Suyun hayatımızdaki önemi ile ilgili hikayeler

Konusu 'Hayat hikayeleri' forumundadır ve Nehir tarafından 24 Nisan 2015 başlatılmıştır.

  1. Suyun hayatımızdaki önemi ile ilgili hikayeler

    Gurur güzel bir hikaye okuyordu: Toprak Ana. Bir ara gözlerini kitaptan ayırıp, şöyle bir düşündü. Annesi, onun gözlerini bir noktaya dikip düşündüğünü görünce: “N’oldu, Gurur, başın mı ağrıyor?” deye sordu.

    Gurur: “Hayır, anneciğim.” dedi. “Okuduğum hikayede topraktan hep Toprak Ana deye söz ediliyor. Toprağa neden ana denildiğini düşünüyordum…”

    Annesi gülümsedi: “Toprak da ana gibi verimlidir, kutsaldır da ondan, kızım. Düşün bir kere. Öütün bitkiler nerede gelişip büyüyorlar? Yediğimiz ekmeğin buğdayı nerede yetişiyor? Toprakta, değil mi? Demek ki toprak olmasa, bitki de olmaz. Bitki olmazsa yalnız sebze, tahıl değil, et de bulamayız, çünkü hayvanlar da toprakta yetişen otlarla, yemlerle besleniyorlar.”

    —”Anlıyorum, anne.”

    —”îşte böyle, yavrum. Görüyorsun ki toprak bitkileri besliyor, büyütüyor, yetiştiriyor… tıpkı bir ana gibi.”

    Gurur şimdi başka bir şeyi merak etmişti :

    —”Peki, toprağın bitkiye verdiği besinler nelerdir?”

    Annesi anlattı:

    —”Azot, potasyum, kireç, fosfor, magnezyum, kükürt! Bunlar bitkinin büyüyüp olgunlaşmasını sağlar. Bu maddeler toprakta bol bol bulunur. Gelgelelim, hiç ara vermeden ekilen topraklarda, zamanla, bu besinler azalır, toprak artık bitkileri besleyemez olur, ekilen tohumlar geç gelişir, bitki cılız kalır, gereken ürün elde edilemez. Kısacası, besini azalan toprak, hasta bir insan gibi, güçsüz, verimsiz olur.”

    — “Peki, toprağı yeniden güçlendirmek için bir şey yapılamaz mı?”

    —”Yapılmaz olur mu! Gübre, yani hayvan dışkıları toprağı güçlendirmek için en iyi ilaçtır. Yalnız, her zaman gerektiği kadar hayvan dışkısı bulunmaz. Bunun için, yapay (sunî) gübreler de kullanılır. Ayrıca, değişik bitkiler ekilerek, toprağı güçlendirme yoluna da gidilir. Baklagiller toprağı besleyen bitkilerdendir. Bakla, bezelye ekilen topraklar azotça zenginleşirler.”

    Gurur: “Anladım, anneciğim.” dedi. “Demek oluyor ki toprak bitkileri bes-leyemezse, türlü türlü, lezzetli yemişleri değil, günlük ekmeğimizi bile bulamayız.”

    —”Evet, kızım. Yalnız, bir şey var. Toprağı güçsüzlükten, verimsizlikten, gübre vererek kurtarabiliriz ama, asıl tehlike toprak kaybı’dır. Verimli toprak, yer kabuğu üzerinde, oldukça ince bir tabakadır. Bu toprak, kimi yerde gevşek yapıdadır. Yağmurda, selde kayar gider. Geride hiç işe yaramayan, besin maddelerinden yoksun, kısır topraklar, kayalar kalır. îşte bu olaya toprak aşınması (erozyon) denir.”

    —”Toprak aşınmasına engel olunamaz mı?”

    —”Elbette engel olunabilir. Aşınma tehlikesi olan yerler ağaçlandırılır. Eğimli topraklar üzerine enine arklar kazılarak, setler yapılarak, suyun hızı kesilir, aşınma önlenir. Ayrıca, sel tehlikesi olan yerlere ağaç dikilmelidir. Ağaçların kökleri toprağı tutar, gövdeleri de selin hızını keser.”

