Tersane Tıp Mektebi Tarihi

Konusu 'Tarih konu anlatımı' forumundadır ve Elif tarafından 10 Temmuz 2013 başlatılmıştır.

  1. Elif

    Elif Yönetici Admin

    Tersane Tıp Mektebinin Tarihçesi


    İmparatorluğun geleceğini, denizlerde arayan Osmanlı Türkleri; Fatih, II.Beyazıt ve Yavuz devirlerinden sonra, Kanuni zamanında devletin ana politikalarından birisi haline gelmiş “Haliç Tersanesi” genişletilmiş ve “Asırlar boyu Türk Denizciliğine önemli bir sanayi kolu olarak hizmet etmiş, büyük Türk denizcilerinin yetişmesine mektep rolü oynamış, Bahriye Askerinin talim ve terbiye yeri, esnaf ve sanatkarlarının geçim kaynağı olmuş ve bütün denizcilik işlerinin yürütüldüğü bir beyin vazifesi görmüştür.”

    Sonradan, tersane ve gemilerde; birer hekim ve cerrah ve donanmada hekimbaşı ve cerrah başı bulundurma lüzumu bu yerde bir tıp mektebi kurulmasına imkan hazırladı ve bugünkü deniz hastanesi, 1805’te kuruldu. Tersane tıbhanesinde; tıp tahsili yapacak olan talebelerini kat’i suretle himayeli güruhundan yani hatırlı kimselerin evlatlarından olmamaları şahet varsa bunların derhâl mektepten çıkartılması hususu ayrı bir madde olarak ele alınmıştır. Bu suretle hem hatır, gönül ve şefaatle talebe alınmasının önüne geçilmiş oluyor, hem de kabiliyetli gençlere fırsat veriliyordu.

    Tıp ve cerrahlık fenleri ve diğer hususları kapsayan 1807 tarihli nizam namede dikkati çeken bir madde tıb talebelerinin İstanbul ‘da bulunan eczacı dükkanlarında çalışarak İtalyanca öğrenmeleri eczacı dükkanları gediklerinden biri münhal olursa, bu gedik, tercihle istekli bir tıp talebesine verilmesiydi. Daha sonraları öğrenilen Fransızca, İtalyanca'nın yerini aldı.
    Tersane tıp mektebinin, alemdar vakasından sonra faaliyetlerine son verilmiştir.

    Görüldüğü gibi; Türkiye’de modern tıp öğretimi II.Mahmud zamanında başlamış 14 Mart 1827 günü “Tıphane” ve “Cerrahname-i Amire” adıyla açılan iki okul 11 yıl sonra genel olarak “Mektebi Tıbbıyei Şahane” adını almıştır. Ders veren hekimlerin başına da Viyana’dan davet edilen Dr.Bernard’a getirilmiştir. O günlerin ünlü hekimbaşısı Abdül-Hak Molla’da Tıbbıye Nazırlığı’na atanmıştır. Asker olsun, sivil olsun pek çok genç doktor olarak yetiştirilmiştir.
    1892’de bu iki kuruluş birleştirildikten başka, Haydarpaşa’da bir tıbbiye binasının da inşaasına başlanmış. 1903’te askeri tıbbiye olarak açılan bu binanın üst katı 5 yıl sonra bir klinik haline getirilmiştir. Mülk-i Tıbbiye’nin de Haydarpaşa’ya taşınmasıyla bu kuruluşa “Tıp Fakültesi” adı verilmiştir.