Selçuklu Medreseleri ve Türk Sanatı

Konusu 'Tarih konu anlatımı' forumundadır ve Elif tarafından 8 Haziran 2013 başlatılmıştır.

  1. Elif

    Elif Yönetici Admin

    Selçuklular çadır şeklindeki kubbeleri ile çeşitli türbe yapılarını bu mimariye katarak, ona canlılık kazandırmışlardır.XI. yüzyılın sonundan itibaren her tarafa yayılan ve yalnız Selçuklular'da gördüğümüz ''medrese mimarisi'', yeni Türk yapı sanatının örneğidir. Girintili çıkıntılı duvarlarla çevrili büyük bir avlu içinde yer alan medrese ve cami yapısı, sonradan Irak, Suriye ve Mısır'da yayılmıştır.

    Özellikleri itibariyle, muazzam otağları andıran tuğla kümbetler de, Selçuklular'ın İslam Dünyasına sunduğu yeni bir-yapı şeklidir.Çinilerle süslü olan bu kümbetler, Selçuklu mimarisinin ve kubbeli türbe inşatının canlı örneğidir.İslam'ın ince ruhuna uygun güzellikle geliştirilen sanat, minare yapımında da kendini göstermiş, eski kule biçimindeki kaba görünüşlü minalere, yerin silindirik, yivli, yüksek ve ince minarelere bırakmıştır.Bu yeni tip minare şekli de, Selçuklular'ın İslam Dünyasına bir hediyesidir. Selçuklu Devletinde hükümetin imar ve inşa işleri için emir-i mimar idaresinde bir kuruluşu vardır.Yani, pek çok teşkilat ve bunların toplum içindeki fonksiyonun devlet politikasının denetimi altında olması, sanata Türk-İslam medeniyetinde gerçekten büyük gelişmeler sağlamıştır.Böylece de, Gunbet-i Tuğrul (Rey'de) Seyyit Gazi, Danişmend Gazi türbeleri, Ulucami, Kazvin Mutarraz Camii (Nişapur), Buhara camii, Mescid-i Cuma (İsfahan) gibi dini eserlerle, çok sayıda kervansaray (en meşhuru Rabat-ı Melik) hastahane, köprüler ortaya çıkmıştır. Anadolu'nun, hemen her yerinde izlerine rastlanan Selçuklu sanatını, bütünüyle ve bütün özellikleriyle tanımak (kitabe, hat, tezhip, minyatür,süsleme, halı,kilim) hemen hemen imkansızdır. Ancak; Selçuklu turasını bugün dahi taşıyan cami, medrese, türbelerle bunların özelliklerini görebiliriz.