Sakarya Savaşı İle İlgili Şiirler

Konusu 'Kıta kıta şiirler' forumundadır ve Lavinia tarafından 26 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Sakarya Savaşı şiirleri

    Sakarya Savaşı İle İlgili şiirleri konumuzun devamında okuyabilirsiniz.

    Sakarya Dolaylarında

    Koşuyor Mustafa Kemal’in atlıları;
    Balmahmud’a yönelik, doru, kır, al, renkçe.
    Dövüşüyor, Ali, Osman, Hasan, Mehmed’im,
    Bire on, beşe yüz, erkekçe…
    Bir al gül kızarıyor, yoz topraklarda;
    Açıyor güllerim, şehitçe.
    Allah Allah sesleri yansıyor tepelerde,
    Amasyalım, Konyalım, Muşlum, Karslım iç içe…
    Koşuyor Mustafa Kemal’in atlıları;
    Sakarya’ya yönelik, doru, kır, al, renkçe.
    Kadınlarım bebe diye gülle taşıyor,
    Çatlak dudakları, nasırlı elleriyle.
    Yürüyorlar, Sakarya dolaylarına kağnılarla,
    Korkusuz, uykusuz, Mehmetçe…

    Yıldırım Doğan ERGENELİ

    Sakarya

    Nedir bu savaşın ne bu hırçınlık?
    Bilmez misin hiç tembellik bıkkınlık?
    Hep mi çile ömrün hep mi angarya?
    Nedendir durulmaz suyun Sakarya?

    Ganimet belledim oydum gözünü
    Kazmayla, kürekle yırttım yüzünü
    Sense verdin bana zafer hazzını
    Bildim mağrurluğun ondan Sakarya

    Medeniyet senle aktı çağlarca
    Derdimizi derdin hem de dağlarca
    Şehir, şehir belde, belde, köylerce
    Gözyaşından hane ördüm Sakarya

    Sende mi bizarsın kader ağında?
    Nice aşklar yandı söndü çağında
    Bülbüller figanda gül şen bağında
    Ondandır feryadın bildim Sakarya

    Kaderimiz kaderinle yazılmış
    Yüreğimden katre, katre süzülmüş
    Nice hainlerin başı ezilmiş
    Uğrunda aşk ile sordum Sakarya

    Ben ki oldum hep sevdanın uçuğu
    Sense Emirdağ’ın hırçın çocuğu
    Milletlerin yetmiş iki buçuğu
    Göz dikmiş tarihte gördüm Sakarya

    Vebalin kementtir bil ki boynumda
    Namertlerse her zaman ki oynunda
    Şeref’im huzura erer koynunda
    Yoluna ömrümü serdim Sakarya

    Sakarya Savaşı

    Yüreklerde bitmeyen o vatan aşkı,
    Mehmet’i coşturuyordu düşmana karşı.
    Unutulur mu? Tarihin bu altın sayfası,
    Bir destansın artık, Sakarya Savaşı.

    Düşmana “dur” dedi, çekti hattı,
    Mustafa Kemal’in taktik anlayışı.
    Kanla suladı Mehmet, taşı toprağı,
    Bir destansın artık, Sakarya Savaşı.

    Birkan Soylu

    Sakarya

    İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
    Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

    Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
    Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

    Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
    Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.

    Akışta demetlenmiş, büyük-küçük kâinat;
    Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

    Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
    Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

    Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

    Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
    Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.

    Eyvah eyvah, Sakarya’m, sana mı düştü bu yük?
    Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük! ..

    Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
    Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

    İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
    Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.

    Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
    Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;

    Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
    Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

    Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
    Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

    Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
    Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

    Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
    Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

    Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
    Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

    Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
    Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

    İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
    Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

    Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
    Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

    Kafdağı’nı assalar, belki çeker de bir kıl!
    Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

    Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu’nun,
    Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

    Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
    Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

    Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
    Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

    Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
    Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!

    Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
    Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..

    Necip Fazıl Kısakürek
     

  2. Sakarya savaŞlari

    Cok İŞİme yaradi