Üç Turunçlar Masalının Özeti

Konusu 'Kısa Özet Bilgiler' forumundadır ve Nehir tarafından 9 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Üç Turunçlar Masalı Özeti

    BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ, Allah’ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellâl iken, pire berber iken, ben annemin, babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken …

    Bir padişahın bir oğlu varmış. Günün birinde canı sıkılmış, düşmüş yollara… Yolda giderken bir dervişe rastlamış. Derviş şehzadeye: “Şehzadesin, güzelsin, bu yollarda ne gezersin?” demiş. Şehzade de derdini anlatmış.

    Derviş: “Ya, öyle mi?” demiş. “Dur sana üç tane turunç vereyim. Ama, sakın çorak yerde kesmeyesin,” demiş.

    Oğlandır turunçları almış, yollara düşmüş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, altı ay, bir güz gitmiş, bir de arkasına bakmış ki bir arpa boyu yol gitmiş. Gide gide bir yere gelmiş. Pek susamış. “Bari şu turunçlardan birini keseyim, susuzluğumu gidereyim” demiş.

    Turuncu keser kesmez şaşırmış. İçinden bir kız fışkırmış.

    — “Yandım, şehzadem, bir yudum su!” deyip yerlere serilmiş.

    Kızın öldüğünü görünce şehzade yeniden düşmüş yola… Bir zaman gittikten sonra gene susuzluk canına yetmiş, ikinci turuncu da kesmiş. Kesmiş de iyi etmiş sanki. Gene turuncun içinden ay parçası bir kız fırlamış.

    — “Yandım şehzadem, bir yudum su” deyip yere serilivermiş.

    Bu sefer şehzade ahdetmiş: Üçüncü turuncu ancak bir su başında kesecek… Uzatmayalım, bir hayli yol teptikten sonra, şehzade gelmiş engin bir dere başına… Hemen belinden hançerini çekip turuncu kesmiş ki, içinden ayın on dördü kadar güzel, sırma saçlı, keman kaşlı, badem gözlü, şirin sözlü bir dilber fırlamış.

    — “Yandım, şehzadem, bir yudum su!” demesine kalmadan şehzade kızı dereye atmış. Kız kana kana kaynak suyu içmiş. Çıkmış ki tirtir titrer.

    Oğlandır bunu görünce kadife kaftanını kızın omuzlarına sarmış. Onu derenin içinde bir kayaya oturtmuş.

    — “Varayım anama, babama haber salayım, geleyim seni Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle kendime eş edeyim” demiş, gitmiş.

    O gidedursun, biz gelelim peri kızma… Kız bir beklemiş, iki beklemiş, üç beklemiş, bakmış gelen giden yok. İçine bir garipliktir çökmüş. Tam o sırada, yakınlarda çergi kuran Çingeneler’den birinin kızı, su almak için dereye gelmiş. Peri kızını görünce şavkından gözleri kamaşmış.

    — “Kız, orada yalnız ne oturursun, beni de yanma alsana?” demiş.

    Kız da elini uzatıp onu yanma çekmiş.

    Çingene: “Aman! Sen ne güzel şeysin, ne güzel saçların var!” diye kızın saçındaki iğneyi çekmiş almış. Çekmesiyle kız bir kuş olup pırrr! diye uçmuş, gitmiş. Çingene kızı şaşadursun, iğneyi saçlarına iliştirekosun, şehzade çıkmış, gelmiş.

    — “Sana ne oldu böyle? Simsiyah olmuşsun!” demiş.

    — “Ne olacak, seni beklerken güneş vurdu, karardım.”

    — “Ya niye sıskalaştm?”

    — “Seni beklerken kurudum…”

    Bunun üzerine şehzade, çaresiz, kızı almış, babasının sarayına götürmüş. Kırk gün kırk gece düğün yapmışlar, evlenmişler. Ertesi sabah, sarayın bahçıvanı erkenden gülleri ayıklarken bir kuş gelmiş konmuş gülün dalma. Bahçıvan bakmış kuşun haline, bunda bir acayiplik var. Kuştur dile gelmiş:

    — “Şehzade, uyusun, üstünü dikenler bürüsün… Bastığı yerler kurusun…”

    Kuş, bunları söylemiş, pırrr! diye uçmuş gitmiş. Bir gün, beş gün, bahçedeki bütün dallar kurumaya başlamış. Bunun üzerine, şehzade bahçıvana çıkışmış. İhtiyar bahçıvan: “Bu felâket benden değil, kuştandır” diye, olanları anlatmış. Şehzade düşünmüş, taşınmış, doluya koysa almıyor, boşa koysa dolmuyor, ne yapsın?

    Bir sabah erkenden kalkmış, ökse kurmuş, kuşu tutmuş, kafese koymuş. Çingene kızının başından iğneyi alıp denemek için kuşun başına takınca, sevgilisini yeniden bulmuş. Bunun üzerine, hemen Çingene kızını çağırıp sormuş:

    — “Kırk satır mı istersin, kırk katır mı?”

    — “Kırk satırı ne yapacağım! Kırk katır ver ki babamın çergisine gideyim…”

    Şehzadedir Çingene kızını kırk katıra bağlatır, adamları verirler kırbacı katırlara, hayvanlar parlayıp ürkünce Çingene kızı lâhzada kırk parça olur, cezasını bulur. Biz gelelim şehzadeye… Yeniden kırk gün kırk gece düğün dernek yapılır. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…