Ted Hughes Şiirleri

Konusu 'Ünlü Şiirler' forumundadır ve Lavinia tarafından 16 Ağustos 2012 başlatılmıştır.

  1. Ted Hughes Güzel Şiirleri

    Şahin Tüneyişi

    En yücesinde otururum ormanın, gözlerim kapalı.
    Kımıltısız, yok artık çarpıtmak düşü
    Eğri gagamla çarpık ayaklarım arasında:
    Ya da kurgulamak uykuda
    mükemmel bir öldürümü ve tüketimi.

    Ne de elverişli bu yüksek ağaçlar!
    Havanın canlılığı ve güneş ışınları
    Benim lehime;
    Ve yukarı çevrik toprağın yüzü benim denetleyişim için.

    Ayaklarım kilitlenmiş pürüzlü ağaçkabuğunun üzerinde.
    Bütün bir Yaratılış aldı
    ayağımı üretebilmem, her bir tüyünü:
    Şimdi tutuyorum Yaratılışı ayağımda

    Ya da uçuyorum yükseğe ve usulca dönüyorum tamamen -
    Herşey benim olduğundan nerde istersem orda öldürüyorum.
    Hiç bir yanıltmaca yok bedenimde:
    Yırtıp ayırmak kafaları benim hayat tarzım -

    Ölümün bölüştürülmesi.
    Geçer çünkü benim kaçışımın tek yolu
    yaşayanların tam da kemikleri arasından.
    Tartışmaya gerek yok almak için payımı:

    Güneş arkamda.
    Başladığımdan bu yana değişen bir şey yok.
    Gözlerim izin vermez hiç bir değişime.
    Her şeyi olduğu gibi koruyacağım.

    (Türkçeye çeviren: İsmail Aksoy)


    HEPTONSTALL

    Mezar taşlarının kara köyü.
    Kafatası bir budalanın,
    Düşleri doğdukları
    yerde ölen.

    Bir koyun kafatası,
    Etleri eriyen
    Kendi çatısının altında,
    Salt sineklerin terk ettiği.

    Bir kuş kafatası,
    Büyük engebelerin
    Çatlak pervazlar gibi
    Duran eklemlere indiği.

    Yaşam çabalıyor.
    Ölüm çabalıyor.
    Taşlar çabalıyor.

    Yağmur yorulmuyor bir tek.

    Bir Domuz Görüntüsü

    Ölü bir domuz yatıyor elarabasında.
    Üç adam ağırlığında, dediler.
    Gözleri kapalı, kirpikleri pembe beyaz.
    Fırlamış havaya paçaları.

    Sanki ölmemiş gibi görünür böylesi bir ağırlıkla
    bu şişko pembe kitlesi katılaşmış ölümde.
    Cansızlıktan daha da az bir şey, daha ötede.
    Buğday dolu bir çuval gibi.

    Hiddetlenmeden vurdum muştayı.
    Suçlu hisseder insan incitirse ölüleri,
    Yürürse mezarlar üzerinde. Ama bu domuz
    suçlayabilecek durumda değildi.

    Haddinden fazla ölüydü. Şöyle ederi kadar
    domuzyağıyla domuzetinin.
    En son değeri tamamen yitmişti.
    Eğlenilecek bir şekil de değildi bu.

    Haddinden fazla ölü acımak için.
    Ansımak hayatını, gürültüsünü, yaşadığı
    topraksı zevkin kalesini,
    yanlış ve gereksiz bir gayret gibi.

    Tam anlamıyla fazla ölmüş. Ağırlığı
    Zulmetti bana - nasıl taşınacak?
    Ve bütün kesim zahmetleri!
    Boğazındaki derin yara şaşırtıcıydı, ne ki
    dokunaklı değildi.

    Bir keresinde pazarın birinde koşmuştum yakalamak için
    Gürültüsüne kaygan bir domuz-yavrusunun,
    Bir kediden daha hızlı ve çevikti,
    Böğürtüsü metalin parçalanmasıydı.

    Domuzlar sıcak kanlıdırlar, fırın sanarlar kendilerini.
    Isırışları beterdir atlarınkinden -
    Doğrarlar bir yarımayı bir güzel.
    Yanmış kömür ve ölü kedileri tıkınırlar.

    Yüceltmeden ve hayranlıktan çoktan çekmiş
    Elini eteğini buradaki domuz.
    Uzun uzun baktım ona. Sonra başladılar
    haşlamaya onu.
    Haşladılar ve parlattılar bir kapı eşiği gibi.

    (Türkçeye çeviren: İsmail Aksoy)