Victor Hugo Sefiller Kitabının Kısa Özeti

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve Nehir tarafından 8 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. Victor Hugo Sefiller Kitap Özeti Kısa

    Roman beş cilt ve her biri bir roman büyüklüğünde beş kitaptan oluşuyor. Sefiller, Jan Valjean (Jan Valjan) ve polis müfettişi Javert (Javer) arasında sürüp giden bir kovalamacanın, kız kardeşinin çocuktan için ekmek çaldığı için beş yıla mahkum edilen Jan Valjean’ın öyküsüdür.

    Jan Valjean, -yalnızca- bir somun ekmekten dolayı kürek cezasına çarptırılır, birkaç kez kaçma girişimiyle cezası on dokuz yıla çıkar. 1815′te serbest kalır, ama hapisten sonra inançlarını yitirmiş, topluma öfke ve kin duymaktadır. Sefil bir halde ” D” kasabasına gider, burada kasabanın piskoposundan gördüğü iyilikle ruhu aydınlanır. Çünkü Piskopos ona çok iyi davranır. Jan Valjean yıllar sonra böylesine güzel bir davranış karşısında çok mutlu olur. Ne var ki Jan Valjean bu güzel davranışı görmez, Piskoposun gümüş yemek takımlarını çalmakla karşılık verir. Ancak yakalandığında polis, yüzleştirmek için Piskoposun karşısına getirdiğinde ise, Piskopos yine güzel davranışın bir başka seçkin örneğini verecek, yemek takımlarını kendisinin hediye ettiğini söyleyecek, dahası ona “Şamdanları unutmuşsun” diyecektir.

    Jan Valjean, bu kez Piskopostan özür dileyip artık hayata dürüst ve erdem sahibi iyiliksever bir insan olarak yeniden başlayacağına söz verir. Fransa’nın kuzeyinde ucuz mücevher imalatçılığı yaparak yaşamaya başlar. Geçmişini gizler, kısa sürede zengin olur ve herkesin sevgisini kazanarak, kasabaya belediye başkanı seçilir.

    Ne var ki Jan Valjean’ın geçmişini gizlemesi kuşkuları üzerine çeker. Polis Javert, bir hırsızlık olayından yola çıkarak, araştırmalara başlar. Konu “D” kasabasındaki hırsızlık olayına kadar gelir. Jan Valjean’ı tutuklayacaktır ki, aynı adı taşıyan bir başkası tutuklanır. Bunun üzerine polis Javert, Jan Valjean’dan özür diler, böyle bir yanlışlık karşısında istifa etmek ister, ancak istifası kabul edilmez. Konu kapanır. Ne var ki Valjean’ın ahlâkı, kendi yerine bir başkasının hapsedilmesine izin vermez. Mahkemeye gider, gerçeği anlatarak, suçlu olduğunu söyler. Teslim olur ve hapishaneye girer. Bir gece yattıktan sonra kaçar.

    Jan Valjean, teslim olmadan önce sakladığı -hak ederek kazanılmış- paralarını alır, eski bir fahişe olan Fantina’nın ölümünden sonra üvey anne babası tarafından kötü yetiştirilen, Fantina’nın kızı Cosette’i (Kozet) bulur ve onu da yanına alarak bir manastıra sığınır. Manastırın bahçıvan olarak çalışmaya başlar. Evlat edindiği Cosette ise, rahibe okuluna gider. Sanki polis müfettişi Javert’den kurtulmuş gibidir. Güvenlik içinde yaşar. Yıllar böyle sakin geçerken, Cosette’in genç ve güzel bir genç kız olmasıyla değişir. Cosette, babası Napolyon ordusunda subaylık yapmış birinin oğlu olan öğrenci Marius’a (Maryüs) âşık olur. Zengin dedesi tarafından büyütülen Marius, her zaman haklıdan yana olan Jan Valjean gibi, 1832′de isyan eden sosyalistlerin safındadır.. Cosette ile Marius, Paris’in Luxemburg Gardens adındaki parkında tanışırlar ve Valjean’ın kendisini gizli tutmasına rağmen, gizli gizli mektuplaşırlar Paris ayaklanmıştır. Sosyalistler, 1832′de, Paris’te hanedanlığa karşı başarısız kalan bir başkaldırma hareketine başvururlar. Marius ve arkadaşları, bu başkaldırıya katılırlar. Jan Valjean da onların içindedir. Paris kanla yıkanırken, Javert ile Jan Valjean yine karşı karşıya gelirler. Jan Valjean, Javert’i ve Marius’ü ölümden kurtarır. Javert, Valjean’ı tutuklamaz. Valjean da fırsattan yararlanıp Javert’i öldürmeye kalkmaz. Ancak bu soylu davranış karşısında bütün inandığı değerlerin sarsıldığını gören Javert, hayatında ilk kez olarak, bir mahkumun, kanuna saygı duyan bir vatandaştan daha iyi bir insan olacağına inanır. Bir polis memuru olarak bugüne kadar sahte olasılılıklara göre işleri yürüttüğü inancına varır. Valjean’ı tutuklama yerine kendini öldürür.

    Başkaldıranların durumu parlak değildir. Marius ağır yaralanır ve Valjean onu yeraltındaki kanalizasyonlardan Kaçırarak kurtarır. Büyükbabasının evine getirir. Kendisini kimin kurtardığını bilmemektedir.

    Cosette’in bu genci sevdiğini anlayan Valjean, onların arasına girmeme karar verir. Cosette’nin Marius’u sevdiğini, onunla evlenmek istediğini anlar. Cosette’ye büyük miktarda para verir. Şimdi bir barones olan Cosette’nin eski bir kürek mahkumunun kızı olarak kendisinin bilinmesini istemez ve yalnız yaşamak ister. Oysa Marius, hayatım kurtaran kişinin Valjean olduğunu öğrenmiştir. İki genç, ölüm yatağında son anlarını yaşayan Valjean’a koşarlar. Yatağında onları karşılar. Bu karşılaşmada duygusal anlar yaşanır. Her üçü de gözyaşlarını tutamaz. Ölüm yatağında bile onlann mutlu olmasını dile getirir. Yıllarca önce piskoposun büyük bir erdemli davranışla kendisine hediye ettiği ve böylece ruhunu kazandığı gümüş şamdanları Cosette’e verir. Cosette ve Marius evlenirler. Jan Valjean yatağa düşer.