Varyasyon Nedir Tanımı

Konusu 'Web Sözlük' forumundadır ve Demir tarafından 18 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Varyasyon Ne Demek

    Varyasyon, çeşitleme olarak da bilinir, müzikte melodi, armoni ya da kontrpuanı değiştirmeye dayalı temel tekniktir. En basit türü çeşitleme öbeğidir. Bu tür kompozisyonda iki ya da daha çok cümle parçacığı aynı müziksel malzemeye dayanır ve bu malzeme her defasında farklı çeşitleme teknikleriyle işlenir.
    Rönesans vokal müziğinde başlıca iki çeşitleme tekniği vardı. Bunlar strofik (her kıtasında aynı müziğin kullanıldığı) şarkılarda görülen kontrpuan çeşitlemeleri ve bir missa ya da motette bir temel ses üzerinde yapılan çeşitleme öbekleriydi. Çalgı müziğinde ise, sonraki çağlar için çok önem taşıyan farklı bir çeşitleme türü görülmeye başladı. Günümüze ulaşmış en eski çalgı müziği örnekleri, çoğunlukla iki ayrı parçadan oluşan dans müzikleridir. Bu iki parçanın da melodisi aynı, ama tempo ve ölçüleri farklıdır. 15. yüzyılın sonlarıyla 16. yüzyılın başlarında ingiliz besteciler, özellikle figür çeşitlemesiyle ilgilenerek bu alanda ustalaştılar. Geç Rönesans’tan kalma birkaç parçada buna yakın, ama önemli ölçüde farklı bir teknik kullanılmıştı; melodiyi taşıyan figür bas sesteydi, izleyen çeşitlemelerde de bu ses temel ya da sürekli bas olarak korunuyordu.
    Barok dönemin ilk yıllarına rastlayan 17. yüzyılın başlarında besteciler, en alt seste sürekli yinelenen melodiyi taşıyan figürler kullanarak kısa parçalar bestelemeye önem verdiler. Bas sesler çevresinde gelişen zengin, çok süslü melodilere yöneldiler. Parçanın temel yapısını yalnızca melodiye dayandırarak bütün yetenek ve hayal güçlerini bu konu üzerinde yoğunlaşırdılar.
    Passacaglia ve chaconne danslarının müziği de, akor yürüyüşlerine dönüşerek çeşitleme türünün ortaya çıkmasına yol açmıştı. Passacaglia, strofik şarkıların kıtaları arasında ritornello (kısa bir çalgı parçası) biçiminde gitarla çalman bir akor düzeyindeydi. Hemen hemen aynı zamanda, gene gitar alıştırma kitaplarından alınmış bir başka akor yürüyüşü olan chaconne üzerine de çeşitlemeler yapılmaya başladı. Sonradan yapılan bir ayrıma göre passacaglia, bas sesinde yinelenen bir melodi üzerine, chaconne ise, yinelenen bir armoni düzeni üzerine kurulan çeşitleme öbeği sayıldı.
    Claudio Monteverdi’nin sekizinci madrigal kitabında yer alan Amor, Lamento della nimfa (Aşk: Nympha’nın Yakınması), dört notalı inici bir figür üzerine kuruluydu. Soprano sesin söylediği bir yakınma bölümüyle üç erkek sesinin buna verdiği karşılık parça boyunca hiç değişmeden tam 34 kez yinelenen bu figüre dayanıyordu. Monteverdi melodi yaratmadaki dehası ve bu dokunaklı temayı ustaca ele alışıyla dinleyiciyi etkileyerek baştaki yinelemelerin hiç fark edilmemesini sağlayabilmişti.
    Barok dönemde en yaygın ve önemli çeşitlemeler bas üzerine yapılanlardı. Ama besteciler başka çeşitleme türlerini kullanmayı sürdürdüler. Figür kontrpuanlı çeşitlemenin gerçek anıtlarından biri sayılan J. S. Bach’ın Goldberg Çeşitlemeler?nâz 16;+16 ölçülü uzun temayı izleyen 30 çeşitlemenin ardından ilk ezginin yinelenmesine dönülüyordu. Bu çeşitlemelerde birbirinden çok farklı ölçü ve tempolar kullanılmıştı. Armoni ve tonalite açısından durağan bir yapı, bütün çeşitleme türlerinin ortak özelliğidir. Bir melodiye, basa ya da armoni dizisine bir kez yer verildikten sonra, bunlar aynı uzunlukta, aynı cümle ve armoni öğeleriyle ve her kez aynı tonalitede olmak üzere yinelenir. Çeşitlilik ve doruğa ulaşma duygusu, ses sayısı ve dokudaki karşıtlaşmayla, melodi süslemelerinin zenginliği ve karmaşıklığıyla, zaman zaman da ölçüde ve tempodaki değişikliklerle sağlanır.
    18. yüzyıl ortalarında müzik yapısı anlayışında büyük bir değişiklik oldu; besteciler armoniye ve tonal bir hedefe yönelişe daha çok önem vermeye başladılar. Bir bestenin başladığı tonalitede bitmesi gerektiği kabul ediliyordu. Daha da önemlisi, öbür tonalitelerin önemi, aralarındaki ilişkinin zayıf ya da kuvvetli olmasına göre belirleniyordu. Beste, başlangıç notasından ya da tonikten başlayarak birtakım tonaliteler içinde gezinmeliydi. Bu, parçaya bir tonal hareketlilik duygusu kazandırıyordu.
