Turgut Uyar Şiirleri Büyük Saat

Konusu 'Ünlü Şiirler' forumundadır ve webkolik tarafından 3 Ağustos 2012 başlatılmıştır.

  1. webkolik

    webkolik Süper moderatör Yönetici

    Turgut Uyar Büyük Saat Bütün Şiirleri


    AŞK İÇİN

    aşk için söylediğim her şeyi bir daha söylerim
    sakin mutsuz ya da yırtıcı
    herkesin ağzındaki o sonsuz acı
    belki de bundandır

    nasıl ayrı yaşarım inandığım şeylerden
    onları elbette bir daha bir daha söylerim
    usul usul ve usla birlikte akıcı
    kandır

    aşk isterim, aşk olsun isterim
    yaşamanın sonu ölümün başlangıcı
    kıyılarda yürürüm, sindiririm kıyıları

    of güçlü macun içine kat beni
    kanım koyulaştırsın kırmızıyı
    anadoluda bir yerden bir yere giden biri
    belki bir kirazı hatırlar
    bir denizi kesinlikle hatırlamaz
    belki hepsini birden hatırlar da bilemez
    ne zamandır

    akşolsun ne zaman
    aşkolsun tiyatro geceleri
    aşkolsun “bravo” sesleri
    aşkolsun anadolu otobüsleri


    BİR YAZI ANLAMAK

    ..kışsa
    zordur bir yazı anlamak.

    gerçekten kurtulamadım o yaz gününden
    papatya firengi ve haritalar
    suskunluk uzay ve bütün öbür şeyler
    kim nasıl tanıyorsa beni öyleydim işte
    sağ tarafımda deniz solumda rüzgâr
    aldığım son solukla

    kıvılcım gibiydim cıgaraydım
    olur olmaz şeyleri
    ve eski yalıları yakmaya
    tanıdığım hiç kimse
    istemiyordu sorulmasını
    geldiği ülkenin

    sen sor haziran
    duruldum
    sonraları Selânikli bir kadının elinden
    bildiğimiz rakıyı içtim
    o ne günler güneşler
    o ne şarkılardı
    Selânik kaç para
    İstanbul umurumda mı
    bir zamanlar
    bir çocuk olduğum geçti aklımdan
    o da çocuktu bir zamanlar
    bir yazı anlamak
    zordur ve anlamlıdır
    bana kalırsa
    en saygın işidir bir kişinin

    çünkü güneş ve kalın mavi
    insana hiçbir şey hatırlatmaz
    öyle ki toparlar hayatın kalbini
    ve o zaman
    çökelir yaz
    tutarak kendi kalbini
    umutlar sarıya bırakır kendini
    gül uzar karanfil kokar
    o zaman sorarım
    şimdi mi

    ve biz
    bir yazı o zaman anlarız belki



    SÖYLENİR


    söylenir ve yarım kalır
    bütün aşklar yeryüzünde
    bir kaktüs bol sudan nasıl
    nasıl çürürse öyle

    en sevdiğim temmuzdu aylardan
    hazirana benzediği için biraz
    biraz da kendiliğinden
    belki de müşteriye iyi davranan
    efendi bir bakkal kimliğinde

    nasıl mutlu oldum iki yaz
    nasıl mutlu oldum kardeşler
    salkımsöğüt bir ben iki
    bir üçüncü var mıydı bilmiyorum
    üçüncü vardı elbet
    bir yaban ördeğinin sevincini taşıran
    bir sonbahar gibi köpüren
    temmuza benzese de
    öyle oldum ki anlatamam
    sıcak yaz
    solgun bir coğrafya gibi belleğimde
    şapkalar çiçekler eski elbiseler
    geçmişi olan eski elbiseler
    denizden çıkan bir ışık
    unutulmuş bakımsız arka bahçeler
    öyle oldum ki anlatamam
    her mevsimde sonbaharı taşlayan
    bir çocuk nasıl olursa öyle
    belki de bitip tükenmeyen
    bir fetih döneminde
    atlar nasıl kişnerse
    yani durgun bir suyun
    erguvandan aldığı renkle
    gidip geldim caddelerde
    Fatih nerdeydi Samatya nerde
    nerden gidilirdi Üsküdar’a
    düşünüp durdum günlerce

    anlatamam ormanların ettiğini
    nasıl dayandım o mutluluğa
    tükenmez bir ışık olan mutluluğa
    deniz ve ışık olan
    karmakarışık bir mutluluğa
    nasıl

