Sivas Kongresi ve Sonrasındaki Gelişmeler

Konusu 'Ödevim var' forumundadır ve Lavinia tarafından 11 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. sivas kongresi sonrası siyasi gelişmeler

    12 Eylül günü kongre çalışmaları hakkında halka bilgi vermek için Belediye binasında bir toplantı düzenlendi. Toplantıda kongre sonuç bildirgesi halka okundu. Kongre sonuçları Temsilciler Kurulu tarafından yerel yönetimlere ve komutanlıklara da bildirildi.

    İstanbul Hükümetinin ihanetlerini Padişahın duyacağından çekinen Ferit Paşa, Kongre kararlarının Saraya iletilmesine engel olmuştu. Bunun üzerine Temsilciler Kurulu aynı gün bir genelge yayınlayarak, İstanbul Hükümeti ile her türlü ilişkilerin kesildiğini bildirip, Anadolu’daki görevlilerin İstanbul’dan buyruk almalarını yasakladı. Artık Ferit Paşa Hükümeti ihanetleri yüzünden hedef alınmıştı. Mustafa Kemal 17 Eylülde Amerikalı Gazeteci Mr Browne aracılığıyla Padişaha bir mektup göndererek, ulusun sesine kulak verip, Ferit Paşa Hükümetini görevden almasını istedi. Ferit Paşa’nın Saraya ulaşmasına engel olmaması için yabancı bir gazeteci aracılığıyla gönderilmiş olmasına rağmen bu mektup Padişahın eline ancak 29 Eylülde ulaştırılabildi. Bu süre içinde İngilizlerle işbirliğini geliştiren Ferit Paşa Ulusal hareket aleyhindeki çalışmalarını sürdürdü.

    Kongre öncesi ve sırasındaki engelleme çalışmalarından sonuç alamayan İngilizler ise Ferit Paşa ile gizli bir anlaşma yaparak Osmanlı Devleti’nin mandaterliğini almayı ve Ulusal hareketi önlemek için Anadolu’ya yeni kuvvetler göndermeyi kabul etmişlerdi. Ferit Paşa’nın isteğine uyarak 20 Eylülde bir ferman yayınlayan Padişah ise, “Ermeni olayları ve Yunan işgali karşısında Hükümetin gerekli çalışmayı yaparak Avrupa’nın uygar devletlerini harekete geçirdiğini” belirtip, bu nedenle halkla hükümetin arasını açacak ve güvenliği bozacak hareketlerden kaçınılmasını istemişti.

    Bütün bunlara rağmen, Ulusal Hareket’in gün geçtikçe geliştiğini gören İngilizler Fransızlarla da ilişki kurup, Anadolu’daki durumlarını yeniden gözden geçirerek Merzifon, Samsun, Kütahya ve İç Anadolu’daki birliklerini Mayıs ayı sonuna kadar geri çektiler. Bundan sonra Anadolu’daki İngiliz ve Hükümet yanlısı görevliler de ya Müdafaa-i Hukukçu oldular, ya kaçtılar, ya da Temsil Heyeti tarafından görevden alındılar. Böylece ulusal hareket hızla bir devlet örgütüne dönüşmeye başladı. Devlet örgütü sorumluluğunu yüklendikçe de sorunlar büyüdü.

    Ulusal Kongrede ABD’den bir heyetin çağrılmasına karar verildiğinde zaten General Harbord başkanlığında bir ABD heyeti İstanbul’a gelmiş ve incelemesini sürdürmekteydi. Bu heyet daha sonra Doğu Anadolu’ya gelip Sivas’ta Ulusal Hareketin önderleriyle de görüşmüştü. Kazım Karabekir bu görüşmede Harbord’un Mustafa Kemal’e, “Bir Türk olsaydım ben de sizin gibi davranırdım” dediğini, “Türkiye’ye gönderilecek ABD yardımını korumak için Amerika’dan bir miktar askeri güç gönderilmesi” önerisine karşı da kendisinin, “özgürlüğümüzü elimizden alacak sermaye bizim için ateştir” diyerek karşı çıktığını belirtir. Türkiye’deki incelemesi 6 hafta süren Harbord Heyeti “Ermeni Raporu” adıyla bir rapor hazırlayıp çalışmalarını 16 Ekim 1919’da tamamladı. Bu raporda Ermeni mandaterliğini üstlenmesi halinde ABD’ne mali ve askeri ağır bir yük bineceği ifade edilmişti.

    İngilizlerin Anadolu’ya yeni bir kuvvet göndermekten vazgeçmesi ve bölgelerin denetiminin Temsil Heyeti’nin eline geçmesi üzerine D. Ferit, sadrazamlıkta kalabilmek için son çarenin Mustafa Kemal ile görüşmek olduğunu düşünerek gerekli diyalogu sağlaması için bir temsilcisini görevlendirdi. Fakat Bu temsilciyle görüşen Mustafa Kemal Ferit Paşa’nın çekilmesi konusunda ısrarlı olduklarını ifade edince Ferit Paşa istifa etmek zorunda kaldı. Diğer bakanların da istifayı uygun görmesi üzerine 2 Ekim 1919’da Hükümet tümden istifa etti. Padişah da iki ay önce tutuklanmasını emrettiği Mustafa Kemal ve arkadaşlarının gücü karşısında eniştesi D. Ferit’i gözden çıkarmak zorunda kaldı ve daha sonra Damat Ferit’ten boşalan sadrazamlığa Ali Rıza Paşa’yı atadı. Böylece Ulusal Hareket İngiliz işbirlikçisi hükümeti düşürmüş ve sonuçta ülke yönetiminde gerçek söz sahibi olduğunu kanıtlamış oluyordu.