Savaşın toplumsal etkileri nelerdir

Konusu 'Soru Bankası' forumundadır ve Demir tarafından 3 Ağustos 2014 başlatılmıştır.

  1. Savaş ve toplumsal etkileri

    Savaşın yol açtığı psikolojik yıkımlar


    Savaş insanların ölmesi, yaralanması, sakatlanması, yakınlarını, evini kaybetmesi ve aynı zamanda korku, terör, dehşet, acı ve gözyaşı demektir. Tüm bunlar nedeniyle savaş, çok ciddi ve yaygın bir biçimde psikiyatrik sorunlara yol açar. Savaşa bağlı gelişebilen 15 ayrı psikiyatrik bozukluk söz konusudur. Bu bozukluklardan Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) halk arasında daha iyi bilinir. Bu yazıda, başta TSSB olmak üzere savaşa bağlı gelişebilecek psikolojik sorunlardan ve bunların kimi özelliklerinden bahsettikten sonra, daha önemli bulduğum iki konuya değineceğim. Savaşın uzun süreli ve geç etkilerini oluşturan ve üzerinde pek durulmayan bu iki sorun, insanlığın geleceği ve toplum sağlığı açısından, binlerce kişinin hayatını kaybetmesi, milyonlarca insanın tıbbi ve psikolojik olarak zarar görmeleri kadar önemlidir. Dolayısıyla savaşa bağlı psikiyatrik sorunları 3 başlıkta ele alacağım:

    1. Psikiyatrik bozukluklar

    2. Şiddet davranışlarındaki artış

    3. İnsani değerlerin kaybı ve dolayısıyla yetişmekte olan neslin kişilik gelişimi üzerindeki etkileri.

    Savaşın yol açtığı psikolojik sorunları inceledikten sonra kısaca özellikle bu savaşın yaratacağı psikolojik sorunlardan korunma yolları hakkında bilgi vereceğim.

    SAVAŞIN SIKLIĞI
    İnsanlık tarihinin kayda alınan 5600 yılında 14 600’den fazla savaş yaşanmıştır. Her yıla yaklaşık 2.6 savaş düşmektedir. Her otuz yılı bir kuşak olarak kabul edecek olursak bu sürede yaşamış 185 kuşaktan sadece 10’u savaşsız bir ömür sürebilmiştir. Neredeyse hayatı boyunca savaş görmeyen bir insan yaşamamış gibidir.

    20. yüzyılda yaşanan iki büyük Dünya Savaşı’ndan sonra, insanlık sanki barış ve huzur içinde yaşamaktaymış gibi bir yanılsama sık sık dile getirilir. Oysa II. Dünya Savaş’ından bu yana 150’ye yakın savaş gerçekleşmiştir ve bu savaşlara bağlı olarak 60 milyondan fazla kişi hayatını kaybetmiştir. İkinci Dünya Savaş’ından bu yana savaşlarda ölen insan sayısı, II. Dünya Savaşı’nda ölen insan sayısının 3- 4 katıdır.

    Savaş ve politik şiddet neden olduğu on milyonlarca can kaybı yanında bu rakamların birkaç katı kadar yaralı ve bundan daha da fazla psikolojik olarak hasarlanmış insan yaratır. Ayrıca milyonlarca kişi, şiddete maruz kalma endişesiyle yerinden yurdun olmakta, can güvenliğini sağlamak için çok travmatik göçler yaşamaktadırlar. Savaşa ve şiddete bağlı göçlerin yaygılığı açısından bir örnek verecek olursak, 1990 yılında sığınmacıların ve kendi yurtlarında yerlerinden edilenlerin sayısı 30 milyon iken bu sayı 1993 yılında 43 milyona çıkmıştır.

    BÖLÜM –I

    SAVAŞA BAĞLI GELİŞEN PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR

    Savaşa bağılı olarak gelişen psikiyatrik bozuklukları şöyle sıralayabiliriz:

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu, 2) Akut Stres Bozukluğu, 3) Post-travmatik Depresyon, 4) Uyum Bozukluğu, 5)Yaygın Anksiyete Bozukluğu, 6) BTA Aşırı Stres Bozukluğu, 7)Kısa Psikotik Bozukluk, 8) Dissosiyatif Amnezi, 9) Dissosiyatif Füg,10) Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu, 11) Depersonalizasyon Bozukluğu, 12) Uykuda Korku Bozukluğu, 13) Somatizasyon Bozukluğu, 14) Farklılaşmamış Somatoform Bozukluk, 15) Konversiyon Bozukluğu.1.

    1.Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

    Tanım
    TSSB, aşırı travmatik bir stresin ardından, özgün bir takım belirtilerin gelişmesiyle giden bir bozukluktur. Kişinin travma yaratıcı olaya (savaşa) tepkileri aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme şeklindedir.Ortaya çıkan özgün belirtiler; travmatik olayı çeşitli biçimlerde sürekli yeniden yaşama; travmaya eşlik etmiş uyaranlardan sürekli kaçınma; genel tepki düzeyinde azalma ve artmış uyarılmışlık belirtilerini içerir. Tanı koyabilmek için belirtilerin bir arada en az bir aydır bulunuyor olması ve klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da işlevselliğin diğer önemli alanlarında bozulmaya neden olması gerekir.