    şimdi bir şarap gibiyim
    coğrafyasız
    eskimeye bırakılmış fıçısında


    ŞAŞIYORUM GÖZYAŞINA

    artık şaşıyorum gözyaşına
    hiç unutamam çünkü pazarcıların
    haftanın her günü öteye beriye
    gözyaşı taşıdığını

    yukarlarda en uzaklarda
    bir orman kaçkınının
    ormana sığındığını

    mülküm benim
    örneğin senin gözyaşın bir hayvandır
    önümden uzun tüyleriyle kaçan
    sularımı kana kana akıttığım dağlara
    haziranın onunda
    bir çocuğumuz olacağını biliyordum
    ayrıca biliyordum ki
    çocuğumuz olsa da olmasa da
    bir bölüğü çocuktur insanların

    artık şaşıyorum gözyaşına
    mutsuzluğun harcını pekiştiren
    çaresizliğin gözyaşına
    binlerce beygir bir ovayı arşınlarken
    yepyeni dişleriyle binlerce tay
    ve sonsuz giyimiyle büyük hayat
    kuşanırken en mavisini
    güvercin toplayarak geldim öteden beriden
    ona şaşıyorum
    ki hepsi hiç değilse bir kere nisan görmüşler

    şimdi artık serinle mülküm
    çıkar pabucunu ve gözyaşını
    ellerin bir demet güvercin olarak
    uçursun uzaklara yukarlara sevdamızı
    taşınmaz hiçbir şeyini tutma
    aldığın soluk verdiğin kadar olsun
    dağlar ve ateş ve kan varken
    şakaklarım zonguldak gibi uğuldarken
    şaşıyorum gözyaşına


    KALBİNDİR

    her şey benim kalbimdir
    söküp aldığım kardan
    kardan söküp aldığım
    çocuksuz bir anne gülüşüyle
    her şey benim kalbimdir
    çünkü pek yaraşmaz bu dünyaya

    doğru mu değil mi bilmiyorum
    kentler büyüyüp gidiyor ya aldırma
    başka bir yaşama tutturmalı diyorum
    köprü korkuluklarına
    ufak buluşmalara yaslanan
    yani tuzun amcası, sevincin
    öz kardeşi olan
    en küçük bir kuşun gözleriyle
    dünyaya baktığın zaman
    her şey benim kalbimdir

    her şey benim kalbimdir ki bilirim
    kimsenin olmadığı bir yerde
    ölümü denemek isterdin
    hiç değilse bir defa
    nisansız bir serçe gibi
    herkesin gözlerine saçlarına
    avuçlarına dolanan
    ama nisan olsa da olmasa da
    serçeler benim kalbimdir

    şimdi ey mayısımın son haftası
    dağda tükenmezdi geçmiş zaman
    bilemezsin
    nasıl algılıyorum çıplaklığını
    ellerim nasıl değiyor uçlarına
    bir yerden bir mavi gibi
    bir yerden bir rüzgâr
    herkes nasıl sanırsa kendini öyle
    tastamam öyle tastamam
    her şey benim kalbimdir diyorum

    her şey kalbimdir diyorum
    ve işte o zaman
    ölüme eşitliyorum aklığını


    AĞAÇLAR UYUYOR

    kalktım ki
    akılalmaz bir kış sonu
    kuru fasulyeler soğanlar sarmısaklar
    filiz veriyor
    patatesler bile

    herkesin göğsü vurur
    iyi olmasa bile
    patatesler bile

    çılgın bahar, kanımı eskittin tazeliğinle
    adın biraz sonra geçecek defterimde
    ah o nasıl hazin bir yapraktı
    nasıl yapraktı
    artık unutmam

    gecelerimde
    kıyıdan ve yeşilden ve denizden boğuluyorum
    ne sabah var ne akşam
    kalktım ki
    evet
    ne sabah var ne akşam
    şimdi ben bundan sonra
    hangi türküyü çalsam

    kalktım ki şaşırdım
    önümde pencere geride deniz
    gök felâket
    ağaçlar uyuyor daha

    kalktım ki evet
    ağaçlar uyuyor
    nisan ölümleri umursamıyor
    insanlar habersiz
    ağaçlar uyuyor
     