    Solo çalgılar için de çeşitlemeler yazılıyordu. Bunların çok bilinen örnekleri Mendelssohn’un Opus 54 Ciddi Çeşitlemeler’iyle (1841) Beethoven’in Diabelli Çeşitlemeleri’ dir. Ama klasik-romantik dönemde çeşitlemede iki önemli yön belirdi. Bunlardan birincisi çok bölümlü bir oda müziği ya da orkestra yapıtında bir bölüm olarak kullanılabilen “toplu çalış çeşitlemeleri” denebilecek türdü. İkincisi ise, temanın öncekinden çok daha özgür bir biçimde işlendiği serbest çeşitlemelerdi.
    Toplu çalış çeşitlemelerinin en başarılı ve ünlü örneklerini veren ilk önemli besteci Haydn’dı. Do Majör Keman ve Piyano Sonatı’nda ve Re Majör Av Borusu Senfonisinin son bölümünde bu tür çeşitlemeler kullanmıştı. Mozart’ın toplu çalış çeşitlemeleriyse daha çok melodi çeşitlemeleriydi. Bunun örnekleri K. 377 Fa Majör Keman Piyano Sonatı’nda ve K. 581 Klarnet Beşlisi’nde görülür. Schubert “Die Forelle” (Alabalık) adlı şarkısını, Opus 114 La Majör Piyano Beşlisi’ndeki (Alabalık Beşlisi) melodi çeşitlemelerine temel aldı.
    Bu dönemde çeşitleme tekniklerini en çok kullanan ve bunları günün bazen birbiriyle çelişkili de olabilen müzik üsluplarına başarıyla uyarlayabilen iki besteci Beethoven ile Brahms olmuştu. Dokuzuncu Senfoni’nin son bölümü, Beethoven’in çeşitleme formunu nasıl özgün ve rahat biçimde ele aldığına ışık tutar. Onun en güzel çeşitlemeleri Üçüncü Senfoni (Eroica), Opus 111 Do Minör Piyano Sonatı ve Opus 132 La Minör Yaylı Çalgılar örütünsü’ndekilerdir. Brahms’m kullandığı çeşitlemelerde geriye dönüş daha belirgindir. Temayı çok çeşitlendirdiği durumlarda bile çoğunlukla temel yapısını korumuştur.
    19. yüzyılın son yıllarıyla 20. yüzyılın ilk yansında çeşitleme repertuvarı genişlediyse de, serbest çeşitleme tekniğinin ötesinde çarpıcı bir yenilik sağlanmadı. Serbest çeşitleme, temadaki küçük figürleri geliştirip ritim değişiklikleri yaparak temayla çeşitleme arasındaki melodi ilişkisini koruyordu.
    Ama bu dönemin en önemli yeniliği, Arnold Schoenberg’in ve öğrencilerinin ya da onunla işbirliği yapan bestecilerin geliştirdikleri on iki ton tekniği oldu {bak. oniki ton müziği). Bu teknikle yazılmış herhangi bir parça, kromatik dizideki 12 ton üzerinde sürekli bir çeşitleme olarak kabul edilebilir.
    Çeşitlemede bestecilerin olduğu kadar, yorumcuların katkısı da önemlidir. Örneğin barok dönemde bestecinin ezgisini seslendirirken, parlak ve anlatımsal figürler, kısa bölümler ve titretimler katmak, süsleyip işlemek temel bir şan becerisi sayılırdı. Yorumcular seslerinin güzelliğiyle olduğu kadar, süslemedeki becerileriyle de değerlendirilirdi; her yorumcu süsleme konusunda kişisel bir üslup oluşturmaya çaba gösterirdi. Geç baroğun en popüler vokal biçimi olan da capo aria da (bak. arya) bir çeşitleme biçimiydi. Da capo aria’da birinci bölümü, melodisi, bazen de tonu ve temposuyla ona karşıt olan ikinci bölüm izlerdi. Bunun ardından şarkıcı birinci bölümü aynen yinelerken, bir yandan da seslendirme yeteneğini ortaya koyardı. Günümüzde de caz, yorumlamada çeşitlemeye özellikle ağırlık veren bir müzik türüdür. Caz müzik- çisi, çaldığı parçaya teknik becerisi ve yaratıcılık yeteneğini katarak geliştirdiği kişisel çeşitleme üslubuyla dehasını ortaya koyar.
    Başka kültürlerin müziğinde de Batı müziğinden farklı ve organik çeşitleme tekniklerine rastlanır. Örneğin Hindistan’ın güneyine özgü sanat müziği, belli bir raga üzerine çeşitleme parçalarından oluşan bir demet anlayışını temel alır. Raga, kavramsal olarak Batı müziğindeki temadan daha karmaşıktır; özel bir ses dizisi kalıbından, çeşitli melodi düzenlerinden ve kendine özgü melodi ilişki ve parçacıklarından oluşur. Oldukça farklı bir çeşitleme anlayışı da Endonezya’nın gamelan müziğinde görülür. Bunda çeşitlemeler birbirini izlemek yerine eş zamanlı çalınır. Orkestranın bazı üyeleri kendi çeşitlemelerini aynı anda, aynı ezgi üzerinde yaparlar. Aykırı seslilik (heterofoni) adı verilen bu teknik son derece karmaşık, statik bir çeşitlemeye yol açar.