Tarihin Önemi İle İlgili Kompozisyon Başlıkları

Konusu 'Bilgi Zemini' forumundadır ve Nehir tarafından 26 Eylül 2014 başlatılmıştır.

  1. Tarihin Önemi İle İlgili Kompozisyon Örneği

    Şu cümle birçok sık tekrarlanmaktadır: Milletlerin geleceği için tarih yazmak, Yapmak Kadar mühimdir. Bu söz öyle açık bir gerçeği ifade etmekte ki, ne civarında tekrarlanırsa tekrarlansın değeri aşınmaz.

    Dönemimizde ileri milletlerin hayatlarına bakınca, milli kudret ve medeniyet hamlelerini tarih şuuruyla yaptıklarını müşahede ediyoruz. Bu nedenle şunu rahatça söyleyebiliriz ki, tarihi yazıp, onu bir kültür ve şuur kaynağı haline getirmedikçe, toprak altında olan yeraltı zenginlikleri kadar hiçbir ifade taşımaz. Tarihte ne civarında göz kamaştırıcı bir mevkiye sahip isek de, onu araştırmada, kültür hazinesi olarak hayatımıza katmada aklın alamayacağı civarında geride kaldık.
    İki çeşitli tarih yazılır. Birincisi belgeleri, kalıntıları yorumlayarak yazılanlardır. 2. tür ise kitaplardan yararlanıp kaleme alınanlardır. Bizim yazdıklarımız 2. türdendir; yani eserleri dosdoğru onay ederek yazıyoruz. Ek Olarak birçok da Batıda Yaşayan kaynakları kullanıyoruz. İlim hasbidir, denir; ama aslına bakarsanız hasbi ilim yoktur; bu sabah hiçbir şey beklemeden ilim ürettiğini söyleyenin, günün birinde bu bir işe yarayacaktır düşüncesi beyninin bir köşesinde saklıdır. Batıda Yaşayan, dilimizi, önceki harflerimizi, geçmişteki mantalitemizi, geleneklerimizi olası mertebe öğreniyor, ömrünü heba ederek tarihimize dair eserini veriyor. Kritik bir emeli bulunmasa, bu zahmete katlanmasının mantığı bulunabilir mi?
    İki bin yıl bir önce egemenliğini kaybeden Yahudiler, yok olmamış, yine milletler camiasında yerlerini almışlarsa, tarih bilgilerinin onlara verdiği şuura sahip olmalarındandır. Bizim bu konudan niçin olması gerektiği kadar yararlanamadığımızın üstünde durmamız gerekir. Birçok birçok milletten Alman tarihi uzmanı yetişmiştir; ama Alman tarihini rakipsiz olarak en güzel yazan Almanlardır. Bu, tüm Batıda Yaşayan milletler için böyledir. Ama biz, Batıda Yaşayan tarihçilerin kitaplarını kaynak ediniyor, tarihimizi onlara yönelik yazıyoruz. İngiliz hükümet adamı Gladstone “Dünya sebebinden Türklerin kötülüklerini kaldırmanın bir bir çaresi vardır ki, o da dünya sebebinden kendisinin vücutlarının kaldırılmasıdır.” derken, kuşaktan kuşağa böyle bir gökyüzü içerisinde yetişen Batıda Yaşayan Bilim insanları Türk tarihine dair araştırmalarında ne civarında objektif olabilirler? Bu gerçeği dile getirmek için Arthur Sharaton “Mimar Sinan Biyografisi”nde Türk tarihiyle ilgili Batılıların partner bir yanlarının bulunduğunu, onun da bizi tarihimizden soğutmak olduğunu söylemiyor mu? Tarihimiz konusunda Batılıları kaynak almakla, çocuklarımıza, objektif, tarafsız, tarihimizi öğretmek adına, onların dünyaya bakışını Avrupa adına çarpıtmış olmuyor muyuz? Avrupa’nın dünyada bitiş yüzyıllardaki gelişmenin beşiği olmasında tarih biliminde bugünkü anlayışa kavuşmalarının müstesna bir oyun oynadığında şüphe yoktur. Biz kendisinin tarihimizi yazarken olayların mihrakına milletimizi oturtmalıyız; bunu yaparken de tarihin inandırıcı olmasını şiar edinmeliyiz; nedeni ise bir milletin tarihinden yararlanmaması ne civarında eksiklikse, gereksiz abartmalarla yepyeni nesilleri şartlamaya çalışması da o civarında risklidir. Ne Şekilde olsa er geç doğruyu öğrenecekler; bu da onlarda aşağılık kompleksinden kaynaklanan tedavisi gayri kabil yaralar açacaktır.
    Ciddi bir kültür ve medeniyete elde etmek istiyorsak, önce kaynaklardan tarihimizi dosdoğru yazmak zorundayız. Bu Şekilde ne yapmamız, yepyeni nesilleri yetiştirirken nelere uyarı etmemiz gerektiği meydana çıkacağından, sorumluluğunu alim insanımıza kavuşacağız. Fizikçimiz, kimyacımız, romancımız dünyadaki emsallerinden geride kalırlarsa, görevini yapmamış olmanın ızdırabını duyacaklardır. Bu birey tipine kavuşmadan sarf edeceğimiz tüm gayretler suyun üst kısmına nakış işlemektir; zira birey, özelliklerine yönelik dünyasını kurar