Sait Faik Abasıyanık eserlerinde nasıl bir dil kullanmıştır kısaca

Konusu 'Zengin Bilgiler' forumundadır ve Bahar tarafından 13 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Sait Faik Abasıyanık eserlerinde nasıl bir dil kullanmıştır

    Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik getirdiği yeniliklerle "kökü kendisinde olan" bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini yıkarak doğayı ve insanları basit samimi hem iyi hem kötü taraflarıyla oldukları gibi fakat şiirsel ve usta bir dille anlattı. Bunu yaparken diğer çoğu Cumhuriyet sonrası sanatçısı gibi Batı'daki gelişmelere bağlı kalmadı hiçbir edebî anlayışın etkisinde hareket etmedi ve belli bir tarzın takipçisi olmadı.

    Sanat aslında insandır` diyen Sait Faik, eserlerinde genel anlamıyla insanı işlemiştir. Konusu da, kaynağı da, malzemesi de, duygusu da insandır. Onda güneş gören bir evin insana açılan bütün pencereleri vardır. Dülger balığını anlatırken bile aslında insanı konu edinir. Dülger balığının içine, insanı öyle titiz bir ustalıkla yerleştirmiştir ki, bundan etkilenmemek mümkün değildir. Bu duruma yol açan etkeni, Sait Faik`teki dinmez insan sevgisine bağlamamız oldukça yerinde olacaktır. O, hayatı insan temelinde algılar. Bütün yollar insana uzar onun anlayışında. Her şey insan için vardır, insansız dünya ve hayat anlamsız olacaktır: `İnsansız hiçbir şeyin güzelliği yok, her şey onun sayesinde onunla güzel. Bu dakikada, bu günün güzelliği gökte ay, uzakta güneşin bir billur bahçe gibi pırıltısı; hiçbir şey değil.`

    Sait Faik`in toplumsal bakışı da yine insan teki üzerinden işler. Aslında insanı vermekle toplumu verdiğine inanır. Bireyin kişisel sorunlarını, iç sıkıntılarını, duygularını, sevinçlerini, kızgınlıklarını işleyerek, insan teki üzerinden toplumsal yaklaşımın toplu fotoğrafını çekmiş olur.

    Sait Faik`in bireyciliği, `nevi şahsına münhasır bireyciliktir` dememiz bizi yanıltmayacaktır. Dış anlatımla gerçeküstü anlatımın birleşmesi Sait Faik`in hikayesinin temel noktalarından biridir. `Havada Bulut` hikayesindeki insan özüne odaklanan tavrı aynı düzlemde devam eden; `Haritada bir nokta`, `Ermeni balıkçı ile topal martı`, `Dülger balığının ölümü` gibi hikayelerinde de fazlasıyla görülebilir. Bu hikayelerdeki gerçeküstü anlatım da dikkate değerdir.

    Hikayelerindeki şiirsel anlatım, birçok şairi kıskandıracak ustalıktadır. Hikayelerinde zaman zaman, şiir mi yoksa hikaye mi okuduğunu unutturabilecek satırlarla karşılaştırır okuyucuyu. Sait Faik`i okurken; `Elinin üstündeki mavi damarlar bir dostluk denizine akıyordu`, `Şu Sirkeci`nin otelleri her Anadolu kasabasından eşya ve merhaba taşır`, `İstanbul`da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp, ben sana aşıkım` gibi yüzlerce şiir mısrasıyla karşılaşmak mümkündür.

    Eserlerini daha çok konuşma diliyle yazması ve iç monologlara oldukça fazla yer vermesi, kendi döneminde Sait Faik`in ayırt edici özelliği olarak okunabilir. Hikayelerindeki kişilerin eylemleri, genellikle iç tedirginlikle oluşur. Oluşmak; bu da yazarın dış görüntüden çok içe dönük izlenimlerin peşinde olan bir sanatçı oluşuyla açıklanabilir.

    Hikayelerindeki karakterler fazlasıyla canlıdır. Bu fazlalık, hikayelerinin hayatın herhangi bir bölümünde soluk alıp vermesine olanak sağlıyor. Kitabın kapağını kapattıktan sonra, odadan çıkarken yeni tanıştığınız bir Sait Faik karakteriyle karşılaşmanız işten bile değil. Karakterlerinin `diri` olması, sokakta karşılaştığımız ya da muhtemel karşılaşacağımız izlenimini bırakması hikayenin kaynağının yine sokakta olduğunun bariz ispatıdır.