Ünlü Şairlerin Bursa Şiirleri

Konusu 'Ünlü Şiirler' forumundadır ve Lavinia tarafından 10 Eylül 2012 başlatılmıştır.

  1. Ünlü Şairlerin Bursa İle İlgili Şiirleri

    Ünlü şairlerden Bursa şiirleri

    BURSA'DA ZAMAN

    Bursa’da bir eski cami avlusu
    Küçük şadırvanda şakırdayan su,
    Orhan zamanından kalma bir duvar
    Onunla bir yaşta ihtiyar çınar,
    Eliyor dört yana sakin bir günü
    Bir rüyadan arta kalmanın hüznü,
    İçinde gülüyor bana derinden
    Sanki bir hatıra serinliğinden,
    Ovanın yeşili, göğün mavisi
    Ve mimarilerin en ilahisi.
    Bir zafer müjdesi burda her isim,
    Yekpare bir anda gün, saat, mevsim,
    Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın,
    Hala bu taşlarda gülen rüyanın.
    Güvercin bakışlı sessizlik bile
    Çınlıyor bu eski zaman vehmiyle...
    Gümüşlü: Bir fecrin zafer aynası,
    Muradiye: Sabrın acı meyvası,
    Ömrümün timsali beyaz Nilüfer,
    Türbeler, camiler, eski bahçeler,
    Şanlı menkıbesi binlerce erin,
    Sesi arşa çıkan hengamelerin
    Nakleder yadını gelen geçene
    Bu hayalde uyur Bursa her gece.
    Her sabah onunla uyanır, güler,
    Gümüş aydınlıkta serviler, güller,
    Serin hülyasıyla bahçelerinin
    Başındayım sanki bir mucizenin,
    Su sesi ve kanat şakırtısından
    Billur bir avize Bursa’da zaman.
    Yeşil Türbe’sini gezdik dün akşam
    Duyduk bir musiki gibi zamandan
    Çinilere sinmiş Kur’an sesini
    Fetih günlerinin saf neşesini
    Aydınlanmış buldum tebessümünle
    İsterdim bu eski yerde seninle,
    Baş başa uyumak son uykumuzu
    Bu hayal içinde... Ve ufkumuzu
    Çepeçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
    Havayı dolduran bu uhrevi ahenk.
    Bir ilah uykusu olur elbette
    Ölüm, bu tılsımlı ebediyette
    Belki de rüyası eski cedlerin
    Beyaz bahçesinde su seslerinin.

    Ahmet Hamdi TANPINAR

    BÜLBÜL


    Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
    Nihâyet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
    Şehirden kaçmak isterken sular zâten kararmıştı;
    Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
    Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...
    Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.
    Muhitin hâli 'insâniyyet'in timsâlidir, sandım;
    Dönüp mâziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!
    Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
    Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
    O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
    Ki vâdiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.
    Ne muhrik nâğmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi:
    Ağaçlar, taşlar ürpermişti, güyâ Sur-ı Mahşerdi!


    -Eşin var, âşiyânın var, baharın var, ki beklerdin;
    Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?
    O zümrüd tahta kondun, bir semâvi saltanat kurdun;
    Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.
    Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
    Gezersin, hânumânın şen, için şen, kâinâtın şen.
    Hazansız bir zemin isterse, şâyed ruh-ı ser-bâzın,
    Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkum-ı pervâzın,
    Değil bir kayda, sığmazsın -kanatlandın mı- eb'ada;
    Hayâtın en muhayyel gâyedir ahrâra dünyâdâ.
    Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perişandır?
    Niçin bir damlacık göğsünde bir umman huruşandır?
    Hayır, mâtem senin hakkın değil...Mâtem benim hakkım:
    Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
    Teselliden nasibim yok, hazân ağlar bahârımda:
    Bugün bir hânumansız serseriyim öz diyârımda!
    Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
    Serâpâ Garb'a çiğnettim de çıktım hak-i ecdâdı!
    Hayâlimden geçerken şimdi; fikrim hercümerc oldu,
    Selâhaddin-i Eyyubi'lerin, Fâtih'lerin yurdu.
    Ne zillettir ki: Nâkuus inlesin beyninde Osmân'ın;
    Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!
    Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzi serâb olsun;
    O kudretler, o satvetler harâb olsun, turâb olsun!
    Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden Yıldırım Hân'ın;
    Şenâ'atlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan'ın;
    Ne haybettir ki: Vahdet-gâhı dinin devrilip, taş taş,
    Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!
    Yıkılmış hânumanlar yerde işkenceyle kıvransın;
    Serilmiş gövdeler, binlerce, yüzbinlerce doğransın!
    Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...
    Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

    MEHMET AKİF ERSOY