Tatlı dil ile ilgili kısa hikaye

Konusu 'Kısa Özet Bilgiler' forumundadır ve Ceren tarafından 30 Eylül 2015 başlatılmıştır.

  1. Ceren

    Ceren Süper moderatör

    Tatlı dil ile ilgili Hikayeler

    Bir gün bir şehrin valisi, o şehrin ileri gelenlerden birini yemeğe davet eder.Hizmetkarını çağırarak
    şöyle seslenir:"Akşama benim çok önemli bir misafirim var.Ona dünyanın en tatlı yemeğini hazırlarsın." "peki efendim" der hizmetkar.Akşam olur, sofra kurulur.Çorbalar içilir.Sıra ana yemeğe geldiğinde,hizmetkar ağzı kapaklı bir servis tabağında yemeği ortaya getirir.Vali kapağı açar.Kocaman kızartılmış bir dil.Bu hale çok sinirlenen vali.Bağırmaya başlar:
    "Sen benle dalga mı geçiyorsun be adam? Ben dünyanın en tatlı yemeğini istedim sen bana dil
    getirdin." der.Hizmetkar gayet masum bir sesle: "Ama efendim, ben dünyanın en tatlı yemeğini bilmem.Gittim şehrin tüm bilge adamlarına sordum.Dünyanın en tatlı şeyi nedir diye "dil" dediler."
    Vali şaşkın bir halde misafirine bakarak susmuştur.Aradan bir zaman geçer.Yine vali o şehrin ileri görüşlü ,alim birini çağırır.Hizmetkara şöyle seslenir: "Bugün evime gelecek misafire dünyanın en acı yemeğini yaparsın."der.Yine akşam olur, sofralar kurulur.Ön yemekler yenilir.Sıra ana yemeğe gelir. Yine aynı şekilde hizmetkar ağzı kapaklı servis tabağında yemeği getirir.Vali kapağı açtığında büyük
    şaşkınlık ve sinirle bağırmaya başlar: "Gerçekten sen benimle alay ediyorsun.Geçen dünyanın en tatlı yemeğini istedim dil getirdi. Bugün dünyanın en acı yemeğini istedim yine dil getirdin" der.


    Hizmetkar aynı üslup ile :"Ama efendimiz beni bağışlayın.Ben bilmem dünyanın en acı şeyi nedir? Yine şehrin bilge adamlarına sordum.Bana dil dediler."Valinin alim olan bilge misafiri,valiye dönerek şöyle der:"Sayın valim, çok akıllı bir hizmetkarınız var.Bizlere çok güzel nasihatte bulundu."Allah razı olsun şu hizmetkardan ve anlıyoruz ki istersek dili dünyanın en tatlı şekilde kullanırız istersek en acı şekilde kullanırız.Dünyanın en tatlı dillisi olalım inşallah.

    Tatlı Dil ile ilgili başka bir hikaye

    Uzun yıllar önce Çin’de li-li adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lakin kısa bir süre sonra kayınvalidesi ile geçinmenin çok zor olduğunu anlar. İkisinin de kişiliği tamamen farklıdır. Bu da onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bu, Çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrede tepkiyle karşılanır. Bir kaç ay sonra bitmez tükenmez gelin - kaynana kavgalarından ev, o ve eşi için cehennem haline gelmiştir. Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan genç kadın, doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ekstra hazırlar ve bunu 3 ay boyunca her gün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek, böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Yaşlı adam genç kıza kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler. Sevinç içinde eve dönen li-li, yaşlı adamın dediklerini aynen uygular. Her gün en güzel yemekler yapıyor. Kaynanasının tabağına azar azar zehri damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranıyordu. Bir süre sonra kayınvalidesi de çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu. Evde artık barış rüzgârları esiyordu. Genç kadın kendisini ağır bir yük altında hissetti. Yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçı dükkânının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir yapması için yalvardı. Yaşlı kadının ölmesini artık istemiyordu. Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran li-li´ye baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı: - Sevgili li-li dedi, sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise senin beyninde olandı. Sen ona iyi davrandıkça o da dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı; böylece siz gerçek bir ana-kız oldunuz." dedi. - Eski bir Çin atasözü söyle der: "gül verenin elinde gül kokusu kalır." Tatlı dil ve güler yüzün açamayacağı kapı yoktur.