    Gurur: “Teşekkür ederim, anneciğim.” dedi. “Toprağa niçin Toprak Ana denildiğiııi anladım, toprakla ilgili pek çok bilgi edindim. Şimdi biliyorum ki, başta ekmek olmak üzere, yiyeceklerimizin hepsini topraktan elde ediypruz. Peki, su? İçtiğimiz, yemek pişirmekte, çamaşır yıkamakta kullandığımız suyu da bize Toprak Ana veriyor, öyle değil mi?”

    Gurur’in annesi birden haykırdı:

    —”Eyvah! içme suyumuz kalmadı.”

    —”Musluk suyu içeriz biz de.”

    —”Sen içebilirsin. Evet, bu su temizdir ama, çok kireçlidir. Babana, bana dokunuyor. Senin yaşındaki çocuklar için, kireçli su, zararlı değil; üstelik, yararlıdır. Çünkü kireç büyüme çağındaki çocukların kemiklerini güçlendirir. Biz büyükler kaynak suyu içeriz.”

    Gurur: “Susadıkça musluk suyu içiyorum ama,” dedi, “kokusunu hiç sevmiyorum. Neden öyle kokuyor acaba?”

    —”Yağmur suları, göllerden, çaylardan kanallarla alman sular büyük havuzlarda toplanır. Çeşitli süzgeçlerden geçirilir. Püskürtülerek havalandırılır. Sonra, mikroplarını öldürmek için, klor’lanır. Senin hoşlanmadığın koku işte bu klor kokusudur.”

    —”Kimi vakit kaynak suyu da ilaç kokuyor. O da mı klorlanıyor?”

    —”Elbette, kızım. Kaynak suları da mikroptan arıtılmak için klorlanır.”
    Gurur: “Sucular nereden getiriyorlar o suları?” deye sordu.
    Annesi anlattı:
    —”Yeryüzünde akan dereler, ırmaklar, çaylar gibi, yeraltında da akarsular vardır. Bunlar, killi bir toprak tabakasına rastlayınca oldukları yerde birikip kalırlar. Gide gide orası, göl gibi olur. Biriken su, yeryüzüne doğru yükselir. Toprağın zayıf bir yerinden, dışarıya fışkırır. îşte bu suya “kaynak suyu” (menba suyu) denir. Yeraltında, çeşitli toprak tabakalarından geçip süzüldüğü için en iyi içme suyu budur. Bu sular bazan geçtikleri yerlerde bulunan madensel tuzları eriterek onların tadını alırlar. Bu tür sulara da maden suyu denir. Maden suları, çeşitli bakımlardan sağlığa yararlıdır.”

    Gurur’in annesi ayağa kalktı, sonra bir şey hatırlamış gibi, yeniden oturdu.

    —”Geçen yıl ılıcaya gitmiştik, hatırlıyor musun?”

    —”Evet, anne. Senin kolun ağrıyordu. Doktor: “Kaplıcaya gidin, geçer.” demişti.”

    —”Tamam, iyi hatırladın. Ilıca, kaplıca suları da, yer altından kaynar. Üstelik, sıcak olarak çıkar.”

    —”Peki, bu nasıl olur? Demin “Kaynak suyu soğuk olur” demiştin. Kaplıca suları nasıl ısınıyor yer altında?”

    —”Kaplıca suları, yeraltı sularının bir başka çeşididir. Dünyamızın içi, yanan gazlarla, erimiş madenlerle doludur. Dünyanın merkezine doğru gittikçe ısı her 33 metre derinlikte 1 derece artar. Derinden akan yeraltı suları işte bundan dolayı ısınır.”

    Gurur merakla sordu: “Kuyu suları içilmez, değil mi, anne?”

    —”İçilmez, yavrum. Çünkü kuyulara kanalizasyonun pis suları sızabilir. O zaman, kolera, tifo gibi salgın hastalıklar başgösterir.”

    —”Öyleyse kuyuları kanalizasyondan uzakta açmalı.”

    —”Evet, kızım. Sağlık için bu çok önemlidir.”

    O sırada kapı çalındı.

    Gurur: “Belki sucu gelmiştir!” deyerek yerinden fırladı.
     
    Son düzenleme: 16 Nisan 2015