Timuçin Özyürekli Şiirleri

Konusu 'Ünlü Şiirler' forumundadır ve webkolik tarafından 17 Ağustos 2012 başlatılmıştır.

  1. webkolik

    webkolik Süper moderatör Yönetici

    Timuçin Özyürekli Bütün Şiirleri

    Timuçin Özyürekli Şiirleri sözleri

    BİR GÜN ANLARSIN

    en güzel aşklar da biter
    kristal gözyaşları dökülür solgun yanaklara
    posterli duvarlarda kalır güçlü yumruk izleri
    geceyi yırtar çığlıklar karşılıksız hıçkırıklar
    sonra bir ses kulaklarda küçük bir "elveda..."

    en güzel aşklar da biter
    sanma sonsuza kadar sürer yaşanan mutluluk
    bazen karanlık örtemez hayatın çılgın burgacını
    koşsan avuçlarında binlerce güvercin yavrusuyla
    telefonlar suskundur kapılar sağırdır çınlamalara

    en güzel aşklar da biter
    her şey bir suyun akışı gibi geçer anında
    mevsimler değişir kuruyan çiçekler üzerinde
    başka elleri tutsan avutamaz seni bilirim
    hangi gözlere baksan karşındadır o zalim...

    en güzel aşklar da biter
    suskun acıyla yaşamak olgunlaştırır insanı
    hadi sokağa çık yüzünü yağmura&rüzgâra ver
    koynunda sapı gümüş bir hançer sakla her zaman
    örselenmiş kâlbin sızısını dindiremez türküler

    en güzel aşklar da biter
    bitmeyeni varsa da bedeli çok ağır ödenir...


    BUZDAN GÖZYAŞLARI


    hadi git artık, seni daha fazla özlemeden
    durma karış sokakların acımasız karanlığına
    sakın gözlerime bakma, bir kurşun gibi gölgen
    çıkar yüzündeki maskeni, hadi git artık...

    ... hadi git artık, kokun dağılsın yoksul odama
    ellerini yüzümde gezdirme sonra donar üşürsün
    her şeyini götür giderken hiç bir iz kalmasın
    tırnaklarınla bıraktığın yaralar yeter bana...


    FIRTINA KUŞLARI


    şarkılar söylerdi efsunlu gözlerin geceye
    üşüsem sokulur sıcak bağrına yaslanırdım
    durakta şemsiyemizi siper eder öpüşürdük
    ağzımda dalından yeni kopmuş iğde kokusu

    ellerim mektepli çocuk elleriydi yumuşacık
    son ayrılığımızdı ya da koşarak kavuşmamız
    acıyla yaslanır bir birimize yorgun ağlardık
    şimdi kalbimde dayanılmaz ağulu bir kırıklık

    bıçak kanatlı martılar göğsümüzde uyurdu
    parolamız denizden esen rüzgârın sesiydi
    yağmurla yıkanmış çınarların diplerinde
    ölmüş yatıyorlar sevgilim fırtına kuşları


    MEVSİM SONBAHAR



    yağmur dindi, rüzgâr esmiyor
    mevsim sonbahar, aylardan eylül
    sarı yüzün hüzünlü bir çağrı
    koklasam: tenin nane kokmuyor

    rüzgâr esmiyor, yağmur dindi
    bu deniz bizim mavi denizimiz değil
    telefonum çalmıyor, mektubun gelmiyor
    günler akıp gidiyor, evler sessiz

    yağmur dindi, rüzgâr esmiyor
    "ayva sarı nar kırmızı sonbahar..."
    hisarönü kahvesi: çiçek ve kilim
    aramız uzak, bakışım dağları aşmıyor

    rüzgâr esmiyor, yağmur dindi
    fotoğrafın solgun, sis içinde kâlbim
    bir şarkı mırıldansam sensiz olmuyor
    dokunsam: anılar kırılıp dağılıyor

    yağmur dindi, rüzgâr esmiyor
    şimdi sadece korkunç sessizlik
    duvarda boş bir çerçeve duruyor
    istasyon'da bıraktım gölgemi.

    ölüm kadar yakınsın bana
    hayat kadar uzak, ah sonbahar...


    MOR HÜZÜN

    şafaklar kirli, göl suları bulanık
    çıkık yanakların ne zamandır çöl
    parmakların dikenli tellerde kanar
    alıp başını gider bakire kalbim

    "-servise geç kalacağım..."

    yasak kitaplar yaprak aralarında
    sümbül kokulu mektuplar gizler
    savrulan hayat, anla beni, sorgula
    yorgun gözlerine baksam sağanak

    "-daha yeni iş buldum,
    biliyorsun..."

    kırılgan bir ses, bir çığlık
    ter sızdıran dağınık yatak
    günlere gecelere kilit gövden
    dudaklar hazır aykırı maceraya

    "-kartı zamanında basamazsam,
    mahvolurum..."

    üzerine koştukça uzaklaşan hayal
    bürümcük ipeklerde kuş figanı
    penceremden görünen gülün dalı
    yıkılan kale kaybedilen direniş

    "-kimbilir belki akşama..."

    güzel değerler adına yolculuk
    avcumdan kayıp günlere karışan
    ah, hiç büyümeyen sevgilim hayat
    olduğun yerde kal, ben giderim


    SANA UZAKTAN


    sorularla gel bana sesin titremesin
    sana yalnızlığı anlatayım, ayrılıkları
    bir kadın nasıl öpülür dudağı kanatılarak
    kirpikleri, buğulu gözleri nasıl sarılır?
    hasret ağrıları çeken yorgun yürekle
    oturup acı çaylar içelim, ağlayalım...

    sorularla gel bana sesin titremesin
    kimse bilemez özlem nedir, sevda nedir?
    düşlerde bir kadını yaşamak, istemez nedir?
    ah kimse bilemez ikimiz kadar ayrılığı,
    ağızları kapanmamış zarflarda çoğalmayı...

    sabahlar serin sakalsız yüzüm üşüyor
    bakır rengi yansımalar kavak ağaçlarında
    fısıldıyor sesin uğultular yaratarak
    gecenin apansız çöktüğü cilet tarlasında...

    sorularla gel bana sesin titremesin
    sana söz vereyim evrensel sevgilerden
    bir çocuğun kara sürülmemiş alnından
    uçup sessiz mavi bulutlara yükselen
    kanatları benekli yaban güvercinlerinden
    sana söz edeyim kuruyan dudaklarımla...

    uykuların tedirgin, ağlamaklı duruşun
    mektupsuz geçiyor yeşile boyalı günlerin
    cebinde fotoğrafı bile yok sevdiğinin
    hangi sabahtı hatırlamıyorsun bırakıp gittiğin.

    ellerin soğumuş artık, tırnakların mosmor
    yüzünde donup kalmış tarihsiz günler...