    Sıklık ve yaygınlık
    Genel nüfus içinde TSSB’nin yaygınlık oranı çeşitli ülkelerde genellikle % 1 civarında tespit edilmektedir. Buna karşın çeşitli travmalara maruz kalan topluluklarda travmanın çeşidine göre TSSB oranı artmaktadır:

    Genel nüfusta % 1-3 , Savaşa katılmış kişilerde % 17-45, İşkence görmüş gruplarda % 23-54, Tecavüz kurbanlarında % 25-50, Doğal afet populasyonunda % 3-59

    Vietnam’da yaralanan ABD askerlerinde ortalama %20 oranında TSSB saptanmıştır. Bu genel rakam şiddetli savaş alanı stresiyle karşılaşan erkeklerde % 30.9’a çıkmaktadır. Vietnam’da savaşan askerlerle ilgili yapılmış binlerce araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalar Vietnam’da görev yapmış 3 150 000 eski muharipten 478 000’inde TSSB bulunduğunu göstermektedir.

    Savaşın şiddetine maruz kalmış sivil halkta TSSB oranı askerlere oranla çok daha yüksek olmaktadır. Bosna’da iç savaştan sonra yapılan bir çok araştırmada sivil halk arasında TSSB oranı % 60’tan yüksek bulunmuştur. Askerler önceden savaş ortamına hazırlanırlar, aldıkları eğitimin yarattığı hazırlanmışlık yanında savaş ortamında kendilerini koruma olanaklarına sahiptirler. Oysa sivil halkın bombalara ve kurşunlara karşılık verecek bir olanağı yoktur. Onlar pasif bir şekilde başlarına felaketi beklerler.

    Klinik Özellikler
    TSSB, A tanı ölçütünde belirtilen (1: Kişi, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kendisinin ya da başkasının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayını yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir ve 2. Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır) özelliklerini gösteren bir travmayı takiben ortaya çıkar. Savaş koşulları ister savaşan askerler için olsun ister savaş ortamında kalan siviller için olsun TSSB’nin A kriterini karşılayan tipik travmalardandır..

    B tanı ölçütlerinde belirtildiği gibi (1.olayın, elde olmadan tekrar tekrar anımsanan sıkıntı veren anıları; bunların arasında düşlemler, düşünceler ya da algılar vardır; 2. olayı sık sık sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme; 3. travmatik olay sanki yeniden oluyormuş gibi davranma ya da hissetme [uyanmak üzereyken ya da sarhoşken ortaya çıkıyor olsa bile, o yaşantıyı yeniden yaşıyor olma duygusunu, illüzyonları, hallüsinasyonları ve dissosiyatif “flashback” epizodlarını kapsar]; 4.travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç ya da dış olaylarla karşılaşma üzerine yoğun bir psikolojik sıkıntı duyma; 5. travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç ya da dış olaylarla karşılaşma üzerine fizyolojik tepki gösterme) hasta çeşitli biçimlerde olayı tekrar tekrar yaşar.

    Tekrarlanan yaşantılar hastayı bazan yaşadığı andan tamamen uzaklaştırabilir. Bir hatırlatıcı kişinin aniden travmanın duygusal ortamına girip çözülmesine (dissosiye olmasına) yol açabilir ya da kısa süreli geçici anımsamalar ya da yaşantıların canlanmasına neden olabilir. Bu anımsamalar sırasında bedensel tepkiler verebilir veya kendilerini korumaya çalışabilirler. Ancak bu denli ağır dissosiyasyonlar nadir görülür.

    C tanı ölçütlerinde belirtildiği gibi (1. travmaya eşlik etmiş olan düşünce, duygu ya da konuşmalardan kaçınma çabaları; 2. travmayla ilgili anıları uyandıran etkinlikler, yerler ya da kişilerden uzak durma çabaları; 3. travmanın önemli bir bölümünü anımsayamama; 4.önemli etkinliklere karşı ilginin ya da bunlara katılımın belirgin olarak azalması; 5.insanlardan uzaklaşma ya da insanlara yabancılaştığı duyguları; 6. duygulanımda kısıtlılık (ör: sevme duygusunu yaşayamama); 7. bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma (örneğin bir mesleği, evliliği, çocukları ya da olağan bir yaşam süresi olacağı beklentisi içinde olmama) hastalar travmadan ve eşlik eden uyaranlardan kaçınma gösterirler. Travmayı veya eşlik eden anıları anımsatacak etkinliklerden uzak durmaya çalışırlar. Olaylarla ilgili haberleri okumaktan, konuşmaktan kaçınmak isteyebilirler. Ayrıca genel olarak ilgileri azalabilir, duygularını genel olarak bastırabilirler ve insanlarla ilişkiden uzak durabilirler.

    D tanı ölçütlerinde belirtildiği gibi (1: uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmede zorluk, 2: irritabilite ya da öfke patlamaları, 3: düşüncelerini belli bir konu üzerinde yoğunlaştırmakta zorluk, 4: hipervijilans, 5: aşırı irkilme tepkisi gösterme) genel bir uyarılmışlık hali vardır. Uyku bazan kabuslarla bozulur, bazan hiç tepki vermedikleri halde, bazan çabuk öfkelenebilir ve kendilerine veya etrafa zarar verebilirler, hep tetikte hissederler (örneğin defalarca bombalanmış bir şehirde yaşamış biri ufku dolayısıyla gelecek uçakları görebileceği bir ortamda olmadığında huzursuz hissedebilir), her an kötü bir şey olacak ya da travma tekrarlayacak endişesi vardır, küçük seslerden ve ilgisiz uyaranlardan irkilebilirler.

    TSSB tanısı koymak için B, C, D tanı kriterlerinin bir arada en az bir aydır bulunuyor olması ve klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da işlevselliğin önemli diğer alanlarında bozulmaya neden olması gerekir

    Semptomlar 3 aydan daha kısa sürerse akut; üç ay ya da daha uzun sürerse kronik; stres etkeninden en az 6 ay sonra başlamışsa gecikmeli başlangıçlı olarak adlandırılır. Bazan TSSB travmadan yıllar sonra özellikle yeni bir travma ya da travmayı anımsatan bir olayı takiben ortaya çıkabilmektedir.