  2. webkolik

    webkolik Süper moderatör Yönetici

    Cevap: Turgut Uyar Şiirleri Büyük Saat

    BİNLERCE

    binlerce pazartesi geçti ömrümde
    hangisiydi o çıkaramıyorum
    bir kiraz yediğimi hatırlıyorum kurtluydu
    demek oldukça eski

    bir de saçmasapan şeyler
    bir kızın dizaltını örneğin
    bir adamın çirkin sigara içişini

    nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada
    hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna
    kimsenin soyunu sopunu bulmak görevim değil
    kendi öykümü düzenlemek yetiyor bana
    güzel bir öğle vakti
    eski güzel bir akşamı hatırlayarak
    sonra dopdolu şeyler
    damacanalar gibi
    içim kabarıyor

    sonu olsun diyorum
    neyin sonu ama
    hiç değilse bu taş basamakların


    DÜNYADA DÜN YOKTUR

    aslında sözcüklerin büyüsü beni kandıran
    dünyada dün yok mudur, vardır
    dünkü ellerim ayaklarım gibi vardır
    dünkü bir tren bileti gibi
    çünkü dün Onun gittiği trenin ardından
    düzleri ovaları düşünüp
    sanki ne kadar dağlandım

    çünkü uzak güneş yakın ay
    dün yoktular
    ama dün
    vardı kendi başına
    işte yarım kafiyeli kırık şarkılar
    bir hüznün günden geceye göçü
    bir aynalı çarşıda hep duran zaman
    – sizi göremedim uzun zamandır
    işte şunlar bunlar
    çünkü dün vardır

    ama Mehmet’in gittiği gemi döndüğü zaman
    belki leylâklar da vardır, olacaktır
    renkli gözlüklerle dolaşacaktır belki insanlar
    ellerini eski dünlere uzatıp
    birbirleriyle eski dünleri konuşup ya da
    giyilen bir ceketi hatırlayıp
    dünkü bir kahkahaya gülündüğü zaman
    eski bir yaz gününde
    kahkahalarla güldüklerini

    oysa Onun gittiği uçak dönünce
    Kesin! Dün var mıdır?
    bilmem ama yarın yoktur dünyada




    ACIYOR

    Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
    Dikey ve yatay mutsuzluktan
    Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
    sevgim acıyor

    Biz giz dolu bir şey yaşadık
    Onlar da orada yaşadılar
    Bir dağın çarpıklığını
    bir sevinç sanarak

    En başta mutsuzluk elbet
    Kasaba meyhanesi gibi
    Kahkahası gün ışığına vurup da
    ötede beride yansımayan
    Yani birinin solgun bir gülden kaptığı firengi
    Öbürünün bir kadından aldığı verem
    Bütün işhanlarının tarihçesi
    Bütün söz vermelerin tarihçesi
    sevgim acıyor

    Yazık sevgime diyor birisi
    Güzel gözlü bir çocuğun bile
    o kadar korunmuş bir yazı yoktu
    Ne denmelidir bilemiyorum
    sevgim acıyor
    Gemiler gene gelip gidiyor
    Dağlar kararıp aydınlanacaklar
    Ve o kadar

    Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
    Sonbahar geldi hüzün
    Kış geldi kara hüzün
    Ey en akıllı kişisi dünyanın
    Bazan yaz ortasında gündüzün
    sevgim acıyor
    Kimi sevsem
    Kim beni sevse

    Eylül toparlandı gitti işte
    Ekim filan da gider bu gidişle
    Tarihe gömülen koca koca atlar
    Tarihe gömülür o kadar


    GÜNLER GEÇER


    günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni
    kim bilebilir ki kimi neyi eskittiğini
    ben ne kadar önemserdim kendimi hay allah
    sen ne kadar kumraldın aynalarda hay allah
    temmuz tam bu işe göredir bana kalırsa
    gel bağışlayalım birbirimizi