da bir köle olarak satılır. Ama her şeyi göze alıp bir kayıkla kaçar. Bir süre sonra Portekiz şilebi tarafından kurtarılır. Orada, şekerkamışı tarımı yapmaya çalışır. Bunu daha çok kişiyle yaparsa, geliri artacak, buna göre yapması gereken işlere para ayırabilecektir. Bunun için de kölelere ihtiyacı olan başka bir üreticiyle Afrika’ya gidip köle getirmeye karar verir. Ne var ki Güney Afrika’nın kuzeydoğu köşesinde bilinmeyen bir ada açığında gemileri batar. Robinson’dan başka herkes ölür.

    Dalgalar onu bu bilinmeyen adaya sürükler. Yanında, bıçağından, piposundan ve bir miktar tütününden başka hiçbir şey yoktur. Geminin tamamen batmamış olması Robinson’u sevindirir. Ertesi gün deniz durgunlaşınca, yüzerek gemiye gider ve kendisi için gerekli şeyleri adaya getirir. Çok sayıda eşya batmamıştır. Önce, gemi ile ada arasında kullanabileceği kaba bir sal yapar. On beş gün gidip gelip gemide bulduğu her şeyi getirmeye çalışır. Gemideki tüm yiyecek içecek, silah, barut, içki, giysi gibi şeyleri kıyıya taşır.. Bu arada 36 ingiliz altını da getirdiği değerli şeyler arasındadır. Bu ıssız adada bu altınların hiçbir yaran olmayacaktır, ama yine de alır, hayatta kaldığı için de Tanrıya şükreder. Adada yaşayabileceğine inanır. Başından geçenleri de günü gününe yazmaya karar verir.

    Olayın vahşetinden kurtulduktan sonra, kıyıya yakın bir kırevi yapmaya başlar. Yiyecek ve giyecek için de adadaki yaban keçilerini avlar. Etlerini yer, derilerini kullanmak için kurutur. Gemiden getirdiği arpa ve mısın eker. Ancak yanlış ekmiştir, boşa gider. Yağmur sularını biriktirmek için küp yapmanın zorluğunu görür, buna canı sıkılır. Öte yandan büyük bir sedir ağacından kayık yapamadığına üzülür. Yaptıktan sonra da onu sahile götüremediğine…Çünkü yakın adalara gitmeyi düşünmektedir.

    Sonunda buğday ekmesini, keçileri uysallaştırıp beslemesini öğrenir. Adada hiçbir insan görmemesine rağmen kırevini sağlamlaştırır. On iki yıl geçer. Bir gün, şaşkınlık yaratan bir olayla karşılaşır: Sahilde insan ayağına benzeyen izlere rastlar. Kimin izi olduğunu bulmak için yakındaki bir mağaraya saklanır, sahili gözlemeye çalışır. Çevredeki mağaraları yıllarca araştırır. Adadaki süre yirmi iki yıl geçmiştir ki Robinson, bu kez ayak izlerini gördüğü sahilde, bu kez insan kemikleri ve parçalanmış insan organları görür. Güney Amerika kıtasındaki yamyamların savaş tutsaklarıyla buraya geldiklerini ve onları öldürdükten sonra yediklerim sanır. Durumdan korkar, dehşete kapılır. Buraya yemden geldikleri zaman ne yapacağım düşünür, onlara saldırıp öldürmekten başka çıkar yol yoktur. Bir mağarayı küçük bir kale haline getirir. Ve bir gün, çevreyi gözetlerken, otuz kadar vahşinin, bir ateş önünde, tiksindirici bir şekilde dans ettiklerini görür. Robinson, dolu iki silahı ve bir kılıcıyla yamyamların üzerine saldırır. Ama onlar tutsaklardan birini pişirmiş, diğerini öldürmeye hazırlanmaktadır. Robinson, birçok yamyamı öldürür, diğerleri de, kölelerden birini bırakarak kaçarlar. Yirmi dört yıl tek başına yaşadıktan sonra, Robinson’un artık bir arkadaşı vardır.

    Aslında Robinson’un kurtardığı adam da bir yamyamdır. Onu Cuma günü kurtardığı için adına Friday (“Cuma”) der. Robinson onu kırevine götürür, önce, böyle ilkel bir gelenekten kurtulmasını öğretir. Zeki biri olan Cuma, Robinson’un öğretmeye çalıştığı İngilizceyi kavramaya çakşır. Daha sonra da kendi yaşadığı adada on yedi beyazın köle olarak tutulduğunu Robinson’a söyler. Bu kez ikisi el ele verip sağlam bir kano (kayık) yaparlar. Tam denize açılacakken, üç kano dolusu vahşi, üç köleyi adaya getirirler. Kölelerden biri beyazdır. Robinson ve Cuma, ellerindeki ateşli silahlarla vahşilere saldırırlar, yirmi bir vahşinin dördü hariç hepsini öldürür, iki köleyi kurtarırlar. Ne gariptir ki, kurtarılan kölelerden biri Cuma’nın babasıdır. Baba ve oğulun kucaklaşması büyük sevinç yaratır.

    Kurtardıkları beyaz adam Robinson’un yıllarca önce parçalandığını gördüğü bir gemide bulunan yaşlı İspanyol’dur. Robinson, bu İspanyolu, Cuma’nın babasıyla beyazlan kurtarmaları için yaptıkları kanoyla adaya gönderir. Bu arada, adalarının biraz ilerisinde bir İngiliz gemisi görünür. Geminin kaptanı, iki gemiciyle birlikte, isyankâr tayfalar tarafından sahile gönderilir. Robinson ve Cuma, onlara gemilerini yeniden ele geçirmeleri için yardım ederler. İsyan bastırılır. Geminin yönetimi yeniden kaptana geçer. Artık Robinson’a kurtuluş yolu açılır. İsyancı tayfalar, İngiltere’ye dönüp asılmaktansa, Robinson’un adasında kalmayı seçerler. Tayfalar adada bırakılır. İspanyolun ve Cuma’nın babasının Cuma’nın adasındaki tutsakları kurtardığım öğrenen Robinson, bir gün onları ziyaret etmeyi düşünür. Ama önce, otuz iki yıl soma Cuma ile birlikte İngiltere’ye döner.

    Robinson, heyecanlıdır. Zengin bir adamdır. Batık İspanyol gemisinden aldığı altınlardan başka, Portekizli kaptan, onun Portekiz’deki tarlasını da ekip biçer ve ona 10.000 İngiliz altını verir. Anne babasının yaşadığı Yorkshire’a gider, onların öldüğünü öğrenir. Kendisine bıraktıkları parayı alır. İngiltere’ye döner. Evlenir. Çocukları olur. Kansı ölünce, adasının durumunu görmek merakıyla denize açılır.